Arzu ÜNAL

Bir çocuğun karakteri yalnızca okul sıralarında şekillenmez.

Merhamet, yalnızca kitaplardan öğrenilmez.

Sevgi, yalnızca sözlerle anlatılmaz.

Vefa, yalnızca öğütle kazandırılmaz.

Bir çocuk bütün bunları en güçlü biçimde yaşayarak öğrenir. Bazen bir dedenin nasırlı elini tutarken, bazen bir ninenin dizine başını koyarken, bazen de eski bir evin sessiz odalarında anlatılan aile hikâyelerini dinlerken…

İşte bu yüzden dede ve nine evi, bir çocuğun ilk merhamet okuludur.

Karşılıksız Sevginin En Sessiz Adresi

Anne ve baba sevgisi, çocuğun hayatındaki en büyük güçtür. Ancak anne ve babalık aynı zamanda sorumluluk demektir.

Dersler takip edilir.

Kurallar konur.

Yanlışlar düzeltilir.

Gelecek planlanır.

Çocuğun iyi yetişmesi için sınırlar çizilir.

Dede ve nine sevgisi ise çoğu zaman daha başka bir yerden akar. Daha sakin, daha yumuşak ve daha hesapsızdır.

Dede torununu notları için sevmez.

Nine onun başarısını bekleyerek sarılmaz.

Çocuk eve geldiğinde, yalnızca geldiği için sevinirler.

Konuştuğunda dinlerler.

Sustuğunda beklerler.

Üzüldüğünde teselli ederler.

Yanlış yaptığında bile sevgilerini geri çekmezler.

Çünkü torun, onların gözünde yalnızca bir çocuk değildir. Hayatın devamı, geçmişin geleceğe uzanan eli ve aile hikâyesinin yeni cümlesidir.

Karşılıksız sevginin en saf hâllerinden biri, işte bu dede ve nine sevgisidir.

Dedesiz ve Ninesiz Büyüyen Çocukların Sessiz Eksikliği

Bugün birçok çocuk maddi bakımdan çok daha güçlü şartlarda büyüyor.

Odaları oyuncaklarla dolu.

En yeni teknolojik araçlara sahipler.

İyi okullara gidiyorlar.

Yabancı dil öğreniyorlar.

Ancak bazı çocukların hayatında görünmeyen bir boşluk oluşuyor.

Dede yok.

Nine yok.

Aile büyüklerinin sesi yok.

Eski hikâyeler yok.

Birlikte geçirilen uzun ve sakin saatler yok.

Elbette her çocuk dede ve ninesiyle büyüme imkânına sahip değildir. Bazı aile büyükleri vefat etmiştir. Bazıları uzak şehirlerde veya ülkelerde yaşamaktadır. Hayatın şartları her aile için farklıdır.

Ancak büyüklerle bağ kurma imkânı olduğu hâlde bu bağ ihmal ediliyorsa, çocuk yalnızca iki akrabasından uzak kalmış olmaz. Aynı zamanda başka bir sevgi dilinden, sabırdan, aile hafızasından ve kök duygusundan da mahrum kalabilir.

Dede ve nine sevgisi, çocuğun ruhunda sessizce bir güven duvarı kurar.

Çocuk şunu hisseder:

Ben yalnız değilim.”

Beni sadece başarılı olduğumda değil, her hâlimle seven insanlar var.”

Arkamda bir aile var.”

Bu güven duygusu, hayat boyunca insanın içindeki en sağlam dayanaklardan biri olur.

Dede Evi Bir Çocuğa Ne Öğretir?

Dede evi yalnızca gidilen bir yer değildir.

Orası bir terbiye alanıdır.

Bir hatıra mekânıdır.

Bir kimlik okuludur.

Bir çocuk dedesinin yanında sabretmeyi öğrenir. Onun yavaş adımlarına uyarken hayatın her zaman hızlı yaşanamayacağını fark eder.

Ninesinin yanında paylaşmayı öğrenir. Bir tabak yemeğin nasıl çoğaltıldığını, sofranın nasıl bereketlendiğini görür.

Büyüklerinin sözünü dinlerken saygıyı öğrenir.

Eski fotoğraflara bakarken geçmişi tanır.

Aile hikâyelerini dinlerken köklerini keşfeder.

Bir yaşlının elinden tutarken merhametin sadece bir duygu değil, davranış olduğunu anlar.

