Arzu ÜNAL

Bugünün çocukları, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar çok oyuncağa, ekrana, oyuna ve dijital imkâna sahip. Ancak bütün bu imkânların ortasında giderek daha fazla yalnızlaşıyorlar.

Aynı evin içinde yaşayan fakat birbirinden uzaklaşan aileler çoğalıyor. Anne başka bir ekrana, baba başka bir gündeme, çocuk ise kendi dijital dünyasına kapanıyor. Evler kalabalıklaşıyor ama sohbetler azalıyor. İmkânlar artıyor fakat birlikte geçirilen nitelikli zaman daralıyor.

Oysa bir çocuğun hafızasında en derin izleri bırakan şey, çoğu zaman kendisine alınan pahalı bir oyuncak değildir. Ailece izlenen bir tiyatro oyunu, birlikte gidilen bir konser, çıkılan bir yolculuk, büyükanneyle yapılan uzun bir sohbet veya büyükbabanın anlattığı eski bir hatıra, yıllar sonra bile unutulmayabilir.

Çünkü çocuklar, kendilerine alınanları değil, kendileriyle birlikte yaşananları hatırlar.

Çocuk İçin En Değerli Hediye: Zaman

Bir çocuğa verilebilecek en kıymetli hediyelerden biri zamandır.

Ancak burada sözünü ettiğimiz zaman, aynı odada bulunmak değildir. Gerçek anlamda birlikte olmak; çocuğun gözlerine bakmak, onu dinlemek, sorularına cevap vermek, heyecanını paylaşmak ve onun dünyasına misafir olabilmektir.

Birlikte gidilen bir tiyatro oyunu, yalnızca bir eğlence faaliyeti değildir. Çocuk sahnedeki karakterler aracılığıyla iyilik, kötülük, cesaret, dostluk, fedakârlık ve adalet gibi kavramları görür. Hayal gücü gelişir, farklı hayatları tanır, olaylara başka insanların gözünden bakmayı öğrenir.

Bir konser de yalnızca müzik dinlemek değildir. Çocuk, yüzlerce insanın aynı melodi etrafında buluşabildiğini görür. Ritim duygusu, estetik anlayışı ve kültürel birikimi gelişir. Anne ve babasının sevdiği ezgileri tanırken ailesinin duygu dünyasına da yaklaşır.

Bazen iki saatlik bir tiyatro oyunu, yıllarca süren bir nasihatten daha etkili olabilir.

Hatıra Biriktiren Aileler Güçlü Kalır

Güçlü aileler yalnızca aynı soyadını taşıyan insanlardan oluşmaz. Güçlü aileler, ortak hatıraları olan insanlardan oluşur.

Birlikte gidilen ilk konser…

Çocuğun sahnede gördüğü bir karakterden etkilenmesi…

Dönüş yolunda yapılan sohbet…

Birlikte yenilen küçük bir yemek…

Büyükannenin gençliğini anlatması…

Büyükbabanın çocukluk yıllarından söz etmesi…

Bunların her biri aile hafızasına eklenen görünmez bir tuğladır.

Çocuk büyüdüğünde hayatın farklı yönlere savurduğu aile bireylerini bir arada tutan bağ, çoğu zaman bu ortak hatıralar olur. Aynı fotoğrafa bakıp aynı günü hatırlayabilmek, aile olmanın en güçlü işaretlerinden biridir.

Bu nedenle çocuklara yalnızca eşya değil, hatıra da bırakmalıyız.

Oyuncak eskir.

Kıyafet küçülür.

Telefonun modeli değişir.

Fakat çocukken annesiyle izlediği bir oyun, babasıyla dinlediği bir konser veya dedesiyle yaptığı bir yolculuk, hayat boyunca onunla kalabilir.

Akrabalık Sadece Bir Kelime Değildir

Büyükanne, büyükbaba, amca, dayı, hala ve teyze gibi kavramlar, yalnızca akrabalık derecelerini anlatan kelimeler değildir.

Bunların her biri, bir çocuğun hayatındaki taşıyıcı kolonlardır.

Anne ve baba çocuğun merkezidir; fakat geniş aile, onun dünyasını büyütür. Çocuk farklı yaşlardan, farklı tecrübelerden ve farklı karakterlerden insanlarla ilişki kurmayı öğrenir. Büyüklerinin sevgisini, kuzenlerinin arkadaşlığını, akrabalarının dayanışmasını yaşar.

Büyükanne şefkatin başka bir dilidir.

Büyükbaba geçmişle bugün arasında kurulan köprüdür.

Teyze bazen ikinci bir anne, amca bazen güven veren bir omuz, hala bazen aile tarihini taşıyan canlı bir hafıza olur.

