Arzu ÜNAL
Bulgar, Türk ve Yunan kaynakları birlikte okunduğunda 1913’ün “Ölüm Adası” bize ne anlatıyor?
Trikeri meselesini yalnız Bulgar kaynaklarından okumak eksik kalır. Yalnız Yunan kaynaklarından okumak da öyle. Türk arşivleri ise olayı doğrudan Bulgar esirleri üzerinden değil, Balkan Savaşları sırasında Yunanistan’ın kurduğu geniş savaş esiri sistemi üzerinden anlamamıza yardımcı oluyor.
Bu nedenle meseleyi üç ayrı millî hafızanın kesiştiği noktadan okumak gerekir:
Bulgaristan ne söylüyor?
Yunanistan ne kaydetmiş?
Osmanlı/Türk belgeleri bize hangi daha büyük sistemi gösteriyor?
Üçünü üst üste koyduğumuzda Trikeri’nin efsane değil, gerçek bir tarihî hadise olduğu açık biçimde ortaya çıkıyor. Buna karşılık bazı popüler anlatılarda kullanılan rakamların, “Avrupa’nın ilk toplama kampı” gibi tanımlamaların ve özellikle ölüm sayılarının aynı kesinlikle doğrulanamadığını da görmek gerekiyor.
İşte tarihçilik tam burada başlıyor.
1. ÖNCE COĞRAFYAYI DOĞRU KOYALIM: HANGİ TRİKERİ?
Bahsedilen yer Yunanistan’ın Tesalya bölgesinde, Volos yakınlarındaki Pagasitikos Körfezi’nin girişinde bulunan Paleo Trikeri/Palio Trikeri adasıdır.
Bu ayrıntı önemlidir.
Çünkü dönemin belgelerinde ve daha sonraki yayınlarda:
Trikeri,
Paleo Trikeri,
Old Trikeri,
Τρίκερι,
Παλαιό Τρίκερι
gibi farklı adlandırmalar kullanılabiliyor.
Üstelik aynı isimli yarımada ve yerleşim de bulunduğundan bazı eski metinlerde coğrafi karışıklık yaşanmıştır.
1913 olayının merkezindeki mekân, esas itibarıyla Volos Körfezi girişindeki ada ve burada oluşturulan esir/internasyon alanıdır.
2. TARİHÎ ZEMİN: DÜNKÜ MÜTTEFİKLER BİRKAÇ AY SONRA DÜŞMAN OLDU
1912’de Birinci Balkan Savaşı başladığında Bulgaristan ve Yunanistan Osmanlı Devleti’ne karşı aynı ittifakın içindeydi.
Fakat Osmanlı Balkan topraklarının paylaşılması söz konusu olduğunda anlaşmazlık başladı.
Özellikle Makedonya üzerinde:
Bulgaristan,
Yunanistan,
Sırbistan arasında büyük bir mücadele ortaya çıktı.
1913 yazında bu mücadele İkinci Balkan Savaşı’na, Bulgar terminolojisiyle Междусъюзническата война — Müttefiklerarası Savaşa dönüştü.
Selanik’te aynı şehirde bulunan Bulgar ve Yunan birlikleri dahi birbirleriyle çatışmaya başladı. Sonuçta çok sayıda Bulgar asker ve sivil Yunan makamlarının eline geçti.
Trikeri işte bu kaosun ürünüdür.
3. BULGAR ARŞİVİ: EN ÖNEMLİ BELGELERDEN BİRİ İSİM LİSTESİDİR
Araştırmada karşıma çıkan en değerli belgelerden biri Bulgar Arşivler Devlet Ajansına dayandırılan BASA-1900K-1-16 serisidir.
Belgenin açıklaması son derece açık:
Haziran 1913’te Yunan makamlarınca Gumence/Goumenissa ve Yenice-i Vardar çevresinden Trikeri’ye gönderilen kişiler kaydedilmiş ve bunlardan 14 Kasım 1913’te serbest bırakılanların listesi tutulmuştur.
Bu belge Trikeri tartışması açısından olağanüstü önemlidir. Çünkü bizi: “Binlerce Bulgar götürüldü.” şeklindeki genel anlatımdan çıkarıp,
“Kim götürüldü?” sorusuna götürmektedir.
Tarihî hafızanın en sağlam noktası da tam burasıdır.
İsim.
Soyadı.
Memleket.
Tutuklanma.
Sevk.
Tahliye.
