Arzu ÜNAL
Ebediyete irtihalinin 460. yılında Kanuni Sultan Süleyman Han’ı rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyorum.
Bazı hükümdarlar yalnızca bir devri yönetir. Bazı hükümdarlar ise yönettikleri devrin sınırlarını aşar, asırlar sonrasına ulaşan bir devlet anlayışı, hukuk düzeni, medeniyet tasavvuru ve siyasi hafıza bırakırlar.
Kanuni Sultan Süleyman Han işte böyle bir hükümdardı.
Onu yalnızca fethettiği şehirlerle, kazandığı savaşlarla veya Osmanlı Devleti’nin ulaştığı geniş sınırlarla anlatmak eksik kalır.
Çünkü Kanuni’yi büyük yapan sadece toprak kazanması değildi. Asıl büyüklüğü, gücün arkasına hukuku, devletin arkasına nizamı, ordunun arkasına kurumu, siyasetin arkasına medeniyet fikrini koyabilmesiydi. Bugün, aradan 460 yıl geçmiş olmasına rağmen Kanuni Sultan Süleyman dönemini hâlâ konuşuyorsak bunun sebebi budur.
TAHTA ÇIKTIĞINDA BİR DEVLET DEVRALDI, ARDINDAN BİR DÜNYA GÜCÜ BIRAKTI
Sultan Süleyman 1520 yılında Osmanlı tahtına çıktığında 26 yaşındaydı.
Önünde kendisine güçlü bir devlet bırakan Yavuz Sultan Selim vardı.
Fakat büyük miraslar aynı zamanda büyük sorumluluklardır.
Sultan Süleyman, devraldığı gücü yalnızca korumadı; onu siyasi, askerî, ekonomik, hukuki ve kültürel anlamda daha ileri bir seviyeye taşıdı. Yaklaşık 46 yıllık hükümdarlığı, Osmanlı tarihinin en uzun ve en etkili saltanatlarından biri oldu.
Belgrad’ın fethiyle Orta Avrupa’nın kapıları açıldı. Rodos’un alınmasıyla Doğu Akdeniz’deki stratejik denge değişti.
Mohaç Zaferi yalnızca bir meydan savaşı değildi; Avrupa güç dengelerini sarsan tarihî bir dönüm noktasıydı.
Bağdat seferiyle Osmanlı’nın Irak ve Ortadoğu üzerindeki hâkimiyeti güçlendi.
Akdeniz’de Barbaros Hayreddin Paşa ve Osmanlı donanmasının yükselişiyle İstanbul’dan Cezayir’e uzanan büyük bir deniz jeopolitiği ortaya çıktı. Osmanlı artık yalnızca Balkanların, Anadolu’nun veya Ortadoğu’nun devleti değildi.
Avrupa’dan Afrika’ya, Akdeniz’den Hint Okyanusu’na kadar uzanan geniş bir siyasi düzenin merkezine dönüşmüştü.
AVRUPA ONU “MUHTEŞEM”, BİZ “KANUNİ” DEDİK
Batı dünyası Sultan Süleyman’ı çoğu zaman “Muhteşem Süleyman” olarak andı.
Biz ise ona “Kanuni” dedik.
Bu iki isim arasındaki fark aslında Osmanlı devlet anlayışını anlamak bakımından son derece önemlidir.
Avrupa onun sarayını, ordusunu, hazinesini, fetihlerini ve ihtişamını gördü.
Osmanlı toplumu ise onun devlet nizamını, hukuk düzenini ve adalet anlayışını öne çıkardı.
Bir hükümdarın tarihe “Kanuni” adıyla geçmesi başlı başına üzerinde düşünülmesi gereken bir meseledir.
Çünkü asıl büyük devlet, hükümdarın iradesinin değil, hukukun hüküm sürdüğü devlettir.
Devlet adamı açısından bundan daha büyük bir ders olabilir mi?