Bu ilişkiler çocuğa yalnız olmadığını hissettirir. Arkasında geniş bir aile bulunduğunu bilen çocuk, hayata daha güvenli bakabilir. Kendisini yalnızca anne ve babasının değil, daha büyük bir aidiyet halkasının parçası olarak görür.

Bu aidiyet duygusu, çocuğun psikolojik dayanıklılığını da güçlendirir.

Çocuğun Kökleri Aile Büyüklerindedir

Bir çocuk kim olduğunu yalnızca nüfus cüzdanından öğrenmez. Kimliğini, ailesinden dinlediği hikâyelerle kurar.

“Nereden geldik?”

“Dedemiz ne iş yapardı?”

“Ailemiz hangi zorluklardan geçti?”

“Büyükannem çocukken nasıl yaşardı?”

“Bayramlar eskiden nasıl kutlanırdı?”

Bu sorulara verilen cevaplar, çocuğun zihninde bir kök bilinci oluşturur.

Köklerini bilen çocuk, rüzgâr karşısında daha sağlam durur. Geçmişini tanıyan insan, kendisini yalnızca bugünün geçici modalarıyla tarif etmez. Ailesinin mücadelesini, değerlerini ve tecrübelerini öğrenir.

Bu nedenle aile büyükleriyle geçirilen zaman, yalnızca sevgi paylaşımı değildir; aynı zamanda kültür aktarımıdır.

Bir büyükbabanın anlattığı hatıra, bazen tarih kitabında bulunmayan bir gerçeği taşır. Bir büyükannenin öğrettiği yemek, yalnızca bir tarif değil, nesilden nesile aktarılan bir kültürdür. Bayram ziyaretleri, düğünler, sofralar ve aile sohbetleri, çocuğun kimlik inşasının görünmeyen parçalarıdır.

Yaz Tatili Sadece Dinlenme Zamanı Değildir

Yaz tatili çoğu aile için deniz, otel, yolculuk ve eğlence anlamına geliyor. Elbette çocukların dinlenmeye, oyun oynamaya ve yeni yerler görmeye ihtiyacı vardır. Ancak yaz tatili aynı zamanda ihmal edilen aile bağlarını onarmak için önemli bir fırsattır.

Okul döneminde dersler, sınavlar, iş hayatı ve günlük koşuşturma nedeniyle ertelenen ziyaretler yaz aylarında gerçekleştirilebilir.

Çocuklar büyükanne ve büyükbabalarıyla daha uzun süre kalabilir.

Aile köyüne veya memlekete gidilebilir.

Akrabalar ziyaret edilebilir.

Birlikte tiyatroya, konsere, müzeye veya tarihî bir mekâna gidilebilir.

Ailece kitap okunabilir, eski fotoğraflar incelenebilir, aile büyüklerinden geçmişe ait hatıralar dinlenebilir.

Yaz tatilini yalnızca çocuğun zamanını doldurmak için değil, ruhunu ve aidiyet duygusunu beslemek için değerlendirmeliyiz.

Çünkü çocukların programını etkinliklerle doldurmak kolaydır; fakat kalbini aile sevgisiyle doldurmak emek ister.

Ekranların Aldığını Aile Geri Vermelidir

Dijital çağ çocuklara büyük imkânlar sundu. Ancak aynı zamanda onları gerçek ilişkilerden uzaklaştırma riski de taşıyor.

Bir çocuk, sosyal medya üzerinden yüzlerce insanı takip edebilir fakat kendi büyükbabasının hayat hikâyesini bilmeyebilir. Dünyanın öbür ucundaki bir sanatçıyı tanıyabilir ama teyzesinin hangi şehirde yaşadığını hatırlamayabilir. Çevrim içi oyunlarda ekip kurabilir fakat kuzenleriyle aynı sofraya oturmayı gereksiz görebilir.

Bu durum yalnızca çocukların suçu değildir.

Çocuk ne görürse onu öğrenir. Anne ve baba sürekli telefonla meşgulse, çocuk da ilişkilerin ekrandan yürütülebileceğini düşünür. Akraba ziyaretleri gereksiz görülüyorsa, çocuk aile bağlarını önemsiz kabul eder.

Bu nedenle yetişkinler önce kendi davranışlarını değiştirmelidir.

Telefonların bir kenara bırakıldığı aile sofraları kurulmalıdır.

Birlikte yapılan yürüyüşler artırılmalıdır.

Aile büyükleri düzenli olarak aranmalı ve ziyaret edilmelidir.

Çocuklar yalnızca alışveriş merkezlerine değil, tiyatroya, konsere, müzeye, kütüphaneye ve tarihî mekânlara da götürülmelidir.

Ekranların daralttığı dünyayı, gerçek hayatın zenginliğiyle yeniden büyütmeliyiz.