Bir insanın arşivde izi varsa artık mesele yalnız sözlü anlatı değildir.
4. VLADIMIR SİS VE “TRİKERİ MEZARLARI”
Bulgar tarih hafızasının en güçlü kaynaklarından biri Çek gazeteci Vladimír Sís — Vladimir Sis tarafından yazılan Гробовете на Трикери — Trikeri Mezarları adlı eserdir.
Bulgaristan Millî Kütüphanesinin katalogları, eserin bugün de kayıt altında bulunduğunu gösteriyor; 2024’te ilk yayımlanışının 110. yılı dolayısıyla yeni baskısı da yapılmıştır.
Sis, savaş yıllarında Balkanlarda bulunan bir gazeteciydi.
Anlatısına göre Trikeri’ye gitmek istediğinde gerçek araştırma amacını gizlemek zorunda kaldı. Volos’taki Alman konsolosuyla yaptığı görüşmeyi aktarırken, konsolosun kendisine Bulgar esirlerin orada tutulduğunu, insanların öldüğünü ve bazı cesetlerin sığ biçimde gömüldüğünü söylediğini yazar.
Bu tanıklık son derece önemlidir.
Ancak bilimsel yöntem açısından bir noktayı ayırmak gerekir:
Sis’in eseri birincil tanıklık niteliğinde güçlü bir kaynaktır; fakat yazdığı her sayı bağımsız olarak doğrulanmış resmî istatistik anlamına gelmez.
Bu ayrımı yaparsak Trikeri dosyasını daha güçlü savunmuş oluruz.
5. BULGAR ULUSAL TELEVİZYONU TRİKERİ’Yİ NASIL ANLATIYOR?
Bulgar Ulusal Televizyonu BNT, Trikeri olayını açık biçimde Bulgar esirlerin dramı olarak anlatıyor.
BNT’nin Пленникът от Трикери — Trikeri Tutsağı sayfasında Trikeri için doğrudan:
“Avrupa’daki ilk toplama kampı” ifadesi kullanılıyor.
Ayrıca Konstantin Mutafov’un tiyatro eserinin Vladimir Sis’in belgelerine dayanarak yazıldığı ve 1917’de sahnelendiği belirtiliyor.
Bu durum bize başka bir şeyi gösteriyor:
Trikeri yalnız askerî tarihin konusu değildir.
Bulgar kültürel hafızasının da bir parçasıdır.
Kitap olmuştur.
Tiyatro olmuştur.
Radyo oyunu olmuştur.
Belgesel olmuştur.
Bulgaristan Ulusal Radyosu BNR de Trikeri Mezarlarını özel yayınlarında yeniden gündeme getirmiştir.
6. FAKAT BULGAR ANLATISINDAKİ EN BÜYÜK SORUN: RAKAMLAR
Trikeri konusunda bugün internette:
7.000,
8.000,
14.000
ve hatta çok daha yüksek sayılarla karşılaşmak mümkün.
İşte burada son derece dikkatli olmak gerekiyor.
Ben araştırmadan sonra “Trikeri’de 7.000 Bulgar öldürüldü” veya “14.000 Bulgar öldü” şeklinde kesin bir hüküm yazılmasını doğru bulmuyorum.
Çünkü mevcut kaynaklarda: toplam esir sayısı, Trikeri’ye sevk edilenler, Yunanistan’ın başka yerlerinde tutulanlar, siviller, askerler, komitacı kabul edilenler, ölenler, kayıplar zaman zaman birbirine karışıyor.
Asıl yapılması gereken ölüm sayısını büyütmek değil:
isim listesini büyütmektir.
7. YUNAN ARŞİVİNE GEÇELİM: “BULGAR ESİRLER” GERÇEĞİ İNKÂR EDİLMİYOR
Yunanistan’ın dijital kültür arşivi SearchCulture.gr, Hellenic Literary and Historical Archive — ELIA koleksiyonundan çok önemli fotoğraflar barındırıyor.
1913 tarihli bir fotoğrafın Yunanca başlığı:
“Αιχμάλωτοι Βούλγαροι στρατιώτες και αξιωματικοί”
yani:
“Bulgar asker ve subay esirler.”
Daha da çarpıcı başka bir fotoğraf kaydı vardır:
“Αιχμάλωτοι Βούλγαροι (1600 στρατιώτες και αξιωματικοί) έξω από τη Στρώμνιτσα.”
