Arzu ÜNAL
Bazı insanlar vardır; aradan yüzyıllar geçer, mezarlarının taşı eskir ama sözleri eskimez.
Bazı insanlar vardır; yaşadıkları çağ kapanır fakat açtıkları gönül kapısı kapanmaz.
Hacı Bektaş-ı Veli de böyledir.
Onu bugün anarken aslında yalnızca geçmişte yaşamış büyük bir gönül insanını hatırlamıyoruz. Kendi içimize dönüyor, insanlığımızı sorguluyoruz.
Çünkü onun adıyla hafızalarımıza kazınan şu birkaç kelime, insanın bütün ömrüne yetecek kadar büyük bir nasihattir:
“İncinsen de incitme.”
Söylemesi kolaydır.
Yaşaması ise bir ömür ister.
HER İNSANIN GÖRÜNMEYEN BİR YARASI VARDIR
Hayat hepimizi bir yerimizden incitir.
Kimi babasını kaybeder.
Kimi annesinin ardından sessizce ağlar.
Kimi evladının hasretini taşır.
Kimi dost bildiği insandan yara alır.
Kimi yıllarca emek verdiği insanların vefasızlığıyla karşılaşır.
Kimi derdini kimseye anlatamaz; kalabalıkların içinde tek başına yürür.
Dışarıdan baktığımızda insanların yüzlerini görürüz ama kalplerinde taşıdıkları yükleri göremeyiz.
Belki yanımızdan geçen insan o sabah hayatının en acı haberini aldı.
Belki bize gülümseyen insan gece boyunca ağladı.
Belki sert konuşan birinin içinde yıllardır kapanmayan bir yara vardır.
İşte bunun için insanlara biraz daha merhametle bakmalıyız.
Çünkü herkesin bizim bilmediğimiz bir hikâyesi vardır.
İNCİTMEK KOLAYDIR, GÖNÜL YAPMAK ZORDUR
Bir insanın kalbini kırmak bazen birkaç saniye sürer.
Bir söz söylersiniz.
Bir bakış atarsınız.
Bir insanı küçümsersiniz.
Belki siz birkaç dakika sonra unutursunuz.
Ama o insan söylediğiniz sözü yıllarca unutamaz.
Çünkü bazı kelimelerin sesi kesilir, izi kalır.
Bazı yaralar görünmez ama insanın içinde ömür boyu taşınır.
Bu nedenle gönül kırmak kolaydır; gönül yapmak ise emek ister.
Belki medeniyet dediğimiz şey de tam burada başlar:
Bir insanın kalbini kazanabilmekte.
SENİ İNCİTEN İNSANA BENZEME
Hayatın en büyük imtihanlarından biri budur.
Sana kötülük yapan birine kötülük yapmak kolaydır.
Sana bağırana bağırmak kolaydır.
Seni kıranı kırmak kolaydır.
Fakat böyle yaptığında farkında olmadan seni inciten insanın ahlakını kendi içine taşımaya başlarsın.
Hacı Bektaş-ı Veli’nin gönül dünyasının bize hatırlattığı büyük ölçü burada ortaya çıkar:
Başkalarının kötülüğü senin karakterini belirlemesin.
İncindiysen acını bil.
Fakat o acıyı başkasına miras bırakma.
Haksızlığa uğradıysan hakkını ara.
Fakat intikamı hayatının merkezine koyma.
Çünkü insanın gerçek zaferi karşısındakini yenmesi değil, öfkesine yenilmemesidir.
BİZ NE ZAMAN BU KADAR SERTLEŞTİK?
Bugün sokakta, siyasette, televizyonda, sosyal medyada birbirimizi ne kadar kolay kırıyoruz.
Aynı düşünmüyorsak düşmanlaşıyoruz.
Aynı partiye oy vermiyorsak birbirimizi dışlıyoruz.
Aynı hayatı yaşamıyorsak birbirimizi küçümsüyoruz.
