Arzu Ünal’ın Ankara Ziyaretinden İzlenimleri

Ankara’ya her gelişimde farklı bir duyguya kapılırım.

Çünkü Ankara benim için yalnızca Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti değildir. Millî Mücadele’nin karargâhı, devlet iradesinin merkezi, geçmişin sorumluluğuyla geleceğin kararlarının buluştuğu şehirdir.

Bu defaki Ankara ziyaretimizin duraklarından biri de Türkiye Emekli Subaylar Derneği oldu.

BULTÜRK Derneği Başkanı Rafet Ulutürk ile birlikte, BGSAM Başkan Yardımcısı olarak Türkiye Emekli Subaylar Derneği Genel Başkanı Emekli Hava Korgeneral Erdoğan Karakuş’u makamında ziyaret ettik.

Makamına girerken bunun bir nezaket ziyareti olacağını düşünebilirsiniz.

Fakat sohbet ilerledikçe anladım ki bazı ziyaretlerin değeri geçirilen zamanla değil, insanda bıraktığı düşüncelerle ölçülüyor.

Bu da onlardan biriydi.

Karşımızda Bir Makamdan Çok Daha Fazlası Vardı

Erdoğan Karakuş Bey’i dinlerken insanın aklına ister istemez “tecrübe” kelimesi geliyor.

Çünkü bazı bilgiler kitaplardan öğrenilir.

Bazıları üniversitelerde öğretilir.

Bazıları ise ancak yıllarca devlet hizmetinde bulunarak, sorumluluk taşıyarak ve olayların içinde yaşayarak kazanılır.

Biz o gün ikinci türden değil, üçüncü türden bir bilgiyle karşı karşıyaydık:

Yaşanmış devlet tecrübesiyle.

Söylediği bazı cümlelerin üzerinde özellikle düşündüm. Çünkü Balkanlar gibi hassas bir coğrafyada meseleleri yalnızca bugünün siyasi tartışmalarıyla değerlendirmek büyük hata olur.

Bir adım geriye çekilip büyük resmi görmek gerekir.

Masamızda Bulgaristan Vardı

Görüşmemizin önemli bölümünü Bulgaristan’a ayırdık.

Ekim ayında yapılması beklenen cumhurbaşkanlığı seçimleri hakkında kendisine bilgi verdik.

Bulgaristan Türklerinin durumunu, beklentilerini, siyasi temsil meselesini ve önümüzdeki dönemde ortaya çıkabilecek gelişmeleri değerlendirdik.

Erdoğan Karakuş Bey bizi dikkatle dinledi.

Sorular sordu.

Değerlendirmelerini paylaştı.

Tavsiyelerde bulundu.

Benim için görüşmenin en kıymetli taraflarından biri buydu.

Çünkü biz sadece anlatmaya gitmemiştik.

Dinlemeye de gitmiştik.

Bugün toplumumuzun belki de en büyük ihtiyaçlarından biri budur: Tecrübeli insanlarımızı yeniden dinlemek.

Balkanlara Ankara’dan Bakmak

Bulgaristan meselesini Ankara’da konuşurken insan coğrafyanın anlamını daha farklı düşünüyor.

Bulgaristan, Türkiye için sıradan bir komşu değildir.

Balkanlar da Türkiye için uzak bir bölge değildir.

Orada yaşayan Türklerin kaderi, bizim tarihimizin devamıdır.

Rodoplar’da konuşulan Türkçe, Kırcaali’de yaşayan gelenekler, Deliorman’daki köyler, camiler, mezarlıklar, türküler ve aile hikâyeleri bize yabancı değildir.

Bu nedenle Bulgaristan Türklerinin geleceğini yalnızca seçim sonuçlarına indirgemek doğru değildir.

Asıl mesele şudur:

Yirmi yıl sonra Bulgaristan’da nasıl bir Türk toplumu olacak?

Gençler orada kalabilecek mi?

Türkçe yaşamaya devam edecek mi?

Köyler ayakta kalacak mı?

Türk çocukları kendi tarihlerini bilecek mi?

Ekonomik ve siyasi temsil güçlenecek mi?

Bence asıl stratejik sorular bunlardır.

Sandığın Ötesindeki Mücadele

Bir seçim gelir ve geçer.

Bir aday kazanır, bir başkası kaybeder.

Ancak milletlerin hayatı seçim takvimlerinden çok daha uzundur.

Bu nedenle Bulgaristan Türklerinin geleceği sadece “Kime oy vereceğiz?” sorusuna indirgenmemelidir.

Bundan daha büyük bir soru sormalıyız:

“Nasıl bir gelecek istiyoruz?”

Türk toplumunun siyasi temsilini, ana dilini, kültürünü, ekonomik kalkınmasını, gençlerini ve tarihî mirasını birlikte düşünmeliyiz.

Bugün vereceğimiz kararların sonucunu belki yarın değil, on veya yirmi yıl sonra göreceğiz.

Stratejik düşünmek tam da budur.

Bugünün heyecanına kapılmadan yarının sonuçlarını hesaplamak.

Bir Millet Tecrübeli İnsanlarını Kaybetmemelidir

Erdoğan Karakuş Bey’i dinlerken zihnimde başka bir düşünce daha oluştu:

Türkiye’nin yetiştirdiği büyük tecrübelerden yeterince faydalanıyor muyuz?

Generallerimiz, diplomatlarımız, akademisyenlerimiz, bürokratlarımız ve yıllarca devlet yönetiminde bulunmuş insanlarımız görevlerinden ayrıldıklarında onların birikimini de emekliye ayırmamalıyız.

Görev sona erebilir.

Makam değişebilir.