Türkçesi:
“Ustrumca dışında 1.600 Bulgar asker ve subay esir.”
Bu kayıt çok değerlidir.
Çünkü Bulgar tarafındaki: “Yunan kuvvetleri çok sayıda Bulgar askerini esir aldı.” anlatısının Yunan arşivinde de fiziksel karşılığı bulunmaktadır.
8. YUNAN KAYNAKLARINDA TRİKERİ’YE SEVK
Yunan tarih literatüründe de Bulgar askerlerinin Trikeri’ye gönderildiği bilgisi karşımıza çıkıyor.
Örneğin Yunanistan’da yayımlanmış bir askerî-tarih çalışmasında Aynaroz’daki Bulgar askerlerinin teslim olduktan sonra Yunan savaş gemisiyle Trikeri, Volos’a götürüldüğü anlatılıyor.
Bir başka Yunan kronolojik Balkan Savaşı anlatısında daha ayrıntılı bir olay aktarılıyor.
25 Haziran 1913 maddesinde Pire’ye Bulgar tutuklular taşıyan gemilerden söz edilirken, yaklaşık 500 Bulgarın bulunduğu Maria Ralli adlı gemide 14 kolera vakası tespit edildiği ve geminin Trikeri’ye yönlendirildiği belirtiliyor.
Bu veri özellikle önemlidir.
Çünkü Trikeri’deki: salgın, karantina ve esaret
unsurlarının birbirinden ayrılması gerektiğini gösteriyor.
Bazı kişilerin adaya gönderilmesinde yalnız güvenlik değil, salgın hastalık endişesi de rol oynamış olabilir.
Ancak bu, oradaki yaşam koşullarının insani olup olmadığı sorusunu ortadan kaldırmaz.
9. EN ÖNEMLİ BAĞIMSIZ KAYNAK: CARNEGIE KOMİSYONU
Bulgar ve Yunan anlatıları karşı karşıya geldiğinde üçüncü taraf kaynağına ihtiyaç vardır.
Bu noktada en önemli belge:
Carnegie Endowment for International Peace tarafından Balkan Savaşlarını araştırmak üzere oluşturulan uluslararası komisyonun raporudur.
Raporda Selanik’ten Trikeri’ye sevk edilen Bulgar tutuklulara ilişkin tanıklıklar yer almaktadır.
Komisyonun aktardığı bir vakada Avusturya tebaasından Jovane/Jovan Ratchkovits adlı kişinin Bulgar komitacısı olduğu iddiasıyla yakalandığı, başka Bulgar tutuklularla gemide tutulduğu ve Trikeri’ye götürüldüğü belirtiliyor.
Raporda yolculuk sırasında kötü muamele iddiaları, yetersiz içme suyu ve Trikeri’de doktor bulunmamasına ilişkin tanıklıklar aktarılıyor. Tanıklığa göre bazı dönemlerde günde birkaç kişinin öldüğü bildirilmiştir.
Bu çok önemli bir kırılma noktasıdır.
Çünkü artık elimizde yalnız:
Bulgar hatıratı değil; uluslararası bir araştırma komisyonunun yayımladığı tanıklıklar bulunmaktadır.
10. CARNEGIE RAPORU, YUNANİSTAN’DAKİ ESİRLERİN DURUMUNU DA ELEŞTİRİYOR
Carnegie Komisyonunun savaş esirlerine ilişkin bölümü yalnız Trikeri ile sınırlı değildir. Komisyon Yunanistan’da tutulan Bulgar savaş esirlerinin koşulları konusunda ciddi eleştiriler getiriyor.
Özellikle İthaka ve diğer esaret merkezlerinden dönen kişilerin anlatıları rapora girmiştir. Raporda esirlerin uzun süre hapishanelerde tutulduğu, kötü şartlar ve kişisel eşyaların alınması gibi vakalar aktarılmaktadır.
Burada önemli bir metodolojik sonuç ortaya çıkıyor:
Trikeri tek başına bir ada vakası değildir.
Daha büyük bir savaş esiri ve sivil internasyon sisteminin parçasıdır.
11. ŞİMDİ TÜRK ARŞİVİNE BAKALIM: YUNANİSTAN’DAKİ ESİR SİSTEMİ ÇOK DAHA BÜYÜKTÜ
Türkiye açısından dosyanın en dikkat çekici tarafı budur.
Balkan Savaşlarında Yunanistan yalnız Bulgarları değil, on binlerce Osmanlı askerini de esir aldı.
