Arzu ÜNAL

Bir toplumun çocuklarına nasıl seslendiği, aslında geleceği nasıl tasavvur ettiğini gösterir.

Çocuklara yalnızca “uslu ol”, “sessiz dur”, “karışma”, “büyüklerin işine müdahale etme” denilen bir toplum, zamanla itaat eden fakat düşünmeyen bireyler yetiştirebilir.

Buna karşılık çocuğa “yiğidim”, “aslanım”, “beyim” diye seslenen bir kültür, ona yalnızca sevgi değil; şahsiyet, sorumluluk ve irade de kazandırmak ister.

Türk kültüründe çocuk, ailenin sadece korunması gereken küçük bir ferdi değildir. O, geleceğin aile büyüğü, askeri, öğretmeni, yöneticisi, esnafı, sanatkârı, âlimi ve devlet adamıdır.

Bu nedenle çocuğa söylenen söz, yalnızca bugünkü hâline değil; gelecekte üstleneceği role yöneliktir.

“Aslanım” denilen çocuk, güçlü olması gerektiğini öğrenir.

“Yiğidim” denilen çocuk, zorluk karşısında geri çekilmemeyi hisseder.

“Beyim” denilen çocuk, bir gün sözünün dinleneceği bir insan olması gerektiğini düşünür.

“Paşam” denilen çocuk, yönetmenin ayrıcalık değil sorumluluk olduğunu anlamaya hazırlanır.

Bu sözler, çocuğun zihnine küçük yaşta bir gelecek fikri yerleştirir.

ÇOCUĞA VERİLEN İLK DEVLET DERSİ AİLEDE BAŞLAR

Devlet fikri yalnızca anayasada, mecliste, orduda veya resmî kurumlarda öğrenilmez.

Devlet fikrinin ilk çekirdeği ailedir.

Ailede adalet varsa çocuk adaleti öğrenir.

Ailede görev paylaşımı varsa sorumluluğu öğrenir.

Ailede büyüklere saygı, küçüklere şefkat varsa toplumsal düzeni öğrenir.

Ailede verilen söz tutuluyorsa güveni öğrenir.

Ailede haksızlık karşısında susulmuyorsa vicdanı öğrenir.

Bu nedenle bir çocuğa “beyim” diye seslenmek, ona küçük yaşta bir devlet terbiyesi vermek anlamına da gelir.

Beylik, yalnızca yüksek bir makamda oturmak değildir. Beylik; sözünde durmak, adaletli davranmak, öfkesini kontrol etmek ve kendisinden güçsüz olanı korumaktır.

Türk devlet geleneğinde yönetici, yalnızca hükmeden kişi değildir. O, milletin yükünü omuzlayan kişidir.

Bu anlayış çocuğa aile içinde verilirse, büyüdüğünde makamı hizmet yeri olarak görür.

Ancak çocuk küçük yaşta her isteği yerine getirilen, hiç sorumluluk almayan, hata yaptığında korunup kollanan biri olarak yetişirse, ileride makamı da bir hizmet alanı değil, ayrıcalık aracı olarak görebilir.

İşte bu nedenle hitap ile terbiye yan yana yürümelidir.

“Paşam” demek kolaydır.

Paşa ahlakı kazandırmak zordur.

“Beyim” demek kolaydır.

Beylik sorumluluğunu öğretmek emek ister.

“Aslanım” demek kolaydır.

Gücünü mazlumdan yana kullanmayı öğretmek ise gerçek eğitimdir.

TÜRK KÜLTÜRÜNDE YİĞİTLİK BİR AHLAK MESELESİDİR

Bugün yiğitlik çoğu zaman fiziksel güçle karıştırılıyor.

Oysa Türk kültüründe yiğitlik, sadece savaşmak veya rakibini yenmek değildir.

Yiğit, doğruyu söyleyendir.

Haksızlık karşısında susmayandır.

