Arzu ÜNAL

Modern hayat bize daha büyük evler, daha hızlı araçlar ve daha gelişmiş teknolojiler sundu. Fakat bütün bu ilerlemenin içinde aileler küçüldü, sofralar sessizleşti, nesiller birbirinden uzaklaştı.

Bir zamanlar aynı evin içinde üç kuşak yaşardı.

Dede vardı.

Nine vardı.

Anne, baba ve çocuklar vardı.

Çocuk yalnızca anne ve babasının sevgisiyle değil; dedesinin duası, ninesinin şefkati, amcasının koruyuculuğu, teyzesinin sıcaklığıyla büyürdü.

Bugün ise birçok çocuk, hayatının en önemli yıllarını aile büyüklerinden uzak geçiriyor. Büyükanneler ve büyükbabalar başka şehirlerde, başka ülkelerde yaşıyor. Bazen aynı şehirde olsalar bile yoğunluk, kırgınlık, ihmal veya modern hayatın koşuşturması nedeniyle torunlarıyla yeterince vakit geçiremiyorlar.

Çocukların maddi ihtiyaçları karşılanıyor.

En güzel kıyafetler alınıyor.

Özel okullara gönderiliyor.

Odaları oyuncaklarla dolduruluyor.

Fakat bütün bunlara rağmen bazı çocukların içinde tarif edilemeyen bir eksiklik büyüyor.

Bu eksikliğin adı sevgisizlik değil belki; ama karşılıksız sevgiye yeterince dokunamamaktır.

Çünkü anne ve babanın sevgisi büyük, güçlü ve vazgeçilmezdir. Ancak dede ve nine sevgisi başka türlüdür. Daha yavaş, daha sabırlı, daha yumuşak ve çoğu zaman hesapsızdır.

Dede ve Nine Sevgisi Neden Farklıdır?

Anne ve baba, çocuğu yetiştirmenin sorumluluğunu taşır.

Dersini takip eder.

Kurallar koyar.

Uyku saatini belirler.

Yanlışını düzeltir.

Geleceğini düşünür.

Bazen kızar, bazen sınır koyar, bazen de çocuğun istemediği kararları almak zorunda kalır.

Dede ve nine ise çoğu zaman hayatın bu ağır sorumluluğundan biraz daha uzakta durur. Onlar çocuğa başarılarından dolayı değil, yalnızca var olduğu için sevgi verir.

Torun eve girdiğinde ninenin yüzü aydınlanır.

Dede, çocuğun anlattığı en küçük olayı bile büyük bir dikkatle dinler.

Çocuk aynı hikâyeyi beşinci kez anlatsa bile sıkılmazlar.

Yemeğini biraz fazla koyarlar.

Üşür diye üzerini örterler.

Yorulur diye elinden tutarlar.

Çünkü torun, onların gözünde yalnızca bir çocuk değildir. Hayatın devamı, geçmişin geleceğe uzanan eli, kendi evlatlarının çocukluğunun yeniden karşılarına çıkmış hâlidir.

Bu nedenle dede ve nine sevgisinde çoğu zaman bir beklenti yoktur.

Not istemezler.

Başarı belgesi beklemezler.

Çocuğun en iyi olmasını değil, iyi olmasını isterler.

Karşılıksız sevginin en saf biçimlerinden biri budur.

Çocuğun Ruhunda Görünmeyen Bir Güven Oluşur

Bir çocuk, kendisini çok sayıda insanın sevdiğini bildiğinde hayata daha güçlü tutunur.

Yalnızca anne ve babasına değil, dedesine, ninesine, teyzesine, halasına, amcasına ve dayısına da güvenebildiğini hissettiğinde dünyayı daha güvenli bir yer olarak görür.

Bu güven duygusu, çocuğun karakterini sessizce inşa eder.

Çocuk şunu öğrenir:

Ben değerliyim.”

Ben yalnız değilim.”

Benim arkamda bir aile var.”

Bir hata yaptığımda beni terk etmeyecek insanlar bulunuyor.”

Bu düşünce, çocuğun hayata karşı daha sağlam durmasına yardım eder. Sevgiye doyan çocuk, sevgiyi paylaşmayı öğrenir. Güvende büyüyen çocuk, başkalarına güven vermeye başlar. Dinlenen çocuk, başkalarını dinler. Merhamet gören çocuk, merhametli olur.