2025’te yayımlanan kapsamlı bir akademik çalışma, yabancı basın ve arşiv kaynaklarından hareketle Yunanistan’ın savaş sırasında yaklaşık 80.000 Osmanlı/Türk askerini esir aldığını aktarıyor.
Savaşın ilerleyen safhalarında bu sayı azalmış ve 14 Kasım 1913 itibarıyla tespit edilebilen Osmanlı esir sayısı 41.079 olarak kaydedilmiştir.
Bu sayı bize olayın ölçeğini anlatıyor.
Trikeri’yi anlamak için Yunanistan’ın 1912–1913’te kurduğu bütün esir sistemini incelemek zorundayız.
12. TRİKERİ’DE TÜRK ESİRLER DE TUTULMUŞ OLABİLİR
Türk araştırmalarında Yunanistan’daki Osmanlı savaş esirlerinin tutulduğu yerler sıralandığında Trikeri de listede yer alıyor.
Çalışmalarda: İthaka, Korfu, Kefalonya, Makronisos, Poros, Patras, Nafplion, Volos ve Trikeri gibi çok sayıda merkez sayılmaktadır.
Yunan kaynakları da bu geniş sistemi teyit ediyor.
Yunanistan’da Türk savaş esirleri üzerine yapılan yerel tarih çalışmalarında Trikeri, Osmanlı esirlerinin tutulduğu merkezlerden biri olarak açıkça sayılmaktadır.
Bu durumda yeni bir soru doğuyor:
Trikeri yalnız Bulgarların “ölüm adası” mıydı, yoksa daha önce ve aynı dönemlerde Osmanlı/Türk savaş esirlerinin de kullanıldığı bir esaret merkezi miydi?
Bu soru ayrıca araştırılmalıdır.
13. TÜRK KAYNAKLARI BİZE NEYİ GÖSTERİYOR?
Türk Tarih Kurumu koleksiyonlarında Esra Özsüer’in “I. Balkan Savaşı’nda Yunanistan’da Esir Düşen Müslüman Türkler” başlıklı kapsamlı çalışması bulunmaktadır. Aynı çalışma daha sonra Türk Tarihinde Savaş Esirleri kitabında da yayımlanmıştır.
Bu araştırmalar bize savaş esirleri meselesinin yalnız Bulgar-Yunan ihtilafı olmadığını gösteriyor.
Yunanistan’ın elinde: Türkler, Bulgarlar, askerler, subaylar, bazı durumlarda siviller bulunuyordu.
Dolayısıyla Trikeri’yi yalnız “iki millet arasındaki intikam” olarak okumak yetersiz kalabilir.
Bunun arkasında aynı zamanda 1912–1913 savaşlarının henüz gelişmemiş savaş esirleri yönetim sistemi vardır.
14. OSMANLI ARŞİVİNDE ARANMASI GEREKEN DOSYALAR
Türk tarafında yapılacak bir sonraki bilimsel çalışmanın adresi bellidir:
Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi ve ATASE.
Balkan Savaşları esirleri üzerine 2026’da yayımlanan bir çalışmada doğrudan Osmanlı Arşivindeki: BEO, HR.SYS,
Hariciye Nezareti sefareti dosyaları, Hukuk Müşavirliği kayıtları
ve ATASE Balkan Harbi belgeleri kullanılmıştır.
Bu çalışma ağırlıklı olarak Bulgaristan’daki Osmanlı esirlerini incelese de bize araştırma yöntemini gösteriyor.
Trikeri için Türk arşivlerinde özellikle şu kelimeler taranmalıdır:
Trikeri/Trikeri Adası, Volos/Volo, Selanik, Yunanistan’daki üsera, Bulgar esirleri, Yunan hükümeti, kolera, esir mübadelesi, sefaret raporları ve konsolosluk yazışmaları.
15. BRİTANYA BELGELERİ DE DOSYAYA GİRMELİ
Türk Tarih Kurumu 2026’da İngiltere’nin Yunanistan Yıllık Raporları: Balkan Savaşları ve Öncesi 1906–1913 adlı önemli bir kaynak yayımladı.
Bu belgeler Atina’daki İngiliz diplomatların yıl boyunca topladıkları askerî, siyasi ve toplumsal bilgileri içeriyor.
Trikeri konusunda yapılacak ciddi bir araştırmada yalnız Bulgar-Türk-Yunan üçgeni yeterli değildir.