Bu eğitim için özel sınıflara ihtiyaç yoktur.

Bir mutfak masası yeter.

Bir çay bardağı yeter.

Eski bir albüm yeter.

Bir dedenin anlatacak hikâyesi, bir ninenin verecek duası yeter.

Ekranlar Eğlendirir, Büyükler İnsanlaştırır

Günümüz çocuklarının hayatında ekranların büyük bir yeri var.

Telefonlar, tabletler ve oyunlar çocukları saatlerce meşgul edebiliyor. Ancak ekranlar çocuğun yalnızca dikkatini çeker; kalbine dokunmaz.

Ekran, çocuğun başını okşamaz.

Ona “Canın sağ olsun” demez.

Bir başarısızlık anında yanında oturmaz.

Bir korkusunu sabırla dinlemez.

Dede ve nine ise çocuğun zamanını doldurmaz; onun ruhuna dokunur.

Ekran görüntü verir.

Dede hikâye verir.

Ekran hız verir.

Nine huzur verir.

Ekran tüketmeyi öğretir.

Büyükler paylaşmayı öğretir.

Ekran dünyayı gösterir.

Dede ve nine ise dünyada nasıl insan olunacağını öğretir.

Teknoloji çocuklarımızın hayatında elbette bulunacaktır. Ancak teknolojiyle büyüyen çocukların, merhametle de büyümesi gerekir.

Bunun yolu, onları aile büyüklerinden koparmamaktan geçer.

Dedeler Yaşayan Birer Tarih Kitabıdır

Bir çocuk ailesinin geçmişini çoğu zaman dedesinden ve ninesinden öğrenir.

Hangi şehirden gelindiğini…

Hangi zorluklardan geçildiğini…

Eski bayramların nasıl yaşandığını…

Ailenin kimlerden oluştuğunu…

Yokluk zamanlarında nasıl dayanışıldığını…

Dede ve nine anlatır.

Onların anlattıkları yalnızca geçmişe ait hatıralar değildir. Çocuğun kimliğini kuran temel taşlardır.

Köklerini bilen çocuk, kendisini boşlukta hissetmez.

Bir hikâyenin devamı olduğunu bilir.

Sahip olduklarının tesadüf olmadığını anlar.

Geçmişte verilen emekleri, çekilen sıkıntıları ve yapılan fedakârlıkları öğrendikçe şükretmeyi öğrenir.

Bugün çok kolay tüketilen değerler, geçmişin hikâyeleriyle yeniden anlam kazanır.

Bu nedenle dedelerin anlattığı her hatıra, aslında geleceğe bırakılan bir emanettir.

Çocuklar Dedeye, Dedeler de Çocuklara Muhtaçtır

Dede ve nine sevgisi tek yönlü değildir.

Çocuklar büyüklerinin sevgisine muhtaçtır; büyükler de torunlarının varlığına.

Yaşlılık insanın kendisini hayattan uzaklaşmış hissettiği bir dönem olabilir. Torunun sesi, bir evin içine yeniden canlılık getirir.

Bir çocuğun “Dede, bunu bana anlatır mısın?” demesi, yaşlı bir insana hâlâ değerli olduğunu hissettirir.

Torunun elini tutmak, dede ve ninenin de hayata tutunmasını sağlar.

Çocuk sevgiyi alır.

Büyükler anlam kazanır.

Çocuk geçmişi öğrenir.

Büyükler geleceğe dokunur.

Bu buluşma iki tarafı da iyileştirir.

Bir torunun gülüşü, yaşlı bir insanın yorgunluğunu hafifletebilir.

Bir ninenin duası da bir çocuğun ömrü boyunca taşıyacağı manevi bir güç olabilir.

Anne ve Babaların Büyük Sorumluluğu

Çocukların aile büyükleriyle kuracağı bağ çoğu zaman anne ve babaların tutumuna bağlıdır.

Yetişkinler arasında kırgınlıklar olabilir.

Geçmişten kalan tartışmalar bulunabilir.

Fikir ayrılıkları yaşanabilir.

Ancak mümkün olan durumlarda, yetişkinlerin meseleleri çocukların sevgiden mahrum bırakılmasına dönüşmemelidir.