Dostunu zor gününde terk etmeyendir.

Emanete ihanet etmeyendir.

Kendi hatasını kabul edebilen kişidir.

Özür dilemekten korkmayandır.

Kazanırken kibirlenmeyen, kaybederken onurunu kaybetmeyendir.

Dolayısıyla bir çocuğa “yiğidim” denildiğinde, ona sadece cesaret değil, ahlak da yüklenmektedir.

Yiğitlik, başkasını korkutmak değildir.

Yiğitlik, kendi korkusunu yenebilmektir.

Yiğitlik, herkes susarken konuşabilmektir.

Yiğitlik, kalabalığın yanlışına katılmamaktır.

Yiğitlik, çıkarına aykırı olsa bile adaletten vazgeçmemektir.

Bir milletin geleceği, yalnızca zeki çocuklarla kurulmaz.

Aynı zamanda ahlaklı ve cesur çocuklara ihtiyaç vardır.

Çünkü bilgi, karakterle birleşmezse insanı yüceltebileceği gibi tehlikeli de hâle getirebilir.

ÇOCUĞU ÖVMEK DEĞİL, ONA BİR ÖLÇÜ VERMEK

Bu hitapların asıl amacı çocuğu şımartmak değil, ona bir ölçü kazandırmaktır.

“Aslanım” sözü, çocuğa her istediğini yapma hakkı vermez.

Aksine ona, gücünün sorumluluğunu hatırlatır.

“Beyim” sözü, çocuğu evin hükümdarı yapmaz.

Ona, beyliğe yakışır davranması gerektiğini söyler.

“Paşam” sözü, herkesin ona hizmet edeceği anlamına gelmez.

Bir gün insanlara hizmet etmesi gerektiğini hatırlatır.

“Yiğidim” sözü, sürekli kavga etmesi gerektiğini anlatmaz.

Doğrunun yanında cesaretle durmasını öğretir.

“Koçum” sözü, inatçılığı yüceltmez.

Mücadelede sabırlı olmayı ifade eder.

Buradaki temel fark şudur:

Çocuğa verilen hitap, onun egosunu değil, karakterini büyütmelidir.

Eğer çocuk “Ben paşayım, herkes beni dinlemeli” anlayışıyla yetişiyorsa, hitabın ruhu kaybolmuş demektir.

Doğru anlayış şudur:

“Bana paşam deniliyorsa, ben daha fazla sorumluluk almalıyım.”

“Bana beyim deniliyorsa, davranışlarıma daha fazla dikkat etmeliyim.”

“Bana yiğidim deniliyorsa, haksızlık karşısında susmamalıyım.”

“Bana aslanım deniliyorsa, güçsüzü korumalıyım.”

İşte kültürel hitapların gerçek eğitici yönü burada ortaya çıkar.

EKRANLARIN ÇOCUKLARA VERDİĞİ YENİ KİMLİKLER

Geçmişte çocukların kişiliğini en çok aile, mahalle, okul ve yakın çevre şekillendirirdi.

Bugün ise bu alanlara bir de dijital dünya eklendi.

Çocuklar artık yalnızca anne ve babalarının sözlerini dinlemiyor.

Algoritmalar da onlara sesleniyor.

Sosyal medya onlara sürekli görünür olmalarını söylüyor.

Reklamlar daha fazla tüketmelerini istiyor.

Dijital oyunlar kazanmayı her şeyin önüne koyuyor.

Bazı içerikler hızlı şöhreti, kolay parayı ve gösterişli hayatı başarı olarak sunuyor.

Çocuk bu ortamda kendi değerini karakteriyle değil, beğeni sayısıyla ölçmeye başlayabiliyor.

İşte tam bu noktada ailelerin kullandığı kelimeler daha da önem kazanıyor.

Çocuğa yalnızca “Sen çok güzelsin” demek yetmez.

“Sen dürüstsün” de denilmelidir.

