Bir mezar ziyareti değil; dava, devlet ve Türk dünyası üzerine bir muhasebe

Arzu ÜNAL
81 İl Gönül Elçileri Platformu

Ankara’dayız.

Başkentte her ziyaret insana başka bir şey düşündürüyor.

Bir tarafta Cumhuriyet’in kurumları…

Bir tarafta Meclis…

Bir tarafta devletin hafızasını taşıyan mekânlar…

Ve bir tarafta artık aramızda olmayan ama düşünceleri, mücadeleleri ve bıraktıkları izlerle Türkiye’nin yakın tarihinde yaşamaya devam eden insanlar…

Bugün yolumuz Alparslan Türkeş’in anıt mezarına düştü.

Mezarının başında durduk.

Dualarımızı okuduk.

Rahmet diledik.

Ama ben orada yalnız geçmişte yaşamış bir siyasetçiyi düşünmedim.

Türk milletinin geleceğini düşündüm.

Türk dünyasını düşündüm.

Gençlerimizi düşündüm.

Ve kendi kendime sordum:

Bir dava adamını ölümünden yıllar sonra yaşatan şey nedir?

Makamı mı?

Partisi mi?

Unvanı mı?

Yoksa arkasında bıraktığı fikir ve yetiştirdiği insanlar mı?

LEFKOŞA’DAN ANKARA’YA UZANAN BİR HAYAT

Alparslan Türkeş, 25 Kasım 1917’de Lefkoşa’da dünyaya geldi.

Askerlikten siyasete uzanan uzun bir hayat yaşadı.

1965’te Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’nin genel başkanı oldu; daha sonra Milliyetçi Hareket Partisi’nin kurucu genel başkanı olarak Türk siyasetinde uzun yıllar etkili bir rol üstlendi. Başbakan yardımcılığı yaptı, milletvekilliği görevinde bulundu. 4 Nisan 1997’de Ankara’da hayatını kaybetti.

Bugün üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen mezarının hâlâ ziyaret ediliyor olması bize önemli bir gerçeği gösteriyor:

İnsan ölür; bıraktığı düşünce yaşamaya devam edebilir.

MEZAR BAŞINDA İLK DÜŞÜNCEM: DAVALAR İNSANLARDAN UZUN YAŞAR

Bir mezarın başında insan ister istemez ölüm üzerine düşünür.

Bir gün makamlar biter.

Unvanlar biter.

Alkışlar biter.

Kalabalıklar dağılır.

Geride çok az şey kalır.

İşte o gün geride kalan esas şey insanın nasıl yaşadığıdır.

Alparslan Türkeş’in mezarı başında bunu düşündüm.

Çünkü siyasetçi olmak başka bir şeydir.

Dava adamı olmak başka bir şeydir.

Siyaset bazen seçim dönemleriyle ölçülür.

Dava ise nesillerle ölçülür.

Siyasetçi bugünün hesabını yapabilir.

Dava insanı yarını düşünmek zorundadır.

Belki Türkeş’in ardından yıllar sonra hâlâ konuşulan en önemli meselelerden biri de budur:

Türk milletinin geleceğini bir neslin ötesinde düşünmek.

TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ SADECE SLOGAN DEĞİLDİR

Bugün milliyetçilik kelimesini çok kullanıyoruz.

Ama bazen içini yeterince dolduramıyoruz.

Milliyetçilik yalnız bayrağı sevmek değildir.

Bayrağın altında yaşayan insanı güçlendirmektir.

Milliyetçilik yalnız slogan atmak değildir.

Üretmektir.

Çalışmaktır.

Okumaktır.

Bilim geliştirmektir.

Devlet kurumlarını güçlendirmektir.

Milletin çocuklarına iyi eğitim vermektir.

Kadınlarını güçlendirmektir.

Gençlerini dünyayla rekabet edebilecek seviyeye çıkarmaktır.

Türkçeyi korumaktır.

Türk kültürünü yaşatmaktır.

Ve dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın Türk insanının derdiyle ilgilenebilmektir.

Eğer milliyetçilik yalnız sözde kalıyorsa eksiktir.

Milliyetçilik, millet için sorumluluk almaktır.

TÜRK DÜNYASI BUGÜN YENİDEN YÜKSELİYOR

Türkeş’in hayatında Türk dünyası düşüncesi önemli bir yer tutmuştur.

Bugün Orta Asya’ya baktığımızda bağımsız Türk Cumhuriyetlerini görüyoruz.

Azerbaycan var.

Kazakistan var.

Kırgızistan var.

Özbekistan var.

Türkmenistan var.

Türkiye var.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti var.