Çocukların ruhuna verilen sevgi kaybolmaz. Yıllar sonra başka insanlara davranış olarak geri döner.

Bu nedenle bir çocuğun dedesiyle geçirdiği birkaç saat, yalnızca güzel bir gün değildir. Gelecekte kurulacak daha merhametli bir dünyanın temelidir.

Dedesiz ve Nenesiz Büyümek Sadece Fiziksel Bir Ayrılık Değildir

Elbette her çocuk büyükanne ve büyükbabasıyla birlikte büyüme imkânına sahip değildir.

Bazılarının aile büyükleri vefat etmiştir.

Bazıları uzak şehirlerde veya ülkelerde yaşamaktadır.

Bazı ailelerde kırgınlıklar vardır.

Bazı çocuklar ise parçalanmış aile düzenleri içinde büyümektedir.

Burada kimseyi suçlamak doğru değildir. Hayatın her aile için farklı şartları bulunur. Ancak önemli olan, çocuğun aile büyükleriyle bağ kurma imkânı varsa bu bağın ihmal edilmemesidir.

Çünkü dede ve nineden uzak büyümek yalnızca iki yaşlı insanı daha az görmek değildir. Çocuk aynı zamanda başka bir sevgi dilinden, aile tarihinden, geçmişin tecrübesinden ve kuşaklar arası aidiyet duygusundan uzak kalabilir.

Dede çocuğa yalnızca sevgi vermez; sabrı öğretir.

Nine yalnızca yemek yapmaz; paylaşmayı, şefkati ve emeği öğretir.

Onların yüzündeki çizgiler, çocuğa zamanın ne olduğunu anlatır.

Onların anlattığı hikâyeler, çocuğa ailesinin nereden geldiğini gösterir.

Onlarla geçirilen vakit, çocuğa hayatın yalnızca bugünden ibaret olmadığını öğretir.

Yaşlılarla Büyüyen Çocuk Hayatı Başka Türlü Tanır

Çocuklar genellikle hızlıdır.

Hızlı konuşur.

Hızlı koşar.

Hızlı sıkılır.

Hızlı tüketir.

Yaşlılar ise hayatı daha yavaş yaşar.

Bu iki dünyanın buluşması, çocuk için büyük bir eğitimdir.

Dedesinin bastonla yürümesini bekleyen çocuk sabretmeyi öğrenir.

Ninesinin sözünü bitirmesine fırsat veren çocuk dinlemeyi öğrenir.

Dedesinin ilaç saatini takip eden çocuk sorumluluk kazanır.

Ninesinin yorulduğunu fark eden çocuk empati kurar.

Yaşlılarla vakit geçiren çocuk, hayatın yalnızca güçlü, genç ve hızlı insanlardan oluşmadığını görür. İnsanların yaşlanabileceğini, yardıma ihtiyaç duyabileceğini ve sevginin bazen hizmet etmek anlamına geldiğini öğrenir.

Bu çocuklar, toplumsal hayatta yaşlılara karşı daha saygılı olabilir.

Otobüste yer vermeyi bilir.

Yavaş yürüyen birine öfkelenmez.

Yaşlı bir insanın sözünü küçümsemez.

Çünkü onun evinde yaşlılık yabancı bir kavram değildir.

Dedesinin ellerinde, ninesinin yüzünde hayatın bütün dönemlerini görmüştür.

Dijital Dünya Çocuğu Eğlendiriyor, Dede ve Nine İse İnsanlaştırıyor

Bugün çocukların en büyük arkadaşları ekranlar hâline geldi.

Telefonlar, tabletler, bilgisayarlar ve çevrim içi oyunlar çocukları saatlerce meşgul edebiliyor. Ancak ekran çocuğa ilgi göstermez. Yalnızca dikkatini çeker.

Ekran çocuğu dinlemez.

Sırtını sıvazlamaz.

Başını okşamaz.

Bir hata yaptığında “Canın sağ olsun” demez.

Hastalandığında başında beklemez.

Başarısız olduğunda ona tekrar deneme cesareti vermez.

Dede ve nine ise çocuğun yalnızca zamanını doldurmaz; kalbine dokunur.

Ekran çocuğa görüntü verir.

Dede hikâye verir.

Ekran hız verir.

Nine huzur verir.

Ekran tüketmeyi öğretir.

Aile büyükleri paylaşmayı öğretir.

Ekran çocuğa dünyayı gösterir.