Sanat Aile İçindeki Sohbeti Çoğaltır

Ailece katılınan kültür ve sanat etkinliklerinin en önemli faydalarından biri de ortak bir konuşma alanı oluşturmasıdır.

Tiyatrodan çıktıktan sonra çocuğa şu sorular sorulabilir:

“En çok hangi karakteri sevdin?”

“Sence kahraman doğru mu davrandı?”

“Sen onun yerinde olsaydın ne yapardın?”

“Bu hikâye sana ne düşündürdü?”

Bu sorular çocuğun düşünme, yorumlama ve kendisini ifade etme becerisini geliştirir. Anne ve baba da çocuğun dünyasında nelerin yer ettiğini daha iyi anlar.

Aynı durum konserler, filmler, müzeler ve geziler için de geçerlidir. Önemli olan yalnızca bir etkinliğe katılmak değil, o etkinlik üzerinden çocukla iletişim kurmaktır.

Sanat, bazen aile içinde söylenemeyen duyguları görünür hâle getirir. Çocuk sahnedeki bir olay üzerinden kendi korkusunu, sevincini veya merakını anlatabilir. Böylece aile, çocuğun iç dünyasına daha kolay ulaşır.

Kalabalık Aile Değil, İlişkili Aile Olmak

Aile bireylerinin çok olması tek başına güçlü bir aile anlamına gelmez. Önemli olan insanların birbirleriyle gerçek bir bağ kurabilmesidir.

Aynı soy ağacında bulunmak yetmez; aynı duyguda buluşmak gerekir.

Çocuk, akrabalarının isimlerini bilmekle kalmamalı; onların sevgisini de hissetmelidir. Bayramdan bayrama yapılan kısa ziyaretler yerine, daha düzenli ve samimi ilişkiler kurulmalıdır.

Elbette her ailede kırgınlıklar, anlaşmazlıklar ve geçmişten kalan sorunlar olabilir. Ancak yetişkinlerin çözemediği meselelerin bedelini çocuklara ödetmek doğru değildir. Çocuklar, aile büyüklerinden ve akrabalarından uzak büyütülmemelidir.

Mümkün olan her durumda aile bağlarını korumak, çocukların duygusal zenginliği açısından önemlidir.

Çünkü çocuk aile içinde farklı insanlarla ilişki kurdukça paylaşmayı, sabretmeyi, saygı göstermeyi ve farklılıklara uyum sağlamayı öğrenir.

Çocukların Hafızasında Nasıl Kalacağız?

Her anne ve baba kendisine şu soruyu sormalıdır:

Çocuğum beni yıllar sonra nasıl hatırlayacak?

Sürekli çalışan, sürekli yorgun, sürekli telefona bakan biri olarak mı?

Yoksa onunla tiyatroya giden, müzik dinleyen, sohbet eden, birlikte gülen ve hayatı paylaşan biri olarak mı?

Çocukluk çok hızlı geçer. Bugün elinden tuttuğumuz çocuk, yarın kendi hayatına doğru yürüyecek. Bugün ertelenen bir gezi, yarın mümkün olmayabilir. Bugün dinlenmeyen bir hikâye, yarın anlatılacak kişiyi bulamayabilir.

Büyükanneler ve büyükbabalar sonsuza kadar yaşamaz.

Çocuklar da sonsuza kadar çocuk kalmaz.

Bu nedenle ailece geçirilebilecek zamanın kıymeti bilinmelidir.

En Büyük Servet, Sevgiyle Hatırlanmaktır

Çocuklara ev, para, mal ve mülk bırakmak elbette değerlidir. Fakat bunların hiçbiri sevgi dolu bir çocukluğun yerini tutamaz.

Bir insanın hayat boyu taşıdığı en büyük servetlerden biri, kendisini güvende ve değerli hissettiği aile hatıralarıdır.

Ailece izlenen bir tiyatro oyunu…

Birlikte söylenen bir şarkı…

Büyükbabanın dizinin dibinde dinlenen bir hikâye…

Büyükannenin hazırladığı sofrada edilen sohbet…

Akrabalarla geçirilen bir bayram…

Bütün bunlar, çocuğun ruhunda görünmeyen fakat güçlü bir temel oluşturur.

Çocuklara bırakacağımız en büyük miras, yalnızca sahip olduklarımız değildir.

Onlarla birlikte yaşadıklarımızdır.

Çünkü çocuk büyüdüğünde, kendisine alınan oyuncakların çoğunu unutabilir.

Ama elinden tutan eli, kendisini dinleyen yüzü, birlikte gidilen o tiyatroyu ve ailece söylenen o şarkıyı unutmaz.

Aile olmak, aynı evde yaşamak değil; aynı hatıralarda yaşamaya devam edebilmektir.