“Sen çok başarılısın” demek yetmez.

“Sen çalışkansın” da söylenmelidir.

“Sen çok özelsin” demek yetmez.

“Sen sorumluluk sahibisin” de denilmelidir.

“Aslanım”, “yiğidim”, “beyim” gibi hitaplar doğru anlamlarla desteklenirse, çocuğa ekranların sunduğu yapay kimliklere karşı güçlü bir iç kimlik kazandırabilir.

Çünkü kendisini ailesinin güven veren diliyle tanıyan çocuk, dış dünyanın her sözüne göre şekillenmez.

ÇOCUKLARIMIZI SADECE SINAVLARA DEĞİL, HAYATA HAZIRLAMALIYIZ

Modern eğitim sistemi çoğu zaman çocukları sınavlara hazırlıyor.

Daha yüksek puan.

Daha iyi okul.

Daha iyi bölüm.

Daha iyi meslek.

Bunların hepsi önemlidir.

Ancak çocuk yalnızca sınav kazanan bir birey olarak yetiştirilirse, hayatın gerçek sınavlarında zorlanabilir.

Hayat, yalnızca doğru cevapların bulunduğu bir test değildir.

Hayatta kayıplar vardır.

Hayal kırıklıkları vardır.

Haksızlıklar vardır.

Başarısızlıklar vardır.

Beklenmedik sorumluluklar vardır.

İşte “koçum”, “yiğidim”, “aslanım” gibi hitaplar çocuğa bu zorluklarla mücadele edebileceği duygusunu verir.

Fakat bu duygu yalnızca sözle bırakılmamalıdır.

Çocuğa görev verilmelidir.

Ev işlerine katılması sağlanmalıdır.

Kendi hatalarının sonuçlarıyla yüzleşmesine izin verilmelidir.

Başarısız olduğunda hemen kurtarılmamalıdır.

Küçük yaşta sorun çözmesi teşvik edilmelidir.

Çünkü sürekli korunan çocuk, hayat karşısında savunmasız kalabilir.

Gerçek sevgi, çocuğun önündeki bütün taşları temizlemek değildir.

Ona taşlı yolda nasıl yürüyeceğini öğretmektir.

KIZ ÇOCUKLARINA DA CESARET VE LİDERLİK DİLİ

Toplumumuzda erkek çocuklarına “aslanım”, “koçum”, “paşam” gibi güç ifade eden sözler daha sık söylenirken, kız çocuklarına çoğu zaman dış görünüş odaklı hitaplar kullanılmaktadır.

“Güzel kızım.”

“Prensesim.”

“Çiçeğim.”

Elbette bunlar sevgi dolu sözlerdir.

Ancak kız çocuklarına yalnızca güzelliği anlatan hitaplar kullanmak, onların kimliklerini daraltabilir.

Kız çocuklarına da:

“Cesur kızım.”

“Yiğit kızım.”

“Akıllı kızım.”

“Lider kızım.”

“Hanımım.”

“Güçlü kızım.”

diye seslenilmelidir.

Çünkü toplumun geleceğinde kadınlar yalnızca sevilen ve korunan kişiler değil; karar alan, üreten, yöneten, öğreten ve yol gösteren insanlar olacaktır.

Türk tarihindeki güçlü kadın şahsiyetler düşünüldüğünde, bu yaklaşım yeni değil; aksine kültürümüzün derin köklerine uygundur.

Tomris Hatun’dan Terken Hatun’a, Hayme Ana’dan Nene Hatun’a kadar Türk kadını tarih boyunca cesaretin, direncin ve liderliğin taşıyıcısı olmuştur.

Bu nedenle kız çocuklarına da güç ve sorumluluk diliyle hitap edilmelidir.

BABALARIN VE DEDELERİN KELİMELERİ NEDEN UNUTULMAZ?

İnsan çoğu zaman çocuklukta kendisine söylenen bir sözü ömür boyu unutmaz.

