Arzu ÜNAL
İnsan, dünyaya yalnızca gözleriyle bakmaz.
Kalbiyle de bakar.
Bu nedenle aynı manzaraya bakan iki insan, birbirinden tamamen farklı şeyler görebilir. Biri kusuru fark eder, diğeri güzelliği… Biri eksik arar, diğeri umut… Biri insanları yargılar, diğeri anlamaya çalışır.
Aslında gördüğümüz dünya, biraz da içimizde taşıdığımız dünyanın yansımasıdır.
Kalbinde sevgi olan, çevresinde iyilik arar.
Gönlünde merhamet olan, insanların yalnızca hatalarını değil, yaralarını da görür.
İçinde öfke biriktiren ise en güzel yerde bile karanlık bulur.
Bu yüzden insanın bakışı yalnızca bir görme biçimi değildir. Aynı zamanda karakterinin, vicdanının ve gönül dünyasının dışarıya yansımasıdır.
“Sevgiyle bakanın gözü, gönlü aydın olsun” sözü de tam olarak bunu anlatır.
Çünkü gönlünde ışık olmayanın gözünde de gerçek aydınlık olmaz.
İNSAN, KENDİSİNE NASIL BAKILDIĞINI UNUTMAZ
Hayat boyunca birçok söz duyarız.
Bir kısmını zamanla unuturuz.
Fakat bize nasıl bakıldığını kolay kolay unutamayız.
Bir annenin şefkat dolu bakışını…
Bir babanın gururunu…
Bir dedenin güven veren gözlerini…
Bir ninenin dua dolu yüzünü…
Bir öğretmenin “Sen başarabilirsin” diyen bakışını…
Bunlar insanın hafızasında yalnızca bir görüntü olarak kalmaz. Karakterinin bir parçasına dönüşür.
Çünkü bazı bakışlar, sözlerden daha güçlüdür.
İnsan bazen bir cümle duymadan da sevildiğini anlar.
Bir çift göz ona şöyle der:
“Sen değerlisin.”
“Sen yalnız değilsin.”
“Ben seni görüyorum.”
“İyi ki varsın.”
İşte böyle bir bakış, yorgun bir insanın omuzlarındaki yükü hafifletebilir. Kırılmış bir kalbi onarabilir. Kendine olan inancını kaybetmiş bir çocuğu yeniden ayağa kaldırabilir.
İnsan, kendisine sevgiyle bakıldığında yalnızca mutlu olmaz; varlığının anlamlı olduğunu hisseder.
SEVGİ, RUHUN EKMEĞİDİR
Bugün dünyada maddi imkânlar çoğalıyor.
Evler büyüyor.
Teknoloji gelişiyor.
İletişim araçları artıyor.
Fakat insanın yalnızlığı da büyüyor.
Aynı evde yaşayan insanlar birbirlerinin yüzüne bakmıyor.
Aynı sofraya oturan aileler, birbirleriyle konuşmak yerine telefon ekranlarına yöneliyor.
İnsanlar yüzlerce kişiyle bağlantı kuruyor ama dertlerini anlatabilecekleri bir gönül bulamıyor.
Modern çağın en büyük yoksulluklarından biri sevgisizliktir.
Çünkü insan yalnızca ekmekle yaşamaz.
Ruhun da beslenmeye ihtiyacı vardır.
Ruhun ekmeği sevgidir.
Merhamettir.
İlgidir.
Samimiyettir.
Hatırlanmaktır.
Bir insanın maddi olarak her şeyi olabilir; fakat kendisini gerçekten seven, dinleyen ve anlayan biri yoksa iç dünyasında büyük bir boşluk yaşayabilir.
Bu yüzden sevgiyi yalnızca romantik bir duygu olarak görmek yanlıştır.
Sevgi, insan ruhunun temel ihtiyacıdır.
İnsanı hayata bağlayan görünmez bir güçtür.
ÇOCUKLAR SÖZLERLE DEĞİL, BAKIŞLARLA BÜYÜR
Bir çocuğun dünyasında anne ve babasının bakışı çok önemlidir.