Balkanlarda, Kafkaslarda, Avrupa’da ve dünyanın birçok yerinde Türk toplulukları var.

  1. yüzyıl Türk dünyasına yeni fırsatlar getiriyor.

Enerji hatları değişiyor.

Orta Koridor önem kazanıyor.

Ticaret yolları yeniden şekilleniyor.

Savunma iş birlikleri gelişiyor.

Teknoloji yeni ittifaklar oluşturuyor.

Bu nedenle Türk dünyası fikri artık yalnız duygusal birlik değildir.

Ekonomik, jeopolitik ve stratejik bir gerçekliğe dönüşmektedir.

Bugün Türkeş’in mezarı başında dururken bu değişimi düşündüm.

Belki geçmişte bir ülkü olarak anlatılan birçok mesele bugün devletler arasında somut iş birliği alanına dönüşüyor.

TÜRK DÜNYASININ BİRLİĞİ NASIL OLMALI?

Birliği yalnız miting meydanlarında konuşarak kuramayız.

Gerçek birlik için kurum gerekir.

Ortak eğitim programları gerekir.

Üniversiteler arasında güçlü bağ gerekir.

Ortak bilim projeleri gerekir.

Gençlik değişimleri gerekir.

Ticaret ağları gerekir.

Ulaşım koridorları gerekir.

Enerji iş birlikleri gerekir.

Savunma teknolojilerinde ortak çalışmalar gerekir.

Kültürel mirasın korunması gerekir.

Türk lehçeleri arasındaki iletişimin güçlendirilmesi gerekir.

Kısacası:

Duygu birliği stratejik iş birliğine dönüşmelidir.

İşte bugünün Türk dünyası vizyonu böyle olmalıdır.

DEVLET EBED MÜDDET DÜŞÜNCESİ

Türk devlet geleneğinde çok önemli bir anlayış vardır:

Devlet ebed müddet.

Yani kişiler gelir geçer.

Devlet yaşar.

Hükûmetler değişir.

Partiler değişir.

Liderler değişir.

Ama devletin devamlılığı korunur.

Bu nedenle gerçek devlet adamlığı kişiye bağlı sistem kurmak değildir.

Kurum kurmaktır.

Kadro yetiştirmektir.

Sonraki nesilleri hazırlamaktır.

Devletin kendinden sonra da güçlü kalmasını sağlamaktır.

Bir liderin gerçek başarısı ölümünden sonra her şeyin dağılması değil;

kendisinden sonra da devam edebilecek bir düşünce ve kurum bırakabilmesidir.

GENÇLİĞE YATIRIM YAPMADAN DAVA DEVAM ETMEZ

Alparslan Türkeş’in adı özellikle gençlik yapılanmalarıyla birlikte anılmıştır.

Bu bana bugün çok önemli bir soruyu düşündürüyor:

Biz gençlerimizi geleceğe gerçekten hazırlıyor muyuz?

Çünkü gençlik yalnız kalabalık değildir.

Sadece meydanları dolduran gençlik yeterli değildir.

Bugünün Türk genci:

Bilim bilmeli.

Teknoloji bilmeli.

Dünya siyasetini takip etmeli.

Ekonomi bilmeli.

Tarihini bilmeli.

Türkçeyi iyi kullanmalı.

En az bir yabancı dil öğrenmeli.

Yapay zekâyı anlamalı.

Dijital dünyada üretici olmalı.

Kendi kültüründen utanmamalı.

Ama dünyaya da kapalı kalmamalıdır.

Yeni Türk milliyetçiliğinin en büyük gücü eğitimli gençlik olmak zorundadır.

ÜLKÜ SADECE GEÇMİŞE BAKMAK DEĞİLDİR

Ülkü kelimesi gelecekle ilgilidir.

Hedef demektir.

Vizyon demektir.

Bugünden daha iyisini hayal etmek demektir.

Bu nedenle gerçek ülkücülük yalnız geçmişteki kahramanlık hikâyelerini tekrar etmek değildir.

Yeni başarı hikâyeleri yazabilmektir.

Geçmişimizle gurur duyacağız.

Ama aynı zamanda kendimize şunu soracağız:

Biz ne yaptık?

Yeni bir teknoloji geliştirdik mi?

Yeni bir bilim insanı yetiştirdik mi?

Bir çocuğun eğitimine katkı sağladık mı?

Bir Türk girişimcisini dünyaya taşıdık mı?

Türk dünyasının ekonomik bağlarını güçlendirdik mi?

Kültürümüzü gelecek kuşaklara aktardık mı?

İşte ülkünün bugünkü ölçüsü bunlar olmalıdır.

