Arzu ÜNAL
Geçmişi Hatırlamak Değil, Geleceği İnşa Etmektir
Hacı Bektaş-ı Veli’yi anmak, yalnızca büyük bir mutasavvıfın hatırasını yaşatmak değildir. Asıl mesele, onun asırlar öncesinden bugüne ulaşan insan, ahlak, adalet, birlik ve kardeşlik anlayışını çağımızın meseleleri karşısında yeniden düşünmektir.
Bugün dünyanın en büyük problemi bilgi eksikliği değildir. İnsanlık hiç olmadığı kadar çok bilgiye erişiyor. Fakat aynı ölçüde huzura, merhamete, adalete ve birlikte yaşama iradesine ulaşamıyor.
İşte tam burada Hacı Bektaş-ı Veli’nin düşünce dünyası yeniden önem kazanıyor.
Onun adıyla özdeşleşen şu kısa ifade bile büyük bir medeniyet programını içinde taşır:
“İncinsen de incitme.”
Bu söz, sadece bireysel ahlak tavsiyesi değildir. Aileden siyasete, toplum hayatından devlet yönetimine kadar uzanan çok güçlü bir insanlık ilkesidir.
“İncinsen de İncitme” Bir Zayıflık Çağrısı Değildir
Bu söz çoğu zaman yalnızca hoşgörü ve sabır çerçevesinde okunuyor. Oysa daha derin düşünüldüğünde burada çok güçlü bir irade anlayışı vardır.
İnsan incindiğinde öfkelenebilir.
Haksızlığa uğradığında karşılık vermek isteyebilir.
Kendisine kötülük yapıldığında aynı kötülüğü yapmak kolaydır.
Asıl güç ise insanın kendisine yapılan yanlışın kendi karakterini bozmasına izin vermemesidir.
Bu nedenle “incinsen de incitme” demek, “haksızlığa sessiz kal” demek değildir.
Tam tersine:
Haksızlığa karşı çık ama zalimleşme.
Mücadele et ama insanlığını kaybetme.
Haklı ol ama hakkını ararken başkasının hakkını çiğneme.
Bu, yüksek bir ahlak disiplinidir.
Bir Toplumun Geleceğini Ahlakı Belirler
Devletler yalnızca ekonomik büyüklükleriyle güçlü olmaz.
Ordular önemlidir.
Ekonomi önemlidir.
Teknoloji önemlidir.
Eğitim önemlidir.
Fakat bunların hepsinin üzerinde insan kalitesi vardır.
Çünkü teknolojiyi kullanan insandır.
Devleti yöneten insandır.
Adaleti uygulayan insandır.
Ekonomiyi yöneten yine insandır.
İnsan bozulursa kurum bozulur.
Kurum bozulursa devlet zayıflar.
Bu nedenle Hacı Bektaş-ı Veli’nin insan merkezli düşüncesi, aslında bir devlet ve toplum felsefesi olarak da okunmalıdır.
İnsanı düzeltmeden sistemi düzeltmek mümkün değildir.
Kalpleri Birleştiremeyen Devletler Uzun Ömürlü Olamaz
Türk tarihine baktığımızda büyük devletlerin yalnızca askeri güçle ayakta kalmadığını görürüz.
Anadolu’nun yurt haline gelmesinde kılıç kadar gönül de etkili olmuştur.
Ahmet Yesevî’den Yunus Emre’ye, Mevlânâ’dan Hacı Bektaş-ı Veli’ye uzanan gönül insanları toplumun manevi dokusunu oluşturmuştur.
Onların dili insanları ayıran değil birleştiren bir dildi.
Çünkü medeniyet yalnızca şehir kurmak değildir.
Medeniyet insanları aynı geleceğin etrafında buluşturabilmektir.
Bugün Türkiye’nin ve Türk dünyasının da yeniden ihtiyaç duyduğu şey budur:
Gönül birliği.
Farklılıkları Tehdit Değil Zenginlik Olarak Görmek
Hacı Bektaş-ı Veli düşüncesinin en önemli yönlerinden biri insanı merkeze almasıdır.
Dil farklı olabilir.
Mezhep farklı olabilir.
Bölge farklı olabilir.
Sosyal durum farklı olabilir.
Ama insanın onuru ortaktır.
Bugün toplumları en fazla zayıflatan meselelerden biri kimlikler üzerinden oluşturulan kutuplaşmadır.