İngiltere, Avusturya-Macaristan, Almanya, Fransa ve Carnegie kayıtları da masaya konulmalıdır. Çünkü tarafsızlığa en fazla üçüncü taraf diplomatik yazışmaları yaklaştırabilir.
16. GAZETELER NE SÖYLÜYOR?
1913 olaylarını anlamanın başka bir yolu dönemin gazeteleridir.
Bulgar basınında özellikle:
Пряпорец — Pryaporets,
Воля — Volya,
Мир — Mir
gibi gazeteler esirlerin dönüşünü ve tanıklıklarını haberleştirmiştir.
Daha sonraki derlemelere göre Ekim 1913’te ilk büyük grupların Bulgaristan’a dönüşleri sırasında gazetelerde binlerce kişinin tahliye edildiğine ilişkin haberler yayımlanmıştır. Ancak bu rakamların gemi yolcu listeleriyle tek tek karşılaştırılması gerekir.
Yunan gazetelerinde ise söylem farklıdır.
Genellikle: Βούλγαροι αιχμάλωτοι — Bulgar esirler
veya savaşın askerî sonuçları dili kullanılmıştır.
Burada “toplama kampı” yerine “esir”, “rehine” veya “tutuklu” gibi kelimelerin öne çıkması, iki ülkenin hafıza dilinin ne kadar farklı olduğunu gösteriyor.
17. EN ÖNEMLİ TARTIŞMA: “AVRUPA’NIN İLK TOPLAMA KAMPI” MI?
Bu ifade Bulgar medya ve popüler tarih anlatısında çok güçlü biçimde kullanılıyor. BNT dahi Trikeri’yi bu şekilde tanımlıyor. Ancak bilimsel açıdan bu ifadeyi kesin tarihî gerçek şeklinde kullanmak problemli. Çünkü “concentration camp/toplama kampı” kavramı 1913’ten önce de kullanılmıştır. İngilizlerin Güney Afrika’daki Boer Savaşı sırasında oluşturduğu kamplar bunun en bilinen örneklerindendir.
Ayrıca İspanyol yönetiminin Küba’daki “reconcentración” politikası 19. yüzyıl sonlarına uzanır. Dolayısıyla daha bilimsel ifade şudur:
“1913 Trikeri, Bulgar tarih yazımında Avrupa’nın ilk toplama kampı olarak nitelendirilen ve savaş esirleriyle bazı sivillerin tutulduğu ağır koşullu bir internasyon/esaret merkeziydi.”
Bu ifade hem Bulgar hafızasını yansıtır hem tarih biliminin gerektirdiği ihtiyatı korur.
18. 1913 TRİKERİ İLE 1940’LARIN TRİKERİ’Sİ KARIŞTIRILMAMALI
Bir başka önemli problem daha vardır.
Trikeri daha sonra, özellikle Yunan İç Savaşı döneminde siyasi sürgün ve toplama kampı olarak tekrar kullanıldı.
Yunan SearchCulture/ASKI arşivinde:
“Τo στρατόπεδο των εξορίστων γυναικών στο Τρίκερι” — Trikeri’de sürgün kadınlar kampı başlıklı fotoğraf koleksiyonları bulunmaktadır.
Bu dönem 1913 değildir.
Dolayısıyla: 1913 Bulgar esirleri dosyası ile 1940’ların Yunan siyasi mahkûmları dosyası birbirine karıştırılmamalıdır.
19. ÜÇ ARŞİVİN ORTAKLAŞTIĞI NOKTALAR
Araştırmanın sonunda bazı hususlarda artık oldukça sağlam konuşabiliriz:
-
1913’te Yunanistan çok sayıda Bulgar askerini esir aldı; bunu Yunan fotoğraf arşivi de doğruluyor.
-
Bulgar asker ve sivillerinden bir bölümü Trikeri’ye gönderildi; Bulgar arşivinde isim listeleri bulunuyor.
-
Yunan kaynaklarında da Bulgarların Trikeri’ye sevk edildiği kayıtlıdır.
-
Carnegie Komisyonu, Bulgar esirlerin kötü koşulları ve kötü muamele iddialarına ilişkin bağımsız tanıklıklar yayımlamıştır.
-
Trikeri, daha geniş Yunan savaş esiri sisteminin bir parçasıdır ve aynı dönemin Osmanlı/Türk esirleri dosyası da son derece büyüktür.
Buna karşılık üç mesele henüz kesinleştirilmiş değildir:
Trikeri’de toplam kaç kişi tutuldu?