SİYASETTE AHLAK VE DAVA AHLAKI

Mezar ziyaretleri insana makamların ne kadar geçici olduğunu hatırlatıyor.

Bir zamanlar binlerce insanın arkasından yürüdüğü lider bugün sessiz bir mezarda yatıyor.

Bu manzara bütün siyasetçilere ders olmalıdır.

Bugün makamınız olabilir.

Yarın olmayabilir.

Bugün herkes sizi arayabilir.

Yarın telefonunuz çalmayabilir.

Bu nedenle siyasetin merkezinde koltuk değil ahlak bulunmalıdır.

Dava deniliyorsa:

Kişisel menfaatin önüne millet konulmalıdır.

Liyakat esas alınmalıdır.

Kamu malı emanet kabul edilmelidir.

İnsanlara tepeden bakılmamalıdır.

Siyaset hizmet olarak görülmelidir.

Çünkü ölümden sonra insanın yanında makamı değil, bıraktığı isim kalır.

81 İL GÖNÜL ELÇİLERİ OLARAK BİZİM DERSİMİZ

Bugün Alparslan Türkeş’in mezarının başında kendi çalışmalarımızı da düşündüm.

81 İl Gönül Elçileri Platformu olarak bizim görevimiz de sadece konuşmak değildir.

İnsana ulaşmaktır.

Bir çocuğun eğitimine destek olmaktır.

Bir kadının ayağa kalkmasına yardımcı olmaktır.

Bir yaşlıyı yalnız bırakmamaktır.

Bir gencin uyuşturucunun eline düşmesine engel olmaktır.

Şehirler arasında gönül köprüleri kurmaktır.

Türkiye’nin farklı bölgelerindeki insanları aynı dayanışma duygusunda buluşturmaktır.

Çünkü milliyetçilik insan sevgisinden koparsa kuru bir slogana dönüşür.

Milleti sevmek, milletin insanına hizmet etmektir.

ANKARA’DA ÜÇ KELİMEYİ YENİDEN DÜŞÜNDÜM

Bu ziyaretin ardından zihnimde üç kelime kaldı:

Millet.
Devlet.
Gelecek.

Millet olmadan devletin anlamı eksik kalır.

Devlet olmadan milletin güvenliği tehlikeye girer.

Gelecek düşüncesi olmadan ikisi de zamanla zayıflar.

İşte gerçek strateji, bu üçünü aynı anda koruyabilmektir.

MEZAR BAŞINDA BİR DUA

Dualarımızı okuduk.

Allah’tan rahmet diledik.

Bir süre sessizce durduk.

Ve o sessizlikte şunu düşündüm:

Bir insanın ardından yıllar sonra hâlâ dua ediliyorsa, hâlâ fikirleri konuşuluyorsa, hâlâ gençler onun hayatını merak ediyorsa o insan tarihte bir iz bırakmış demektir.

Ama bize düşen sadece o izi takip etmek değildir.

Yeni yollar açmaktır.

SON SÖZ: GEÇMİŞİ ANMAK YETMEZ, GELECEĞİ KURMAK GEREKİR

Bugün Ankara’da Alparslan Türkeş’in mezarını ziyaret ettik.

Dua ettik.

Rahmetle andık.

Türk milliyetçiliğini düşündük.

Türk dünyasını düşündük.

Gençlerimizi düşündük.

Türkiye’nin geleceğini düşündük.

Mezarın başından ayrılırken zihnimde şu düşünce vardı:

Bir millet yalnız geçmişte yetiştirdiği büyük insanlarla güçlü olmaz.

Her nesil yeniden büyük insanlar yetiştirmek zorundadır.

Bugün bize düşen görev Türkeş’i sadece anmak değildir.

Onun döneminin meselelerini anlayıp bugünün şartlarına göre yeni fikirler üretmektir.

Türkiye’yi daha güçlü yapmak…

Türk dünyasının bağlarını kuvvetlendirmek…

Gençleri geleceğin bilim ve teknolojisine hazırlamak…

Türkçeyi ve kültürümüzü korumak…

Devletin kurumlarını güçlendirmek…

Ve milletimizin her ferdine sahip çıkmak…

İşte geçmişe gerçek vefa budur.

Bugün mezarı başında ettiğimiz dua da yalnız geçmişe değildi.

Türkiye’nin geleceğineydi.

Allah rahmet eylesin.

Ruhu şad, mekânı cennet olsun.

Ve Türk milletine hizmet etmiş bütün insanların geride bıraktığı tecrübeler, yeni nesiller için kavga sebebi değil; ders, hafıza ve geleceğe yürüyüş gücü olsun.