İletişim
GÖNÜLLÜLÜK NE ANLAMA GELİR?
Gönüllülük, çoğu zaman yalnızca bir yardım faaliyeti olarak anlaşılır.
Bir ihtiyaç sahibine destek olmak…
Bir öğrenciye burs vermek…
Bir afet bölgesine yardım taşımak…
Bir yaşlının kapısını çalmak…
Elbette bunların tamamı gönüllülüğün önemli parçalarıdır.
Fakat gönüllülük bundan çok daha derin bir anlam taşır.
Gönüllülük; insanın yalnızca cebini değil, zamanını, bilgisini, emeğini, tecrübesini, vicdanını ve yüreğini başkalarıyla paylaşmasıdır.
Gönüllülük, bir karşılık beklemeden sorumluluk almaktır.
Gönüllülük, “Beni ilgilendirmez” demek yerine “Ben ne yapabilirim?” diye sormaktır.
Gönüllülük, toplumun sessiz kalan yerlerinde vicdanın konuşmasıdır.
Gönüllülük Bir Tercih Değil, İnsanlık Sorumluluğudur
İnsan, yalnız yaşayan bir varlık değildir.
Doğar doğmaz bir aileye, bir çevreye, bir topluma ve bir medeniyete dâhil olur.
Büyürken başkalarının emeğinden faydalanır.
Bir öğretmenin bilgisini alır.
Bir doktorun şefkatinden yararlanır.
Bir çiftçinin ürettiğiyle beslenir.
Bir işçinin emeğiyle kurulan şehirlerde yaşar.
Bir askerin nöbeti sayesinde güven içinde uyur.
Bir annenin duası, bir babanın fedakârlığı ve toplumun ortak birikimiyle hayata hazırlanır.
Bu nedenle gönüllülük, insanın topluma olan manevi borcunu ödeme biçimlerinden biridir.
Kendisine verilenleri yalnızca tüketmeyip, elindekileri yeniden topluma sunmasıdır.
Gönüllü insan, hayatı yalnızca “Ben ne kazanacağım?” sorusuyla yaşamaz.
Aynı zamanda “Ben ne katabilirim?” diye düşünür.
İşte insanı bencillikten çıkaran, topluma bağlayan ve hayata anlam kazandıran temel duygu budur.
Gönüllülük Karşılıksızdır, Ama Değersiz Değildir
Gönüllülükte maddi karşılık beklenmez.
Fakat bu, yapılan işin değersiz olduğu anlamına gelmez.
Aksine gönüllülük, fiyatı olmayan ama değeri çok yüksek bir hizmettir.
Bir çocuğun eğitimine ayrılan bir saat…
Bir gence yapılan rehberlik…
Bir hastanın yanında geçirilen bir gün…
Bir afet bölgesinde taşınan bir koli…
Bir yalnız insanla yapılan samimi bir sohbet…
Bunların hiçbirinin gerçek değeri para ile ölçülemez.
Çünkü gönüllü emeğin karşılığı çoğu zaman bir teşekkür, bir tebessüm, bir dua veya değişen bir hayattır.
Gönüllülük kazançsız değildir.
Sadece kazancı maddi değildir.
İnsana huzur kazandırır.
Topluma güven kazandırır.
Geleceğe umut kazandırır.
Gönüllülük Sadece Yardım Vermek Değildir
Gönüllülüğü yalnızca yardım dağıtmakla sınırlandırmak büyük bir eksikliktir.
Çünkü herkesin verebileceği şey farklıdır.
Bir insanın parası vardır, paylaşır.
Bir insanın bilgisi vardır, öğretir.
Bir insanın tecrübesi vardır, yol gösterir.
Bir insanın zamanı vardır, hizmet eder.
Bir insanın çevresi vardır, insanları buluşturur.
Bir insanın sözü vardır, cesaret verir.
Bir insanın kalemi vardır, toplumu bilinçlendirir.
Bir insanın duası vardır, gönülden destek olur.
Demek ki gönüllülük, yalnızca maddi imkânı olanların yapabileceği bir iş değildir.
Her insanın paylaşabileceği bir değeri vardır.