Elbette çocuğun güvenliğini tehdit eden veya zarar verici ilişkilerde mesafe gerekir. Fakat sıradan aile kırgınlıkları nedeniyle çocukları dede ve ninelerinden uzaklaştırmak, onların ruh dünyasında büyük bir eksikliğe yol açabilir.

Çocukların sevgiyi çoğaltmasına izin vermeliyiz.

Onları dedelerine götürmeliyiz.

Nineleriyle telefonla konuşturmalıyız.

Birlikte yemek yemelerine fırsat tanımalıyız.

Eski fotoğraflara bakmalarını sağlamalıyız.

Büyüklerin torunlarına bir şey öğretmesine alan açmalıyız.

Bir ailede sevgi çoğaldıkça çocuk güçlenir.

Dede ile Geçirilen Bir Saat, Bir Ömre Değer Olabilir

Çocukların unutulmaz hatıralar yaşaması için pahalı etkinliklere ihtiyaç yoktur.

Dede ile parka gitmek…

Nineyle mutfakta hamur açmak…

Bahçede çiçek sulamak…

Eski bir radyoyu birlikte tamir etmek…

Bir ağacın altında oturup hikâye dinlemek…

Mahallede kısa bir yürüyüş yapmak…

Birlikte dua etmek…

Bunların her biri çocuğun hafızasında yıllarca yaşayabilir.

Çünkü çocuk yapılan işin büyüklüğünü değil, kendisine ayrılan zamanı hatırlar.

Dedesinin elini hatırlar.

Ninesinin sesini hatırlar.

Kendisine bakarken yüzlerinde oluşan o sevgiyi hatırlar.

İnsan büyüdüğünde, çocukluğundan kalan bazı anılar bir ömür boyunca onu ısıtır.

Bir evin kokusu…

Bir ninenin pişirdiği yemek…

Bir dedenin omzuna koyduğu el…

Bunlar para ile ölçülemeyen büyük servetlerdir.

Güzel Bir Dünya, Güzel Çocuklarla Kurulur

Dünyanın daha merhametli olmasını istiyoruz.

Şiddetin azalmasını…

İnsanların birbirine daha saygılı davranmasını…

Yaşlıların yalnız bırakılmamasını…

Aile bağlarının güçlenmesini…

Toplumun daha vicdanlı olmasını istiyoruz.

Ancak güzel bir dünya yalnızca kanunlarla kurulmaz.

Güzel dünya, güzel yetiştirilmiş çocuklarla kurulur.

Güzel çocuk sadece dersleri iyi olan çocuk değildir.

Güzel çocuk; merhametli, sabırlı, vefalı, yaşlıya saygılı, küçüğü koruyan ve sevgiyi karşılıksız verebilen çocuktur.

Bu değerler yalnızca okulda öğretilmez.

Dedenin yanında öğrenilir.

Ninenin duasında hissedilir.

Aile sofrasında yaşanır.

Bir yaşlının yavaş adımlarına eşlik ederken anlaşılır.

Çocuklarımızın gelecekte iyi insanlar olmasını istiyorsak, onları yalnızca kurslara değil, dede ve nine evine de götürmeliyiz.

Onlara yalnızca teknoloji değil, merhamet de öğretmeliyiz.

Yalnızca başarılı olmayı değil, vefalı olmayı da göstermeliyiz.

Bir Gün O Kapı Açılmayabilir

Hayat hızlı geçiyor.

Çocuklar büyüyor.

Dedeler ve nineler yaşlanıyor.

Bugün ertelenen bir ziyaret, yarın mümkün olmayabilir.

Bugün dinlenmeyen bir hikâyeyi, yarın anlatacak kimse bulunmayabilir.

Bugün tutulmayan bir el, yarın artık orada olmayabilir.

Bu nedenle çocuklarımızı dedelerine ve ninelerine götürelim.

Yanlarında otursunlar.

Hikâyelerini dinlesinler.

Fotoğraf çektirsinler.

Birlikte gülsünler.

Birlikte yemek yesinler.

Sorular sorsunlar.

Dualarını alsınlar.

Çünkü dede ve nine evi, çocuğun yalnızca ziyaret ettiği bir yer değildir.

Orası onun ilk merhamet okuludur.

İlk vefa dersidir.

İlk tarih sınıfıdır.

İlk karşılıksız sevgi durağıdır.

Dünya, dedesinin elini tutmuş, ninesinin duasını almış ve sevgiye doymuş çocukların ellerinde güzelleşecektir.