Fakat tecrübe emekli olmaz.

Bu insanların birikimleri gençlere aktarılmalı, üniversitelerde anlatılmalı, düşünce kuruluşlarında değerlendirilmeli ve sivil toplumla buluşturulmalıdır.

Çünkü bir milletin en büyük hazinelerinden biri, yetiştirdiği insanların hafızasıdır.

Ziyaretin En Duygusal Anı Kitaplarla Geldi

Görüşmemizin sonunda Rafet Ulutürk’ün kaleme aldığı iki ciltlik “Turan Kızılelma Yoluna Adanmış Bir Ömür” ile “Kırcaali Efsanesi” eserlerini Erdoğan Karakuş Bey’e takdim ettik.

Tam burada beni etkileyen küçük ama çok anlamlı bir olay yaşandı.

Erdoğan Bey kitapları hiçbir bedel ödemeden almak istemediğini söyledi.

Çünkü ona göre bu kitapların arkasında büyük bir emek vardı.

Araştırmalar, çalışmalar, yılların birikimi ve uykusuz geceler…

Kitabın hakkının verilmesi gerektiğini ifade etti.

O anda düşündüm:

Bir insanın kültüre bakışını bazen tek bir davranışı anlatıyor.

Herkes Kitabı Görür, Bazıları Uykusuz Geceleri

Masaya bırakılan birkaç kitap…

Dışarıdan bakıldığında hepsi bu kadar.

Fakat bir yazarın dünyasından baktığınızda durum tamamen değişiyor.

Bir kitabın içinde kaç gece vardır?

Kaç defa yazılıp silinen cümle vardır?

Kaç belge aranmıştır?

Kaç insanın kapısı çalınmıştır?

Kaç hatıra kaybolmadan kayıt altına alınmaya çalışılmıştır?

Kaç kez “Bugün bırakayım” denilip yeniden masaya oturulmuştur?

Okuyucu kitabın birkaç yüz sayfasını görür.

Yazar ise o sayfalarda ömrünün bir bölümünü görür.

Erdoğan Karakuş Bey’in gösterdiği hassasiyetin beni etkilemesinin sebebi buydu.

Kitabın fiyatını değil, emeğin değerini konuşuyordu.

Kırcaali Bir Şehirden Fazlasıdır

“Kırcaali Efsanesi”ni masada görünce kendi kendime düşündüm:

Kırcaali nedir?

Haritada işaretlenmiş bir şehir mi?

Hayır.

Kırcaali bazen bir annenin anlattığı hatıradır.

Bazen göç yoluna düşen bir ailenin geride bıraktığı evdir.

Bazen değiştirilmek istenen bir isimdir.

Bazen yasaklara rağmen konuşulan Türkçedir.

Bazen mezar taşında kalan bir dedenin adıdır.

İşte bu nedenle tarih yazmak önemlidir.

Biz anlatmazsak unutulur.

Biz yazmazsak başkaları yazar.

Biz çocuklarımıza öğretmezsek bir gün çocuklarımız kendi dedelerinin yaşadıklarını yabancıların kitaplarından öğrenmek zorunda kalabilir.

Sonunda Bir Hatıra Fotoğrafı

Görüşmemizin sonunda Erdoğan Karakuş Bey ile birlikte hatıra fotoğrafı çektirdik.

Fotoğraf çekilirken bunun üzerinde fazla düşünmez insan.

Bir saniye…

Bir deklanşör sesi…

Ve zamanın içinden alınmış küçücük bir kare.

Fakat yıllar sonra bazen geriye sadece o kareler kalır.

O fotoğrafa baktığımda Ankara’yı hatırlayacağım.

Erdoğan Karakuş Bey’in makamını…

Bulgaristan üzerine yaptığımız konuşmaları…

Verdiği tavsiyeleri…

Ve kitaplara bakarken söylediği o anlamlı sözleri…

Çünkü bazı fotoğraflar yüzleri değil, hatıraları saklar.

Ankara’dan Ayrılırken

Bu ziyaret bana bir kez daha gösterdi:

Millet olmak sadece aynı bayrağın altında yaşamak değildir.

Millet olmak; geçmişine sahip çıkmak, tecrübeli insanlarını dinlemek, emeğe saygı göstermek ve gelecek nesilleri düşünmektir.

Ankara’dan ayrılırken yanımızda yalnızca çekilmiş bir hatıra fotoğrafı yoktu.

Dinlediğimiz tavsiyeler vardı.

Üzerinde düşünmemiz gereken cümleler vardı.

Bulgaristan Türkleri adına taşıdığımız sorumluluk vardı.

Ve geleceğe dair daha fazla çalışma isteği vardı.

Ben bu Ankara ziyaretinden şunu öğrendim:

Devlet tecrübesi dinlenmeli.
Tarih yazılmalı.
Kitabın ve emeğin hakkı verilmeli.
Gençlere hafıza bırakılmalı.
Ve Balkanlar hiçbir zaman unutulmamalıdır.

Çünkü biz bugün yalnızca kendimiz için çalışmıyoruz.

Bizden sonra gelecek çocukların, gençlerin ve henüz dünyaya gelmemiş nesillerin kendi kimliklerini, tarihlerini ve köklerini bilerek yaşayabilmeleri için çalışıyoruz.

Ankara’dan geriye güzel bir fotoğraf kaldı.

Ama benim hafızamda fotoğraftan daha değerlisi kaldı:

Bir komutanın tecrübesi, bir kitabın emeğine gösterilen saygı ve Balkanlar’ın geleceğine dair taşıdığımız ortak sorumluluk…

Arzu ÜNAL
BGSAM Başkan Yardımcısı