Dede ve nine ise dünyada nasıl insan olunacağını öğretir.

Bu nedenle çocuklarımızı yalnızca dijital becerilerle donatmak yetmez. Onları insan ilişkileriyle, aile sevgisiyle ve kuşaklar arası bağlarla da büyütmeliyiz.

Dedeler Çocukların İlk Tarih Öğretmenidir

Bir çocuk ailesinin geçmişini en doğru şekilde çoğu zaman dedesinden ve ninesinden öğrenir.

Eski evleri…

Köyü…

Göçleri…

Yokluk yıllarını…

Bayramları…

Düğünleri…

Aile büyüklerini…

Kayıpları…

Mücadeleleri…

Dede ve nine, yaşayan birer tarih kitabıdır.

Onların anlattıkları, çocuğun kök duygusunu güçlendirir. Çocuk kendisini boşlukta hissetmez. Bir hikâyenin devamı olduğunu anlar.

Köklerini bilen çocuk, kimliğini daha güçlü kurar.

Nereden geldiğini bilen insan, nereye gideceğine daha bilinçli karar verir.

Aile geçmişini bilmeyen çocuk ise kendisini yalnızca bugünün geçici dünyasıyla tanımlayabilir. Moda, tüketim, sosyal medya ve çevresinin etkisi, onun kimliğini kolayca şekillendirebilir.

Oysa dedesinin hayat mücadelesini bilen bir çocuk, sahip olduklarının kıymetini daha iyi anlayabilir.

Ninesinin yokluk içinde nasıl aile kurduğunu öğrenen bir çocuk, emeğe ve sabra daha fazla saygı duyabilir.

Torunlar Yaşlıların da Hayata Tutunma Sebebidir

Mesele yalnızca çocukların dedeye ve nineye ihtiyaç duyması değildir.

Dedelerin ve ninelerin de torunlarına ihtiyacı vardır.

Yaşlılık, insanın sosyal hayattan çekildiği, kendisini değersiz veya gereksiz hissetmeye başladığı bir dönem olabilir. Torunla kurulan bağ, yaşlı insanın hayata yeniden karışmasını sağlar.

Torununun sesini duyan bir nine canlanır.

Dedesine soru soran bir çocuk, ona hâlâ değerli ve bilgili olduğunu hissettirir.

Bir çocuğun elinden tutmak, yaşlı insanın da dünyaya tutunmasına yardım eder.

Torunlar, büyükler için hayatın devam ettiğinin en güzel işaretidir.

Bu nedenle kuşakların buluşması iki taraflı bir iyileşmedir.

Çocuk sevgi kazanır.

Yaşlı insan anlam kazanır.

Çocuk geçmişini öğrenir.

Büyükler geleceğe dokunur.

Anne ve Babalar Bu Bağın Önünü Açmalıdır

Çocukların dedeleri ve nineleriyle ilişki kurabilmesi çoğu zaman anne ve babaların tutumuna bağlıdır.

Yetişkinler arasındaki kırgınlıklar, çocukların sevgiden mahrum kalmasına neden olmamalıdır.

Elbette zararlı, güvenli olmayan veya ciddi sorunların bulunduğu ilişkilerde çocuğun korunması gerekir. Ancak günlük anlaşmazlıklar, eski tartışmalar ve kişisel küskünlükler nedeniyle çocukların aile büyüklerinden uzaklaştırılması büyük bir kayıp olabilir.

Bir anne veya baba, kendi anne ve babasıyla sorun yaşayabilir. Ancak çocuğun dedesiyle veya ninesiyle kuracağı bağ, yetişkinler arasındaki ilişkiden farklıdır.

Çocukların sevgiyi çoğaltmasına izin vermeliyiz.

Onları aile büyüklerine götürmeliyiz.

Telefonla görüştürmeliyiz.

Birlikte yemek yemelerini sağlamalıyız.

Eski fotoğraflara bakmalarına fırsat vermeliyiz.

Dedenin torununa bir şey öğretmesine, ninenin onunla vakit geçirmesine alan açmalıyız.

Çocuğun hayatından sevgiyi eksiltmek yerine, sevgiyi çoğaltmalıyız.

Dede ile Geçirilen Bir Gün, Yıllarca Hatırlanabilir

Çocukların mutlu olması için her zaman büyük etkinliklere ihtiyaç yoktur.