Önemli olan, elindekini küçümsememektir.
Bazen bir telefon görüşmesi bir insanın hayatını değiştirebilir.
Bazen doğru bir yönlendirme, yıllarca süren bir sıkıntıyı çözebilir.
Bazen yalnızca dinlemek bile büyük bir iyilik olabilir.
Gönüllülük, Vicdanın Harekete Geçmesidir
Vicdan yalnızca üzülmek değildir.
Vicdan, görülen bir haksızlık karşısında sorumluluk hissetmektir.
Bir çocuğun açlığını görüp üzülmek insani bir duygudur.
Fakat o çocuğa ulaşmak için harekete geçmek gönüllülüktür.
Bir öğrencinin imkânsızlığını fark etmek duyarlılıktır.
Onun eğitimine katkı sunmak gönüllülüktür.
Bir yaşlının yalnızlığını bilmek merhamettir.
Onun kapısını çalmak gönüllülüktür.
Yani gönüllülük, duygunun eyleme dönüşmesidir.
İyi niyetin sorumluluğa dönüşmesidir.
Merhametin planlı ve faydalı bir hizmete dönüşmesidir.
Toplumların ihtiyacı yalnızca iyi kalpli insanlar değildir.
İyi kalbini harekete geçiren insanlardır.
Gönüllülük, İnsanları Buluşturma Sanatıdır
Bazen gönüllülük, doğrudan yardım etmekten çok daha stratejik bir görev üstlenir.
İhtiyaç sahibiyle imkân sahibini buluşturmak…
Gençlerle tecrübeli insanları bir araya getirmek…
Bir öğrenciyi ona destek olacak eğitimciyle tanıştırmak…
Bir girişimciyi doğru çevreyle buluşturmak…
Bir köyün ihtiyacını ilgili kurumlara ulaştırmak…
Bunların tamamı gönüllülüktür.
Çünkü herkes her sorunu tek başına çözemez.
Fakat doğru insanları bir araya getirmek, çözümün kapısını açabilir.
Bu nedenle gönüllü, her zaman yardım veren kişi değildir.
Bazen gönüllü, iyiliğe vesile olan kişidir.
Vesile olmak küçümsenecek bir görev değildir.
Bir hayatın değişmesine, bir umudun büyümesine ve bir toplumsal bağın kurulmasına neden olabilir.
Gönüllülük Güven Üretir
Bir toplumun gerçek gücü yalnızca ekonomik büyüklüğüyle ölçülmez.
İnsanların birbirine duyduğu güven de en az ekonomi kadar önemlidir.
İnsanlar birbirine güvenmiyorsa dayanışma zayıflar.
Herkes yalnızca kendi hayatını düşünmeye başlar.
Ortak sorumluluk duygusu kaybolur.
Toplum, kalabalık hâlde yaşayan yalnız bireylerden oluşur.
Gönüllülük bu kopuşu azaltır.
İnsanların birbirini tanımasını sağlar.
Farklı kesimleri ortak bir amaçta buluşturur.
Yardım edenle yardım alan arasında insanlık bağı kurar.
Bir şehirde “Ben yalnız değilim” duygusunu güçlendirir.
Bu bakımdan gönüllülük yalnızca sosyal yardım değildir.
Aynı zamanda toplumsal güvenin yeniden inşa edilmesidir.
Gönüllülük Kriz Zamanlarında Toplumun Sigortasıdır
Afetler, savaşlar, ekonomik sıkıntılar ve toplumsal krizler bize önemli bir gerçeği gösterir:
Her şeyi yalnızca resmî kurumların yapması mümkün değildir.
Devletin gücü ve kurumsal yapılar elbette çok önemlidir.
Ancak kriz anlarında gönüllüler toplumun en hızlı harekete geçen güçlerinden biri olur.
Enkaz başında çalışanlar…
Yardım kolisi hazırlayanlar…
Kan bağışına koşanlar…
Evini misafirlere açanlar…
Çocuklara psikolojik destek verenler…
Sahipsiz hayvanları koruyanlar…
Bütün bu insanlar, gönüllülüğün görünmeyen kahramanlarıdır.
