Arzu ÜNAL

Gerçek bir dost bulmak,
bir ağacın büyümesi kadar uzun zaman alır.

Önce bir tohum düşer gönle…
Sonra güvenle kök salar,
vefayla büyür,
sevgiyle dallanır,
zor günlerde gölge olur.

Ama bazen yıllarca büyüttüğümüz bir dostluğu,
bir kırgınlıkla, bir yanlış sözle,
hatta küçücük bir ihmalle
bir anda kaybedebiliriz.

Onun için gönüllere taht kurmuş insanların kıymetini,
onlar henüz yanımızdayken bilelim.

HERKES YARINLARA BİR ŞEYLER BİRİKTİRİR

Kimisi para,
kimisi makam,
kimisi umut,
kimisi kırgınlık,
kimisi de kin biriktirir…

Ben ise dostlarıma şiirler biriktirdim.

Her biri güllerden güzel,
her mısrasında biraz hayat,
biraz özlem,
biraz hatıra,
biraz sevinç
ve belki de bin yara…

Çünkü insanın asıl serveti kasasında değil,
gönlünde biriktirdikleridir.

Bir gün geriye dönüp baktığımızda ne kadar şeye sahip olduğumuzdan çok,
kaç insanın gönlüne dokunduğumuz kalacaktır.

KALBİNİZDEKİ SEVGİYİ EKSİK ETMEYİN

Ne yaşarsanız yaşayın,
kalbinizdeki sevgiyi eksik etmeyin.

Çünkü sevgi, güzelliklerin ve umudun anahtarıdır.

Karanlıkta ışık,
yalnızlıkta dost,
çaresizlikte umut,
kırılmış bir gönülde yeniden başlayabilme cesaretidir.

İnsan bazen bir güzel sözle ayağa kalkar.
Bir tebessümle yeniden hayata bağlanır.
Bir dostun omzunda yıllardır taşıdığı yükün bir kısmını bırakır.

Bu nedenle sevgiyi küçümsemeyin.

Bazen bir insanın hayatında yapabileceğiniz en büyük iyilik,
ona hâlâ değerli olduğunu hissettirmektir.

İNSANIN İYİLEŞTİREN SEVGİLERE İHTİYACI VAR

İnsanın yalnızca sevilmeye değil,
iyileştiren sevgilere ihtiyacı var.

Peki hangi ilaç iyi gelir yürek yarasına?

Hangi merhem bütün kırılmışlıkları onarır?

Hangi silgi, yıllar önce söylenmiş ağır bir sözün bıraktığı izi silebilir?

Özlemenin şifası var mıdır?

Ya çaresizliğin?

Belki bütün yaraların ilacı yoktur.

Ama insanın yarasına dokunmadan yanında oturan bir dost,
“Ben buradayım” diyen bir ses,
hesapsız bir sevgi,
samimi bir dua vardır.

Bazen insanı iyileştiren şey cevap bulmak değil,
yalnız olmadığını bilmektir.

SEVGİYLE YAŞAYANLAR YAŞ ALIR, AMA YAŞLANMAZ

Takvimler değişir.
Saçlar ağarır.
Yüzümüzde hayatın çizgileri çoğalır.

İnsan yaş alır…

Fakat gönlünde sevgiyi, merhameti, dostluğu ve umudu yaşatabiliyorsa
yaşlanmaz.

Çünkü insanı asıl yaşlandıran yıllar değil;
sevgisizlik, umutsuzluk ve gönül yorgunluğudur.

Gönlü genç kalan insanın
bakışlarında hâlâ bir bahar,
sözlerinde hâlâ bir umut,
ellerinde hâlâ paylaşacak bir sıcaklık vardır.

EYLÜL BİZE KIYMET BİLMEYİ HATIRLATSIN

Eylül geldi…

Yapraklar yavaş yavaş sararırken,
doğa bize sessizce bir gerçeği daha anlatıyor:

Hiçbir şey sonsuza kadar bizimle kalmıyor.

Öyleyse kırmadan sevelim.
Kaybetmeden kıymet bilelim.
Uzaklaşmadan sarılalım.
Özlemeden arayalım.
Pişman olmadan güzel sözlerimizi söyleyelim.

“Bir gün söylerim” demeyelim.

Çünkü bazen o “bir gün” hiç gelmiyor.

Ve geriye söylenememiş sözler,
yarım kalmış vedalar,
geç kalmış özürler
ve içimizi yakan keşkeler kalıyor.

BİR FİNCAN SEVGİ BIRAKALIM YARINLARA

Dünyaya büyük servetler bırakamasak da olur.

Bir insanın gönlünde güzel bir hatıra bırakabiliyorsak,
bir çocuğa umut,
bir dosta güven,
bir yalnız insana sıcaklık verebiliyorsak
boşuna yaşamamışız demektir.

Bu Eylül ayında size;

Bir demet gökyüzü,
bir avuç umut,
bir ömürlük dostluk
ve bir fincan dolusu sevgi gönderiyorum.

Gecenin sessizliği huzurunuzla,
gecenin güzelliği sevginizle kucaklaşsın.

Kalbinizdeki sevgiyi hiçbir zaman eksik etmeyin.

Çünkü dünya ne kadar değişirse değişsin,
insanı insana bağlayan en güçlü köprü yine sevgidir.

Sevgiyle yaşayın…
Yaş alın ama yaşlanmayın.

Eylülünüz umut,
eviniz huzur,
sofranız bereket,
dostluklarınız vefa,
gönlünüz sevgiyle dolsun.

Mutlu Eylüller…

İsterseniz bunu bir sonraki aşamada
“Eylül, Dostluk ve İyileştiren Sevgi” başlıklı daha edebî
ve derin bir köşe yazısına
da dönüştürebilirim.