Güç geçicidir. Makam geçicidir.
Zaferler bile zamanla tarih kitaplarının sayfalarına dönüşür.
Ama adalet üzerine kurulan düzen, asırlar boyunca yaşamaya devam eder.
KANUNİ’NİN ASIL MİRASI: DEVLET NİZAMI
Kanuni Sultan Süleyman döneminin en önemli özelliklerinden biri devlet teşkilatının kurumsallaşmasıdır.
Osmanlı Devleti, yalnızca padişahın kararlarıyla yönetilen bir yapı değildi.
Divanı vardı.
Kadısı vardı.
Defterdarı vardı.
Beylerbeyi vardı.
Kazaskeri vardı.
Şeyhülislamı vardı.
Tımar sistemi vardı.
Vakıfları vardı.
Vergi düzeni vardı.
Şehirlerin, köylerin, esnafın, toprağın ve kamu hayatının belirli kuralları vardı.
Kanuni döneminde bu düzen daha sistemli hâle getirildi.
Çünkü büyük devlet olmak yalnızca büyük orduya sahip olmak değildir.
Asıl büyüklük, milyonlarca insanın yaşadığı geniş bir coğrafyayı düzen içerisinde yönetebilmektir.
İşte Kanuni döneminin başarısı burada ortaya çıkar.
Devleti büyütürken kurumları da büyüttü.
Toprak genişlerken idareyi de güçlendirdi.
Ordu ilerlerken hukuku geride bırakmadı.
Bugün devlet yönetimi açısından çıkarılacak en önemli derslerden biri budur:
Kurumları güçlü olmayan devletlerin sınırları büyük olsa bile gelecekleri küçük olur.
ADALET, DEVLETİN GÖRÜNMEYEN KALESİDİR
Osmanlı siyasi anlayışının temelinde çok önemli bir düşünce vardır:
Adalet olmazsa devlet yaşayamaz.
Kanuni döneminin devlet anlayışında da bu düşünce merkezî bir yer tutar.
Çünkü devlet yalnızca askerle korunmaz.
Bir ülkenin görünür kaleleri surlarıdır.
Görünmeyen kaleleri ise adalettir.
Vatandaş devlete güveniyorsa devlet güçlüdür.
Mazlum hakkını mahkemede arayabiliyorsa devlet güçlüdür.
Vergi adaletliyse devlet güçlüdür.
Yönetici hesap verebiliyorsa devlet güçlüdür.
Liyakat varsa devlet güçlüdür.
Hukuk kişiye göre değişmiyorsa devlet güçlüdür.
Kanuni’yi bugün anarken yalnızca savaş meydanlarını değil, bu devlet anlayışını da hatırlamak gerekir.
Çünkü çağlar değişse de devletlerin ayakta kalma ilkeleri fazla değişmez.
BİR MEDENİYET SADECE SAVAŞLA KURULMAZ
Kanuni dönemini yalnızca seferlerle anlatmak büyük bir tarih okuma hatası olur.
Aynı dönem Mimar Sinan’ın yükseldiği dönemdir.
Süleymaniye yalnızca bir cami değildir.
Etrafındaki medreseleri, darüşşifası, imareti, kütüphanesi ve sosyal yapılarıyla başlı başına bir medeniyet projesidir.
Bu anlayış bize şunu gösterir:
Osmanlı bir şehri yalnızca askerle fethetmiyordu.
Ardından cami kuruyordu.
Medrese açıyordu.
Çeşme yaptırıyordu.
Köprü kuruyordu.
Han inşa ediyordu.
Hamam yapıyordu.
İmarethanelerde yoksulu doyuruyordu.
Vakıflarla toplumsal hayatı örgütlüyordu.
Bir şehrin gerçek fethi işte bundan sonra başlıyordu.
Çünkü medeniyet, yalnızca toprağa hâkim olmak değil; insana hizmet etmektir.