Kaç kişi öldü?
Ölümlerin ne kadarı hastalık, açlık, kötü muamele veya doğrudan öldürme sonucu gerçekleşti?
İşte asıl bilimsel araştırma buradan sonra başlamalıdır.
20. BEN OLSAM “TRİKERİ HAKİKAT PROJESİ” KURARDIM
Bu konu bir Facebook videosunda kalmamalıdır.
Türkiye, Bulgaristan ve Yunanistan’dan tarihçiler bir araya getirilerek Trikeri Ortak Tarih ve Hafıza Projesi kurulabilir.
Projenin temel amacı bir “suçlama kitabı” hazırlamak değil:
isim isim gerçeği çıkarmak olmalıdır.
Kimler vardı?
Nereden geldiler?
Hangi gemiyle taşındılar?
Kaç gün kaldılar?
Hastane kaydı var mı?
Doktor kimdi?
Kolera kayıtları nerede?
Ölüm defteri tutuldu mu?
Mezar yeri nerede?
Kimler 1913 sonbaharında Bulgaristan’a döndü?
Kaçı daha sonra öldü?
İşte bunların cevapları bulunursa Trikeri artık tartışmalı sosyal medya anlatısından çıkıp belgelendirilmiş Balkan tarihine dönüşür.
21. TÜRKİYE İÇİN DAHA BÜYÜK BİR DOSYA AÇILIYOR
Bu araştırmayı yaparken benim için en dikkat çekici sonuç yalnız Trikeri olmadı.
Asıl soru şudur:
BALKAN SAVAŞLARINDA YUNANİSTAN’DA ESİR DÜŞEN ON BİNLERCE TÜRKÜN TAM İSİM LİSTESİ NEREDE?
14 Kasım 1913 itibarıyla 41 binden fazla Osmanlı esirinin kayda geçirildiğinden söz ediyoruz.
Bunların: isimleri, memleketleri, birlikleri, tutuldukları kamplar, ölüm kayıtları, Türkiye’ye dönüşleri bugün geniş çaplı bir veri tabanına dönüştürülebilir. Belki Trikeri’nin bize açtığı asıl kapı budur.
BALKAN SAVAŞLARI TÜRK ESİRLERİ ENVANTERİ.
Bu, Türkiye açısından son derece önemli bir millî hafıza projesi olabilir.
TARİHİ KIZGINLIKLA DEĞİL, ÜÇ ARŞİVİ AYNI MASAYA KOYARAK YAZALIM
Trikeri’de bir şey yaşandı mı?
Evet.
Bulgar askerler Yunanların eline esir düştü mü?
Evet.
Bir bölümü Trikeri’ye gönderildi mi?
Evet.
Bunu Bulgar belgesi dışında Yunan kaynakları da doğruluyor mu?
Evet.
Ağır yaşam koşulları ve kötü muamele iddiaları yalnız Bulgar propagandasından mı ibaret?
Hayır. Carnegie Komisyonunun raporlarında da ciddi tanıklıklar vardır.
Ama “7.000 kişi kesin öldürüldü”, “14.000 kişi öldürüldü” veya “Avrupa’nın tartışmasız ilk toplama kampıdır” gibi cümleleri bugünkü belgelerle tereddütsüz yazabilir miyiz?
Hayır.
İşte tarihî dürüstlük budur.
Hakikat bize yeter.
Abartıya ihtiyacımız yok.
Çünkü arşiv zaten konuşuyor.
Bulgar arşivi isim veriyor.
Yunan arşivi fotoğraf veriyor.
Türk kaynakları esaret sisteminin büyüklüğünü gösteriyor.
Carnegie raporu üçüncü taraf tanıklığını ortaya koyuyor.
Şimdi yapılması gereken bunları tek tek karşılaştırmaktır.
Balkanların geleceği geçmişi unutmakla kurulamaz.
Ama geçmişi yeniden düşmanlık üretmek için kullanarak da kurulamaz.
Doğru yol: Belge. İsim. Arşiv. Karşılaştırma. Ortak hafıza.
Bir gün Trikeri’de üzerinde Türkçe, Bulgarca, Yunanca ve İngilizce şu cümlenin yazdığı bir anıt görürsek belki Balkanlar gerçekten büyümüş olacaktır: “Burada acı çeken insanların milliyetleri farklıydı; fakat acıları aynı insanlığa aitti.”