Bu nedenle gönüllülük yalnızca iyi zamanların faaliyeti değildir.
Bir toplumun zor zamanlarda ayakta kalmasını sağlayan stratejik dayanışma gücüdür.
Gönüllülük ağı güçlü olan toplumlar krizlere karşı daha dayanıklıdır.
Çünkü insanlar birbirine ulaşmayı, organize olmayı ve sorumluluk almayı bilir.
Gönüllülük Eğitimle Başlar
Gönüllülük bir anda ortaya çıkmaz.
Çocuklukta öğrenilir.
Ailede görülür.
Okulda geliştirilir.
Toplumda örneklerle güçlenir.
Çocuğa yalnızca başarılı olmayı öğretmek yeterli değildir.
Paylaşmayı da öğretmek gerekir.
Yalnızca kazanmayı değil, kazandığını topluma sunmayı da öğretmek gerekir.
Yalnızca öne çıkmayı değil, geride kalana el uzatmayı da öğretmek gerekir.
Bir çocuk küçük yaşta yaşlıya saygıyı, ihtiyaç sahibine yardımı, çevreyi korumayı ve ortak sorumluluk almayı öğrenirse, büyüdüğünde gönüllülüğü hayatının doğal bir parçası hâline getirir.
Bu nedenle gönüllülük kültürü, gelecek nesillerin karakter eğitimidir.
Gençlik ve Gönüllülük
Gençler enerjileri, fikirleri ve cesaretleriyle gönüllülük hareketlerinin en önemli gücüdür.
Ancak gençleri yalnızca hizmet alan kesim olarak görmek yanlıştır.
Gençler aynı zamanda çözüm üreten, proje geliştiren ve topluma yön veren bireylerdir.
Bir genç, bir köy okulunda çocuklara ders verebilir.
Bir teknoloji projesi geliştirebilir.
Bir çevre kampanyası başlatabilir.
Bir yaşlıya dijital dünyayı öğretebilir.
Afet bilinci çalışmasına katılabilir.
Kültürel mirasın tanıtımına destek olabilir.
Gençlerin gönüllülüğe katılması onların özgüvenini, sorumluluk duygusunu ve liderlik becerilerini geliştirir.
Çünkü gönüllülük gençlere yalnızca başkalarına yardım etmeyi değil, hayatı ve toplumu anlamayı da öğretir.
Gönüllülükte Şeffaflık ve Güven Şarttır
Gönüllülük iyi niyetle başlar.
Fakat yalnızca iyi niyet yeterli değildir.
Yapılan çalışmaların planlı, şeffaf, adil ve güvenilir olması gerekir.
İhtiyaçlar doğru belirlenmelidir.
Kaynaklar doğru kişilere ulaştırılmalıdır.
Yardım alan insanların onuru korunmalıdır.
Gösterişten ve istismardan uzak durulmalıdır.
Hesap verilebilirlik sağlanmalıdır.
Çünkü güven kaybolduğunda gönüllülük zayıflar.
İnsanlar yardım etmekten çekinir.
İhtiyaç sahipleri de kendilerini güvende hissetmez.
Gerçek gönüllülükte yardım eden görünmek için değil, faydalı olmak için hareket eder.
Yardım alan kişi de teşhir edilmez, incitilmez ve minnet altında bırakılmaz.
Gönüllülük Bir Günlük Faaliyet Değildir
Bazı insanlar gönüllülüğü özel günlerde yapılan kampanyalardan ibaret sanır.
Oysa gönüllülük bir hayat biçimidir.
Sadece afet olduğunda hatırlanmaz.
Sadece bayramlarda yardım yapılmaz.
Sadece fotoğraf çekilecek zamanlarda ortaya çıkılmaz.
Gerçek gönüllülük süreklilik ister.
Düzenli takip ister.
Sabır ister.
Sorumluluk ister.
Bir öğrencinin yanında bir gün değil, ihtiyaç duyduğu süre boyunca olmak önemlidir.
Bir aileye yalnızca bir paket değil, kalıcı çözüm yolları sunmak gerekir.
Bir gence yalnızca öğüt değil, gerçek fırsat vermek gerekir.