Bir ekranın arkasından hiç tanımadığımız insanların kalplerini kırabiliyoruz.
Peki ne oldu bize?
Biz ne zaman birbirimizin acısını dinlemekten vazgeçtik?
Ne zaman haklı çıkmayı, gönül kazanmaktan daha değerli görmeye başladık?
Ne zaman “ben” bu kadar büyüdü de “biz” bu kadar küçüldü?
Belki bugün Hacı Bektaş-ı Veli’yi anarken asıl sormamız gereken sorular bunlardır.
BİR ANNENİN DUASINDA AYRIM YOKTUR
Bir annenin evladına bakışını düşünün.
Onun için evladının makamı önemli değildir.
Parası önemli değildir.
Hangi görüşten olduğu önemli değildir.
Anne önce insanı görür.
Belki toplum olarak yeniden böyle bakmayı öğrenmemiz gerekiyor.
Karşımızdakinin kimliğinden önce insanlığını görmek…
Çünkü bir annenin gözyaşının dini, mezhebi, partisi olmaz.
Bir babanın evlat acısının dili olmaz.
Bir yetimin yalnızlığının milliyeti olmaz.
Bir mazlumun feryadı hangi coğrafyadan yükselirse yükselsin insanın vicdanına ulaşmalıdır.
İnsanlık burada başlar.
ANADOLU’NUN KAPILARINI KILIÇ AÇTI, GÖNÜLLERİ SEVGİ KAZANDI
Anadolu yalnızca ordularla vatan olmadı.
Bu toprakların mayasında dua vardır.
Alın teri vardır.
Sofrasındaki son lokmayı misafiriyle paylaşan insanların bereketi vardır.
Ahmet Yesevî’nin hikmeti vardır.
Yunus Emre’nin sevgisi vardır.
Mevlânâ’nın gönül çağrısı vardır.
Hacı Bektaş-ı Veli’nin insan anlayışı vardır.
Sonra bu gönül yolu Balkanlara uzandı.
Dağları, ovaları, köyleri geçti.
Tekkelere, dergâhlara, çeşmelere, köprülere, sofralara ulaştı.
İnsanların kalbine dokundu.
Çünkü kalıcı fetih, toprağın değil gönlün fethidir.
Toprak kaybedilebilir.
Sınırlar değişebilir.
Devletler kurulup yıkılabilir.
Fakat gönülde bırakılan iz kolay kolay silinmez.
BALKANLARDA HÂLÂ AYNI NEFESİ DUYABİLİRSİNİZ
Balkanların bir köyüne gidin.
Eski bir çeşmenin başında durun.
Yüzyıllık bir mezar taşına bakın.
Bir türbenin sessizliğinde birkaç dakika bekleyin.
Geçmişin hâlâ orada olduğunu hissedersiniz.
Çünkü ecdat yalnızca bina bırakmadı.
Bir yaşama biçimi bıraktı.
Komşuluk bıraktı.
Misafirperverlik bıraktı.
Büyüğe hürmet, küçüğe merhamet bıraktı.
Kapıya geleni geri çevirmemeyi öğretti.
İşte Hacı Bektaş-ı Veli’nin temsil ettiği gönül medeniyeti, Anadolu’dan Balkanlara uzanan bu büyük kültürel hafızanın önemli damarlarından biridir.
ÇOCUKLARIMIZA NE BIRAKACAĞIZ?
Belki bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru budur.
Ev bırakabiliriz.
Para bırakabiliriz.
Toprak bırakabiliriz.
Diploma bırakabiliriz.
Peki ya insanlık?
Çocuğumuz bizim arkamızdan:
“Babam kimsenin hakkını yemezdi.”
“Annem kimsenin kalbini kırmazdı.”
“Dedem kapısına geleni geri çevirmezdi.”
diyebilecek mi?
İşte gerçek miras budur.
Çünkü mal bölünür.
Para harcanır.
Ev eskir.
Makam biter.
Fakat güzel ahlak nesilden nesile aktarılırsa bir aileyi, ardından bir toplumu ayakta tutabilir.