Bir babanın “Sana güveniyorum aslanım” sözü, yıllar sonra zor bir karar anında insanın zihninde yeniden yankılanabilir.

Bir dedenin “Bizim yiğidimiz vazgeçmez” sözü, başarısızlık karşısında yeniden ayağa kalkma gücü verebilir.

Bir annenin “Sen bunu yaparsın koçum” sözü, çocuğun kendi yeteneğine inanmasını sağlayabilir.

Çünkü çocuklukta duyulan sözler, yalnızca hatıra değildir.

Onlar insanın iç sesi hâline gelir.

Çocuk büyüdüğünde yanında annesi veya babası olmasa bile onların sözleri zihninde yaşamaya devam eder.

Bu nedenle yetişkinler çocuklara konuşurken yalnızca bugünü değil, onların gelecekteki iç sesini de şekillendirdiklerini bilmelidir.

Bir çocuk, yıllar sonra zorlandığında kendi kendine ne söyleyecektir?

“Ben yapamam mı?”

Yoksa:

“Ben bunu başarabilirim; çünkü bana güvenildi” mi?

İşte aile dili, bu sorunun cevabını belirler.

BİR MİLLETİN DİLİ, ONUN RUH HARİTASIDIR

Her milletin kelimeleri, o milletin dünyaya bakışını yansıtır.

Bazı toplumlar başarıyı servetle ölçer.

Bazıları makamla.

Bazıları şöhretle.

Türk kültüründe ise insanın değeri çoğu zaman yiğitliği, sözü, mertliği, misafirperverliği ve vefasıyla ölçülmüştür.

Bu nedenle dilimizde:

“Eline, beline, diline sahip ol.”

“Yiğit düştüğü yerden kalkar.”

“Beylik vermekle, yiğitlik vurmakla.”

“Er olan sözünden dönmez.”

“Alp başı darda gerek.”

gibi sözler vardır.

Bu sözlerin tamamı aynı ahlak dünyasını işaret eder.

İnsan güçlü olmalıdır; ancak adaletten ayrılmamalıdır.

İnsan cesur olmalıdır; ancak merhametini kaybetmemelidir.

İnsan yönetmelidir; ancak halkından kopmamalıdır.

İnsan mücadele etmelidir; ancak onurunu yitirmemelidir.

Çocuklara söylenen hitaplar da bu ruh haritasının parçalarıdır.

YENİ NESLE ESKİ KELİMELERLE YENİ BİR RUH VERMEK

Geleneksel hitapları korumak, geçmişi aynen tekrar etmek anlamına gelmez.

Asıl mesele, onların özündeki değerleri bugünün dünyasına taşımaktır.

Bugünün “aslanı”, yalnızca fiziksel olarak güçlü kişi değildir.

Bilgisiyle, ahlakıyla ve iradesiyle ayakta kalan insandır.

Bugünün “yiğidi”, yalnızca savaş meydanında cesaret gösteren kişi değildir.

Dijital linçe rağmen doğruyu savunabilen, çevresinin baskısına rağmen yanlışa katılmayan kişidir.

Bugünün “beyi”, geniş toprakları yöneten kişi değildir.

Bir kurumda, okulda, şirkette veya ailede adaletle davranan insandır.

Bugünün “paşası”, emir veren kişi değil; kriz anında sorumluluk alan liderdir.

Bugünün “koçu”, yalnızca fiziksel mücadele veren kişi değildir.

Bilim, teknoloji, sanat, ekonomi ve eğitim alanlarında yılmadan çalışan insandır.

Bu nedenle eski kelimeleri yalnızca nostalji olarak kullanmak yetmez.

Onlara çağın anlamını kazandırmalıyız.

GELECEĞİN TÜRKİYE’Sİ NASIL ÇOCUKLAR İSTİYOR?

Türkiye’nin geleceği yalnızca daha fazla mühendis, doktor, öğretmen veya yönetici yetiştirmekle kurulmayacaktır.