Gönüllülük anlık duygudan kalıcı hizmete dönüşmelidir.
Gönüllülük İnsanı da Dönüştürür
Gönüllü çalışmaların yalnızca yardım alan kişiyi değiştirdiği düşünülür.
Oysa gönüllülük, yardım eden insanı da dönüştürür.
İnsan farklı hayatları tanır.
Kendi sahip olduklarının değerini anlar.
Şükretmeyi öğrenir.
Empati kurar.
Önyargılarından uzaklaşır.
Sabırlı ve sorumlu olur.
Hayatın yalnızca kişisel hedeflerden ibaret olmadığını fark eder.
Bu nedenle gönüllülük, insanın iç dünyasını zenginleştiren bir eğitimdir.
Başkalarına dokunurken insan kendi ruhuna da dokunur.
Bir gönlü onarırken kendi kalbini de güzelleştirir.
Gönüllülük Medeniyetimizin Temelidir
Bizim kültürümüzde gönüllülük yeni bir kavram değildir.
Vakıflar, imarethaneler, aşevleri, sadaka taşları, kervansaraylar, misafirhaneler ve mahalle dayanışması, bu anlayışın tarihî örnekleridir.
İnsanlar yalnızca yakınlarına değil, tanımadıkları kişilere, yolculara, yoksullara, yetimlere ve hatta hayvanlara hizmet edecek yapılar kurmuştur.
Bu büyük medeniyet anlayışında iyilik kişisel bir gösteri değil, toplumsal bir sorumluluktu.
Sağ elin verdiğini sol el bilmezdi.
Yardım alanın onuru korunurdu.
İyilik, insan ile Yaradan arasındaki samimi bir emanet olarak görülürdü.
Bugün yapılması gereken, bu kadim gönüllülük ruhunu çağın imkânlarıyla yeniden güçlendirmektir.
Teknolojiyi, iletişimi ve kurumsal yapıları kullanarak iyiliği daha organize, daha hızlı ve daha sürdürülebilir hâle getirmektir.
Gönüllülük Dünyayı Değiştirebilir mi?
Tek bir gönüllü dünyanın bütün sorunlarını çözemez.
Tek bir kurum da bütün ihtiyaçlara yetişemez.
Ancak bu, gönüllülüğün etkisiz olduğu anlamına gelmez.
Bir insan bir çocuğun hayatını değiştirebilir.
Bir grup bir mahallenin kaderini değiştirebilir.
Bir platform bir şehrin dayanışma kültürünü güçlendirebilir.
Bir hareket bir ülkenin vicdanını harekete geçirebilir.
Dünya büyük sözlerle değil, küçük ama samimi adımlarla değişir.
Her insan bulunduğu yerde sorumluluk alsa, toplumun birçok yarası hafifler.
Bu nedenle gönüllülük, imkânsızı bir anda gerçekleştirmek değil; mümkün olanı ertelememektir.
Gönüllülük Gönülden Gelen Sorumluluktur
Gönüllülük ne anlama gelir?
Gönüllülük, insanı insana emanet bilmektir.
Gönüllülük, bir başkasının derdine kayıtsız kalmamaktır.
Gönüllülük, imkânını paylaşmaktır.
Gönüllülük, bilgiyi, zamanı, emeği ve sevgiyi çoğaltmaktır.
Gönüllülük, hiçbir karşılık beklemeden sorumluluk almaktır.
Gönüllülük, iyiliğin gerçekleşmesine vesile olmaktır.
Gönüllülük, yalnızca başkasının hayatını değil, kendi kalbini de değiştirmektir.
Ve en önemlisi:
Gönüllülük, “Bu dünya bana ne verdi?” sorusundan önce, “Ben bu dünyaya ne bırakacağım?” diye sorabilmektir.
Çünkü insanın geride bıraktığı en büyük miras, sahip olduğu servet değil; dokunduğu hayatlar, kazandığı gönüller ve vesile olduğu iyiliklerdir.
Gönüllülük, gönülden gelen bir hizmettir.
Gönüllülük, insan olmanın en güzel hâlidir.