Siyaset, mezhep, etnik kimlik veya ideoloji insanları birbirinden uzaklaştırdığında ortak gelecek duygusu zayıflar.
Bir toplumun en tehlikeli kırılması ekonomik kriz değildir.
Birbirine güvenmeyen insanların oluşturduğu toplumdur.
Çünkü güven biterse dayanışma biter.
Dayanışma biterse ortak gelecek duygusu da kaybolur.
Dili Düzeltmeden Toplumu Düzeltemeyiz
Bugün sosyal medya çağında milyonlarca insan her gün birbirini inciten kelimeler kullanıyor.
Hakaret sıradanlaşıyor.
Öfke hızla yayılıyor.
İnsanlar birbirlerini dinlemek yerine birbirlerini susturmaya çalışıyor.
Hacı Bektaş-ı Veli’nin düşüncesi burada da bize bir ölçü sunuyor.
Söz yalnızca iletişim aracı değildir.
Söz aynı zamanda toplumu kuran veya yıkan güçtür.
Bir kelime insanı ayağa kaldırabilir.
Bir kelime insanı yıllarca taşıyabileceği bir yarayla bırakabilir.
Bu nedenle yeni çağın en önemli ahlak meselelerinden biri dijital ahlaktır.
“İncinsen de incitme” sözü bugün sosyal medya için de geçerlidir.
Devlet Yönetiminde Hacı Bektaş-ı Veli Ölçüsü
Bu düşünceyi yalnızca bireysel hayata hapsetmek yanlış olur.
Devlet yönetiminde de aynı ilke geçerlidir.
Devlet güçlü olmalıdır.
Ama gücünü vatandaşını ezmek için değil korumak için kullanmalıdır.
Adaletli olmalıdır.
Vatandaşlar arasında ayrım yapmamalıdır.
İnsanların inançlarına, kimliklerine ve kültürlerine saygı göstermelidir.
Bir devletin büyüklüğü yalnızca sınırlarının genişliğiyle değil, vatandaşlarının kendilerini ne kadar güvende ve değerli hissettikleriyle ölçülür.
Güç korku oluşturabilir.
Fakat adalet bağlılık oluşturur.
Tarih bize defalarca göstermiştir ki korkuyla yönetilen toplumlar dağılır; adaletle yönetilen toplumlar ise devletlerine sahip çıkar.
Türk Dünyasının Ortak Manevi Hafızası
Hacı Bektaş-ı Veli’yi yalnızca Anadolu sınırları içinde okumak da eksik olur.
Onun düşünce dünyasının kökleri Horasan’a, Türkistan’a ve Ahmet Yesevî geleneğine kadar uzanır.
Bu hat bize büyük bir medeniyet coğrafyasını gösterir:
Türkistan…
Horasan…
Anadolu…
Balkanlar…
Bu coğrafyalarda yüzyıllar boyunca aynı gönül dili dolaşmıştır.
Bugün Türk dünyası yeniden yakınlaşırken sadece ekonomik ve siyasi birlik düşünülmemelidir.
Asıl kalıcı birlik kültürel ve manevi birliktir.
Ortak tarih.
Ortak edebiyat.
Ortak düşünce.
Ortak ahlak.
Bunlar güçlü olursa siyasi birliktelikler de daha sağlam olur.
Balkanlarda Hacı Bektaş-ı Veli Mirası
Hacı Bektaş-ı Veli düşüncesinin Balkanlar açısından ayrıca büyük önemi vardır.
Anadolu’dan Balkanlara geçen dervişler yalnızca dini öğreti taşımadılar.
Köyler kurdular.
Toprağı işlediler.
İnsanlara meslek öğrettiler.
Misafirhaneler açtılar.
Yoksulları doyurdular.
Toplumlar arasında köprü oldular.
Bu nedenle Balkanlardaki Türk-İslam varlığı yalnızca askeri fetihlerle açıklanamaz.
Gönüllerin kazanılması da tarihimizin önemli bir parçasıdır.
Bugün Balkanlarda yaşayan Türk topluluklarının kültürel hafızasının korunması açısından da bu miras yeniden ele alınmalıdır.
Gençlere Sadece Bilgi Değil Karakter de Vermeliyiz
Bugün eğitim sistemleri çoğunlukla meslek kazandırmaya odaklanıyor.