Aynı zamanda:

Bilgili ama kibirsiz,

Güçlü ama merhametli,

Cesur ama ölçülü,

Lider ama adaletli,

Vatansever ama dünyayı okuyabilen,

Teknoloji üreten ama insanlığını kaybetmeyen,

Başarılı ama vicdanlı

bir nesle ihtiyaç vardır.

Bu neslin yetişmesi yalnızca okulların görevi değildir.

Aile, sokak, medya, sanat, siyaset ve toplum hep birlikte bir eğitim ortamıdır.

Çocuk evde güzel sözler duyup dışarıda aşağılanıyorsa karakteri yaralanır.

Okulda erdem öğretilip televizyonda kolay yoldan zenginlik yüceltiliyorsa değerler çatışır.

Aile çocuğa “yiğidim” deyip onun yerine her sorunu çözüyor ise mücadele ruhu gelişmez.

Bu nedenle bütün kurumların aynı hedefe yönelmesi gerekir:

Şahsiyetli insan yetiştirmek.

SON SÖZ: ÇOCUKLARA SÖYLEDİĞİMİZ SÖZLER, YARININ DEVLET DİLİ OLACAKTIR

Bugün bir çocuğa söylenen “aslanım” sözü, yarın bir kriz karşısında dik durma cesaretine dönüşebilir.

“Yiğidim” sözü, haksızlık karşısında susmamaya dönüşebilir.

“Beyim” sözü, yönetirken adaletli davranmaya dönüşebilir.

“Paşam” sözü, zor zamanda sorumluluk almaya dönüşebilir.

“Koçum” sözü, başarısızlıktan sonra yeniden denemeye dönüşebilir.

Bu nedenle hitaplarımızı küçümsememeliyiz.

Çünkü milletlerin geleceği sadece büyük projelerde, güçlü ordularda, yüksek binalarda veya gelişmiş teknolojilerde kurulmaz.

Gelecek, önce çocukların kalbinde kurulur.

Çocuğun kalbine ekilen her söz, yıllar sonra davranış olarak ortaya çıkar.

Sevgiyle söylenen söz güvene dönüşür.

Sorumluluk yükleyen söz karaktere dönüşür.

Cesaret veren söz mücadeleye dönüşür.

Ahlak öğreten söz adalete dönüşür.

Bir çocuğa “aslanım” demek, ona yalnızca güçlü olduğunu söylemek değildir.

Ona gücünü iyilik için kullanması gerektiğini öğretmektir.

Bir çocuğa “yiğidim” demek, ona yalnızca cesaret vermek değildir.

Doğrunun yanında durma sorumluluğu yüklemektir.

Bir çocuğa “beyim” demek, onu yüceltmek değildir.

Ona vakar, ölçü ve adalet kazandırmaktır.

Bir çocuğa “paşam” demek, onu başkalarından üstün görmek değildir.

Ona milletine hizmet etme ülküsü vermektir.

Çünkü çocuklarımız yalnızca bizim evlatlarımız değildir.

Onlar milletin yarınıdır.

Onlar geleceğin öğretmenleri, mühendisleri, sanatçıları, komutanları, yöneticileri, bilim insanları ve devlet adamlarıdır.

Bugün onlara nasıl seslenirsek, yarın onlar dünyaya o sesle karşılık verecektir.

Bu nedenle çocuklarımıza:

“Aslanım, güçlü ol ama zalim olma.”

“Koçum, mücadele et ama haksızlık etme.”

“Yiğidim, cesur ol ama vicdanını kaybetme.”

“Beyim, yönet ama adaletten ayrılma.”

“Paşam, öne çık ama milletini arkada bırakma.”

demeliyiz.

Çünkü gerçek eğitim, çocuğa yalnızca kim olduğunu söylemek değil; nasıl bir insan olması gerektiğini de göstermektir.