Çocuk, kendisini ilk olarak onların gözlerinde tanır.
Eğer sürekli eleştirilen gözlerle karşılaşırsa kendisini yetersiz hisseder.
Sürekli başkalarıyla kıyaslanırsa kendi değerini başkalarının başarısında arar.
Her hatasında öfke görürse korkuyla büyür.
Fakat sevgiyle bakılan çocuk, dünyaya güvenmeyi öğrenir.
Hata yaptığında terk edilmeyeceğini bilir.
Başarısız olduğunda değerinin azalmadığını hisseder.
Kendi sesini bulur.
Kendine inanır.
Sevgiyle bakılan çocuk, yalnızca daha mutlu değil, daha merhametli bir insan olur.
Çünkü çocuklar kendilerine nasıl davranıldıysa, büyüdüklerinde dünyaya öyle davranırlar.
Kendisine şefkat gösterilen çocuk, başkalarına şefkat göstermeyi öğrenir.
Kendisine güvenilen çocuk, insanlara güven vermeyi öğrenir.
Kendisine değer verilen çocuk, insan onuruna saygı duymayı öğrenir.
Bu nedenle çocuklara bırakılacak en büyük miras yalnızca mal, mülk ve eğitim değildir.
Onlara sevgiyle bakan bir aile hafızası bırakmaktır.
Bir çocuk yıllar sonra aldığı oyuncağı unutabilir.
Fakat dedesinin başını okşayışını, ninesinin dua edişini, babasının gururla bakışını, annesinin gözlerindeki şefkati unutmaz.
YAŞLILARIN BEKLEDİĞİ BİR ÇİFT GÖZDÜR
İnsan yaşlandıkça ihtiyaçları değişir.
Gençken peşinden koştuğu birçok şey önemini kaybeder.
Makamlar, servetler, kalabalıklar yavaş yavaş geride kalır.
Geriye bir soru kalır:
“Beni hatırlayan var mı?”
Yaşlı insanların en büyük ihtiyacı çoğu zaman maddi yardım değildir.
Hatırlanmaktır.
Kapısının çalınmasıdır.
Elinin tutulmasıdır.
Gözlerinin içine bakılarak “Nasılsın?” diye sorulmasıdır.
Bir huzurevine gidildiğinde ya da yalnız yaşayan bir büyüğün yanında oturulduğunda, onların ne kadar çok konuşmak istediği görülür.
Çünkü yaşlılık, bedenin yavaşlamasından çok, insanın unutulma korkusudur.
Bir insanın gözlerine sevgiyle bakmak, ona hâlâ değerli olduğunu hissettirmektir.
Bazen yaşlı bir annenin veya babanın beklediği tek şey, evladının birkaç dakika boyunca telefonunu kenara bırakıp gözlerinin içine bakmasıdır.
Bu küçük görünen davranış, onların dünyasında büyük bir sevinç olabilir.
SEVGİYLE BAKMAK, HATAYI GÖRMEMEK DEĞİLDİR
Sevgiyle bakmak, hayatın gerçeklerini inkâr etmek değildir.
Yanlışa yanlış dememek de değildir.
Gerçek sevgi gerektiğinde uyarır.
Fakat incitmeden uyarır.
Doğruyu söyler.
Ama insanın onurunu kırmaz.
Kötülüğe karşı çıkar.
Fakat nefret üretmez.
Çünkü sevgi ile zayıflık aynı şey değildir.
Sevgi, kötülüğe teslim olmak değil, kötülüğün bizi de kötüleştirmesine izin vermemektir.
Bir insanı ayıplamak kolaydır.
Onu anlamak zordur.
Dışlamak kolaydır.
Kazanmak zordur.
Yargılamak kolaydır.
Elinden tutmak zordur.
Sevgiyle bakan insan, kolay olanı değil, doğru olanı seçer.
Karşısındakinin hatasını görür fakat onu yalnızca hatasından ibaret saymaz.
Çünkü her insanın görünmeyen mücadeleleri vardır.