Fakat iyi mühendis yetiştirmek kadar iyi insan yetiştirmek de önemlidir.
Bilgili ama ahlaksız insan toplum için tehlikeli olabilir.
Zeki ama vicdansız insan büyük zararlar verebilir.
Bu nedenle gençlere yalnızca bilim ve teknoloji değil;
adalet,
merhamet,
sorumluluk,
vicdan,
ve insan sevgisi de öğretilmelidir.
Hacı Bektaş-ı Veli’nin düşüncesi gençlik eğitiminde bu açıdan yeniden değerlendirilmelidir.
Hoşgörü Yetmez, Adalet de Gerekir
Hacı Bektaş-ı Veli denildiğinde sürekli “hoşgörü” kelimesi kullanılıyor.
Ancak meseleyi yalnızca hoşgörüye indirgemek eksik olur.
Çünkü güçlü olanın zayıfa “hoşgörü göstermesi” bazen üstten bakan bir ilişkiye dönüşebilir.
Asıl hedef eşitlik ve adalettir.
İnsanları lütufla değil hak sahibi olarak görmek gerekir.
Bu nedenle Hacı Bektaş-ı Veli düşüncesi yalnızca “birbirimize tahammül edelim” anlayışı değildir.
Daha ileri bir düşüncedir:
Birbirimizin hakkını tanıyalım.
Hacı Bektaş-ı Veli’yi Anmak Yetmez, Anlamak Gerekir
Her yıl anma programları düzenleyebiliriz.
Konuşmalar yapabiliriz.
Afişler hazırlayabiliriz.
Şiirler okuyabiliriz.
Fakat asıl soru şudur:
Onun söylediği değerleri hayatımıza ne kadar taşıyoruz?
Birbirimizi incitmeye devam ediyorsak…
Toplum sürekli kutuplaşıyorsa…
İnsanlar birbirlerine güvenmiyorsa…
Adalet duygusu zayıflıyorsa…
O zaman sadece anmak yeterli değildir.
Anlamak gerekir.
Daha da önemlisi yaşamak gerekir.
Geleceğin Türkiye’si İçin Bir Gönül Stratejisi
Türkiye geleceğini yalnızca ekonomik büyümeyle kuramaz.
Elbette güçlü ekonomi gerekir.
Güçlü savunma sanayii gerekir.
Bilim gerekir.
Teknoloji gerekir.
Fakat bütün bunların merkezinde güçlü insan ve güçlü toplum bulunmalıdır.
Bu nedenle geleceğin Türkiye’sinin dört temel sütunu olmalıdır:
Akıl.
Ahlak.
Adalet.
Gönül.
Akıl olmadan ilerleyemeyiz.
Ahlak olmadan gücü doğru kullanamayız.
Adalet olmadan devleti yaşatamayız.
Gönül olmadan milleti bir arada tutamayız.
Bir İnsanlık Çağrısı
Hacı Bektaş-ı Veli’nin asırlar önce Anadolu’dan yükselen sesi bugün belki de her zamankinden daha fazla anlam taşıyor.
Dünyanın savaşlarla, kutuplaşmalarla, nefret diliyle ve kimlik çatışmalarıyla yorulduğu bir çağda yeniden şu basit ama büyük gerçeği hatırlamamız gerekiyor:
İnsan insanın düşmanı olmak zorunda değildir.
İnsan insanın yurdu olabilir.
İnsan insanın umudu olabilir.
İnsan insanın yarasına merhem olabilir.
Ve belki de bütün medeniyetimizi yeniden ayağa kaldıracak cümle yine o kısa sözde saklıdır:
“İncinsen de incitme.”
Çünkü gerçek büyüklük, incitme gücüne sahipken incitmemektir.
Gerçek medeniyet, güçlünün zayıfı ezmediği düzendir.
Gerçek insanlık ise kendine yapılan kötülüğün kendi kalbini kötüleştirmesine izin vermemektir.
Hacı Bektaş-ı Veli’yi rahmet, saygı ve minnetle anarken onun mirasını yalnızca geçmişin bir hatırası olarak değil, geleceğin insan ve medeniyet tasavvuru olarak yeniden okumalıyız.
Çünkü bir milletin geleceğini yalnızca orduları ve ekonomileri değil, insanlarının birbirine nasıl davrandığı da belirler.