VAKIF MEDENİYETİNİN ZİRVESİ
Kanuni döneminde vakıf sistemi Osmanlı sosyal düzeninin en güçlü unsurlarından biri hâline geldi.
Bugünkü anlamıyla devlet bütçesinin tek başına üstlenmekte zorlanacağı pek çok hizmet vakıflar yoluyla yerine getiriliyordu.
Öğrenciler okutuluyor, yoksullar doyuruluyor, yolcular barındırılıyor, çeşmeler yapılıyor, köprüler onarılıyor, hastalar tedavi ediliyor, medreseler destekleniyordu.
Balkanlardan Anadolu’ya kadar birçok şehirde bu vakıf düzeninin izlerini bugün bile görmek mümkündür.
Şumnu’da, Filibe’de, Üsküp’te, Saraybosna’da, Silistre’de, Kırcaali’de, Edirne’de veya İstanbul’da gördüğümüz tarihî eserler yalnızca taş yapılardan ibaret değildir.
Onlar bir devlet felsefesinin belgeleridir.
O felsefe şunu söylüyordu:
Devlet büyüklüğünü yalnızca ordusuyla değil, insanına sunduğu hizmetle göstermelidir.
KANUNİ’NİN DÜNYA SİYASETİ
Kanuni Sultan Süleyman yalnızca askerî lider değildi.
Aynı zamanda çok güçlü bir diplomasi anlayışına sahipti.
- yüzyıl Avrupa’sındaki güç mücadelelerini yakından takip ediyor, Osmanlı’nın çıkarlarını yalnızca savaş meydanında değil diplomasi masasında da savunuyordu.
Fransa ile kurulan ilişkiler, Habsburglarla yürütülen mücadele, Akdeniz politikası, İran ve Orta Doğu dengeleri, Kuzey Afrika’daki gelişmeler büyük bir stratejik çerçevenin parçalarıydı.
Bu bize bugün için de önemli bir şey öğretiyor:
Büyük devletler sadece günlük olaylara tepki vermez.
Onlar önlerindeki 20 yılı, 30 yılı, hatta 50 yılı düşünür.
Strateji dediğimiz şey de zaten budur.
Bugünü yönetirken yarını hazırlamak.
ZİGETVAR: SON SEFER, SON NEFES
1566 yılı…
Kanuni Sultan Süleyman artık yetmişli yaşlarındaydı.
Hayatının büyük bölümü devlet işleri ve seferlerle geçmişti.
Sağlığı eski gücünde değildi.
Fakat yeniden ordusunun başındaydı.
Hedef Zigetvar’dı.
Sultan Süleyman burada, 7 Eylül 1566’da hayata gözlerini yumdu.
Bir hükümdarın hayatındaki son sahne belki de onun bütün hayatını özetliyordu.
Sarayında değil, ordusunun başında…
Sefer yolunda…
Devletinin geleceğini düşünürken…
Yaklaşık yarım asır yönettiği imparatorluğa son nefesine kadar hizmet ederek dünyadan ayrıldı.
Ardında çok büyük bir devlet bıraktı.
Fakat bundan daha önemlisi büyük bir devlet geleneği bıraktı.
BUGÜN KANUNİ’Yİ ANMAK NE DEMEKTİR?
Tarihî şahsiyetleri anmak yalnızca yıldönümlerinde birkaç güzel söz söylemek değildir.
Gerçek anma, onların bıraktığı mirastan ders çıkarmaktır.
Kanuni’yi gerçekten anlayacaksak şu soruları kendimize sormamız gerekir:
Bugün devlet kurumlarımızı ne kadar güçlü tutuyoruz?
Liyakati ne kadar koruyoruz?
Hukuka ne kadar önem veriyoruz?
Gençlerimizi geleceğe ne kadar iyi hazırlıyoruz?
Bilime ne kadar yatırım yapıyoruz?
Şehirlerimizi sadece betonla mı büyütüyoruz, yoksa medeniyet inşa ediyor muyuz?