Dedeyle parka gitmek…

Birlikte çay içmek…

Bahçede domates toplamak…

Bir oyuncak tamir etmek…

Eski bir radyoyu incelemek…

Ninenin yanında hamur açmak…

Birlikte dua etmek…

Eski fotoğrafları karıştırmak…

Mahallede kısa bir yürüyüş yapmak…

Bunların her biri çocuk için büyük bir hatıraya dönüşebilir.

Çünkü önemli olan yapılan işin büyüklüğü değil, birlikte geçirilen zamanın samimiyetidir.

Çocuk, dedesinin kendisi için ayırdığı zamanı hisseder.

Ninesinin yüzündeki sevgiyi görür.

Kendisinin önemli olduğunu anlar.

İnsan hayatında bazı hatıralar vardır ki hiçbir maddi değerle ölçülemez. Dedesinin elini tutarak yürüdüğü bir sokak, ninesinin dizinde uyuduğu bir öğleden sonra, yıllar sonra bile insanın içini ısıtabilir.

Güzel Bir Dünya İçin Güzel Çocuklar Yetiştirmeliyiz

Dünyanın daha güzel olmasını istiyoruz.

Şiddet azalsın istiyoruz.

İnsanlar birbirine daha saygılı davransın istiyoruz.

Merhamet artsın istiyoruz.

Yalnızlık azalsın istiyoruz.

Ancak güzel bir dünya, yalnızca kanunlarla ve teknolojik gelişmelerle kurulmaz.

Güzel dünya, güzel çocuklarla kurulur.

Güzel çocuk ise yalnızca başarılı çocuk değildir.

Güzel çocuk; merhametli, vefalı, sabırlı, paylaşmayı bilen, yaşlıya saygı gösteren, küçüğü koruyan ve sevgiyi karşılıksız verebilen çocuktur.

Bu değerler yalnızca kitaplardan öğrenilmez.

Yaşanarak öğrenilir.

Dedenin elini öperek…

Ninenin duasını alarak…

Bir yaşlının yavaş adımlarına eşlik ederek…

Aile sofrasında büyüklerin sözünü dinleyerek…

Geçmişe saygı göstererek…

Çocuk, insan olmanın inceliklerini öğrenir.

Eğer gelecekte daha merhametli bir toplum istiyorsak, çocuklarımızı yalnızca okullara değil, aile büyüklerinin yanına da göndermeliyiz.

Onlara yalnızca yabancı dil değil, sevgi dilini de öğretmeliyiz.

Yalnızca teknoloji kullanmayı değil, bir yaşlının elini tutmayı da öğretmeliyiz.

Yalnızca başarılı olmayı değil, vefalı olmayı da öğretmeliyiz.

Karşılıksız Sevginin Adresi

Hayatta birçok sevginin içinde bir beklenti bulunabilir.

Başarı beklentisi…

Sadakat beklentisi…

Karşılık görme isteği…

Takdir edilme arzusu…

Ancak dede ve nine sevgisi çoğu zaman bunların ötesindedir.

Torunları başarılı olsa da severler, başarısız olsa da.

Gelse de severler, gelemediğinde de.

Arasa da severler, aramasa da.

Çünkü onlar torunlarını bir karşılık almak için değil, hayatlarının devamı olduğu için severler.

Bu sevgi, insanın hayatında kolay bulunmayan büyük bir nimettir.

Kıymeti zamanında bilinmelidir.

Çünkü çocuklar büyür.

Dedeler ve nineler yaşlanır.

Bir gün ziyaret etmek istediğimiz evin kapısı açılmayabilir.

Bir gün dinlemek istediğimiz hikâyeyi anlatacak ses susabilir.

Bir gün tutmak istediğimiz el artık orada olmayabilir.

Bu yüzden çocuklarımızı dedelerine ve ninelerine götürelim.

Birlikte zaman geçirmelerine fırsat verelim.

Fotoğraf çektirsinler.

Hikâye dinlesinler.

Sorular sorsunlar.

Birlikte gülsünler.

Birlikte yemek yesinler.

Çünkü çocuklara bırakılacak en büyük miras yalnızca mal, mülk ve eğitim değildir.

Sevgi dolu bir hafızadır.

Dedesinin sesini hatırlayan, ninesinin kokusunu unutmayan, onların duasıyla büyüyen çocuklar, geleceğin daha güzel insanları olacaktır.

Dünya, karşılıksız sevgi gören çocukların ellerinde güzelleşecektir.