BİR GÜN HEPİMİZ GİDECEĞİZ
Hayatın değişmeyen gerçeği budur.
Bir gün evimizin kapısı arkamızdan son kez kapanacak.
Bir gün oturduğumuz sandalye boş kalacak.
Telefonumuz çalmayacak.
Sesimiz evin içinde duyulmayacak.
Ve bizden geriye insanların hafızasında birkaç şey kalacak.
Nasıl konuştuğumuz…
Kime el uzattığımız…
Kimin gözyaşını sildiğimiz…
Kimin gönlünü kırdığımız…
Kimin duasında yer aldığımız…
O gün banka hesabımızın büyüklüğü değil, insanların kalbinde bıraktığımız yer konuşacaktır.
İşte “İncinsen de incitme” sözü biraz da bunun için bir ömürlük vasiyettir.
HACI BEKTAŞ-I VELİ’Yİ ANMAK, KENDİMİZİ SORGULAMAKTIR
Hacı Bektaş-ı Veli’yi yalnızca törenlerde anarsak eksik bırakırız.
Onu anlamak, davranışlarımızı değiştirmeyi gerektirir.
Eşimize nasıl konuşuyoruz?
Anne ve babamıza nasıl davranıyoruz?
Komşumuzun derdini biliyor muyuz?
Yetimin başını okşuyor muyuz?
Güçsüzün yanında duruyor muyuz?
Bizden farklı düşünen insanı dinleyebiliyor muyuz?
Ve en önemlisi:
Bizi inciten insanlara benzeyip benzemediğimize bakıyor muyuz?
Asıl anma işte burada başlar.
YENİDEN GÖNÜL İNSANI OLABİLMEK
Dünyanın daha fazla öfkeye ihtiyacı yok.
Daha fazla bağırana da ihtiyacı yok.
Dünyanın vicdan sahibi insanlara ihtiyacı var.
Bir çocuğun başını okşayacak ellere…
Bir yaşlının kapısını çalacak komşulara…
Düşene tekme atmak yerine kaldıracak insanlara…
“Sen kimsin?” diye sormadan önce “Bir derdin var mı?” diyebilecek gönüllere ihtiyacımız var.
Çünkü bazen dünyayı değiştirmek büyük işler yapmak değildir.
Bir insanın hayatına iyilikle dokunmaktır.
GÖNÜL KIRMA, ÇÜNKÜ ÖMÜR ÇOK KISA
Bugün yanımızda olan yarın olmayabilir.
Bugün konuşabildiğimiz insanın sesini yarın duyamayabiliriz.
Bugün sarılabileceğimiz anneye, babaya, kardeşe veya dosta yarın yalnızca bir mezar taşının başında dua edebiliriz.
Öyleyse neden birbirimizi kırıyoruz?
Neden sevgimizi söylemek için bekliyoruz?
Neden özür dilemeyi erteliyoruz?
Neden sarılmak için yarını bekliyoruz?
Ömür sandığımızdan daha kısa.
İnsan sandığımızdan daha kırılgan.
Ve dünya, kalp kırmaya değmeyecek kadar geçici.
Hacı Bektaş-ı Veli’yi anarken geriye tek bir cümle kalsa bile yeter:
İncinsen de incitme.
Seni kırdılar diye sen kırma.
Seni unuttular diye sen unutma.
Sana vefasızlık yaptılar diye sen vefadan vazgeçme.
Sana kötülük yaptılar diye kalbindeki iyiliği öldürme.
Çünkü sonunda herkes bu dünyadan gider.
Fakat bazı insanlar gittikten sonra bile iyilikleri yaşamaya devam eder.
İnsanın asıl ömrü belki de yaşadığı yıllar değil, ardında bıraktığı güzel hatıradır.
Hacı Bektaş-ı Veli’yi rahmet, hürmet ve minnetle anıyoruz.
Ruhu şad, bıraktığı gönül mirası daim olsun.