Kültürel mirasımızı ne kadar koruyoruz?
Balkanlardaki, Anadolu’daki ve Türk dünyasındaki tarihî eserlerimize ne kadar sahip çıkıyoruz?
Çünkü Kanuni’yi anmanın gerçek yolu, geçmişi alkışlamak değil, geçmişten gelecek inşa etmektir.
TÜRKİYE YARINI TARİH ŞUURUYLA KURMALIDIR
Bugün Türkiye 2053’ü, 2071’i ve daha ilerideki hedefleri konuşuyor.
Büyük hedefler koymak önemlidir.
Ancak büyük hedeflerin temeli bugünden atılmalıdır.
Kanuni döneminden alınabilecek en büyük derslerden biri de budur.
Gelecek;
iyi eğitimle kurulur.
Güçlü öğretmenle kurulur.
Bilimle kurulur.
Teknolojiyle kurulur.
Hukukla kurulur.
Liyakatle kurulur.
Üretimle kurulur.
Sanatla kurulur.
Kültürel hafızayla kurulur.
Ve her şeyden önce devlet ciddiyetiyle kurulur.
Bir millet geçmişindeki büyük isimleri yalnızca övünmek için hatırlarsa tarih nostaljiye dönüşür.
Ama onların başarılarının arkasındaki sistemi inceler, hatalarından ve doğrularından ders çıkarırsa tarih geleceğin rehberi olur.
BİZE DÜŞEN YENİDEN BÜYÜK DÜŞÜNMEKTİR
Kanuni Sultan Süleyman döneminin bize verdiği en önemli mesajlardan biri büyük düşünmektir.
Fakat büyük düşünmek sadece büyük devlet söylemi kullanmak değildir.
Büyük düşünmek;
bir çocuğun eğitimini önemsemektir.
Bir bilim insanına imkân sağlamaktır.
Bir tarihî eseri kurtarmaktır.
Bir genç için gelecek hazırlamaktır.
Bir şehri medeniyet anlayışıyla planlamaktır.
Bir mahkemede adaleti korumaktır.
Bir devlet kurumunda liyakati savunmaktır.
Bir ülkenin 50 yıl sonrasını bugünden düşünmektir.
Gerçek devlet aklı budur.
460 YIL SONRA HÂLÂ KONUŞULAN BİR HÜKÜMDAR
Kanuni Sultan Süleyman Han’ın vefatının üzerinden 460 yıl geçti.
Dünyada devletler kuruldu.
İmparatorluklar yıkıldı.
Sınırlar değişti.
Şehirler değişti.
Teknoloji değişti.
İnsanlığın hayat biçimi değişti.
Fakat Kanuni’nin adı hâlâ yaşıyor.
Çünkü bazı insanlar mezara girer ama tarih sahnesinden çekilmez.
Bıraktıkları eserler, kurumlar, fikirler ve hatıralar onları yaşamaya devam ettirir.
Kanuni Sultan Süleyman Han da bunlardan biridir.
Onu yalnızca fetihlerin hükümdarı olarak değil;
hukukun, devlet aklının, medeniyetin, mimarinin, vakıf kültürünün ve büyük stratejinin hükümdarı olarak okumalıyız.
Ve belki bugün kendimize şu soruyu sormalıyız:
Kanuni gibi büyük devlet adamlarını yetiştiren medeniyet hangi değerlere dayanıyordu ve biz o değerlerden bugün ne kadarını yaşatabiliyoruz?
İşte asıl mesele budur.
Tarih bize sadece geçmişimizi anlatmaz.
Doğru okunduğunda yarın hangi yoldan yürümemiz gerektiğini de gösterir.
Ebediyete irtihalinin 460. yılında büyük Türk hükümdarı Kanuni Sultan Süleyman Han’ı rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyorum.
Ruhu şad, mekânı cennet olsun.