Sert görünen bir insanın içinde büyük bir kırgınlık olabilir.
Sessiz bir çocuğun içinde korku olabilir.
Öfkeli bir insanın geçmişinde ağır yaralar bulunabilir.
Sevgi, bu yaraları fark edebilecek kadar derin bakmaktır.
BİR İNSANI KURTARAN BAZEN TEK BİR BAKIŞTIR
Hayatın zor dönemlerinde insanın dünyası karanlıklaşabilir.
Kendisini başarısız hissedebilir.
Yalnız kalabilir.
Umudunu kaybedebilir.
Tam o anda karşısına çıkan bir insanın sıcak bakışı, bütün hikâyenin yönünü değiştirebilir.
Bir öğretmenin öğrencisine inanması…
Bir annenin evladına sarılması…
Bir dostun sessizce yanında durması…
Bir yöneticinin çalışanına insan olarak değer vermesi…
Bir yabancının bile içten bir tebessümü…
Bunların her biri küçük görünür.
Fakat insan ruhunda büyük karşılıklar bulur.
Bazı insanlar hayata, kendilerine inanan tek bir kişi sayesinde tutunur.
Bu nedenle hiçbir güzel bakışı küçümsememek gerekir.
Belki de sizin sıradan sandığınız bir tebessüm, karşınızdaki insanın o gün aldığı tek iyiliktir.
Belki “Nasılsın?” diye sormanız, onun uzun zamandır duyduğu ilk samimi sorudur.
Belki gözlerinin içine bakarak dinlemeniz, ona yeniden değerli olduğunu hissettirecektir.
TOPLUMUN AYDINLIĞI, İNSANLARIN BİRBİRİNE BAKIŞINDA SAKLIDIR
Bir toplum yalnızca yollarla, binalarla ve ekonomik büyüklüklerle gelişmiş sayılmaz.
Asıl gelişmişlik, insanların birbirine nasıl davrandığında görülür.
Yaşlısına nasıl baktığında…
Çocuğuna nasıl seslendiğinde…
Yoksuluna nasıl yaklaştığında…
Engellisine nasıl davrandığında…
Farklı düşünene ne kadar saygı gösterdiğinde…
Bugün toplumda insanlar birbirini çok çabuk sınıflandırıyor.
“Bizden mi?”
“Karşı taraftan mı?”
“Bana faydası var mı?”
“Benim gibi düşünüyor mu?”
Bu sorular çoğaldıkça insanlık azalır.
Sevgiyle bakmak, herkesle aynı fikirde olmak değildir.
Farklılıklarımıza rağmen birbirimizin insanlık onurunu koruyabilmektir.
Bir toplumu ayakta tutan yalnızca kanunlar değildir.
Vicdandır.
Güvendir.
Merhamettir.
Komşuluk duygusudur.
Ortak acılarda ve sevinçlerde buluşabilme yeteneğidir.
İnsanların birbirine kuşkuyla baktığı bir yerde en sağlam kurumlar bile zamanla zayıflar.
Fakat insanların birbirini emanet bildiği bir toplum, en zor dönemlerden bile güçlenerek çıkabilir.
İNSANIN GÖNLÜNDE NE VARSA GÖZÜ ONU ARAR
Kalbinde sevgi taşıyan insan güzellik görür.
Kalbinde kin taşıyan kusur arar.
Hasetle bakan, başkasının mutluluğundan rahatsız olur.
Merhametle bakan, başkasının yarasına çare arar.
Bu yüzden insanın bakışını güzelleştirebilmesi için önce iç dünyasını temizlemesi gerekir.
Gönül karanlıksa, en aydınlık manzara bile renksiz görünür.
Kalp yorulmuşsa, güzel sözler bile insana uzak gelebilir.
Kin insanın taşıdığı en ağır yüklerden biridir.
Haset, önce sahibini yakar.
Öfke, karşıdakinden önce insanın kendi huzurunu tüketir.
Affetmek her şeyi unutmak değildir.
Geçmişin, bugünün güzelliğini esir almasına izin vermemektir.
İnsan gönlünü hafiflettikçe bakışı da yumuşar.
Bakışı yumuşadıkça sözü güzelleşir.
Sözü güzelleştikçe çevresine huzur verir.
BAZI İNSANLAR DÜNYANIN GÖRÜNMEYEN KANDİLLERİDİR
Hayatta bazı insanlar vardır.
Yanlarına gittiğinizde içiniz ferahlar.
Çok büyük sözler söylemezler.
Gösteriş yapmazlar.
Fakat gözlerinde huzur vardır.
Çünkü bakışlarında hesap yoktur.
Kıskançlık yoktur.
Küçümseme yoktur.
İnsanı olduğu gibi kabul eden bir sıcaklık vardır.
Böyle insanlar bulundukları ortama ışık taşır.
Dedikodu yapmazlar.
İnsanları birbirine düşürmezler.
Kusuru yaymazlar.
İyiliği çoğaltırlar.
Bir insanın hatasını biliyorlarsa örterler.
Güzelliğini biliyorlarsa anlatırlar.
Çünkü amaçları kendilerini büyütmek değil, iyiliği büyütmektir.
Onlar dünyanın görünmeyen kandilleridir.
Dünya biraz da onların hatırına güzeldir.
SEVGİYİ YARINA BIRAKMAMAK GEREKİR
Hayat kısa ve belirsizdir.
Bugün yanımızda olan bir insan yarın olmayabilir.
Bugün söyleyebileceğimiz güzel bir sözü, yarın söyleme fırsatı bulamayabiliriz.
Bir gün hepimiz bazı insanlara son kez bakacağız.
Fakat bunun son bakış olduğunu bilmeyeceğiz.
Belki de bu yüzden sevgiyi ertelememek gerekir.
Anne babamıza…
Eşimize…
Çocuklarımıza…
Dostlarımıza…
Büyüklerimize…
Onları sevdiğimizi hissettirmeliyiz.
İnsan çoğu zaman fazla sevdiği için değil, sevgisini göstermediği için pişman olur.
Bir sarılmayı ertelememek gerekir.
Bir gönül almayı geciktirmemek gerekir.
Bir “İyi ki varsın” sözünü içimizde tutmamak gerekir.
Çünkü sevgi söylenmediğinde eksik kalır.
Hissedilmediğinde görünmez olur.
Oysa insan sevildiğini bilmek kadar, sevildiğini hissetmeye de ihtiyaç duyar.
SON SÖZ: BAKTIĞIMIZ YERİ YA AYDINLATIRIZ YA KARARTIRIZ
Her insan bakışıyla dünyaya bir şey ekler.
Kimi korku ekler.
Kimi öfke…
Kimi kırgınlık…
Kimi ise güven, huzur ve sevgi…
Bir insana nasıl baktığımız, onun gününü değiştirebilir.
Bir çocuğa nasıl baktığımız, geleceğini değiştirebilir.
Bir yaşlıya nasıl baktığımız, yalnızlığını azaltabilir.
Bir topluma nasıl baktığımız, ortak kaderimizi şekillendirebilir.
Bu nedenle gözümüz yalnızca görmek için değil, gönlümüzü yansıtmak için de vardır.
Gözümüz kusur aramak yerine güzellik bulsun.
Sözümüz kırmak yerine onarsın.
Kalbimiz kin tutmak yerine merhamet üretsin.
Sevgiyle baktığımız her insan, belki biraz daha güçlenecek.
Belki biraz daha umutlanacak.
Belki yeniden hayata tutunacak.
Ve belki biz farkında olmadan, bir insanın karanlık dünyasına ışık olacağız.
Sevgiyle bakanın gözü aydın olsun.
Gönlü ferah olsun.
Sözü şifa olsun.
Adımı hayra çıksın.
Dokunduğu kalpler güzelleşsin.
Çünkü dünyayı değiştiren en büyük güç bazen büyük nutuklar, büyük servetler ya da büyük makamlar değildir.
Bazen dünyayı değiştiren şey, bir insanın diğerine sevgiyle bakabilmesidir.
