Arzu ÜNAL
İnsan yalnızca doğduğu toprağın değil, taşıdığı hafızanın da evladıdır.
Bizi biz yapan yalnızca ismimiz, doğduğumuz şehir ya da yaşadığımız ülke değildir. Bizi biz yapan; ailemizden öğrendiğimiz değerler, ecdadımızdan devraldığımız tarih, gönlümüzde taşıdığımız vatan sevgisi ve gelecek nesillere bırakmak istediğimiz büyük ülküdür.
Ben Osmanlı’nın kızıyım.
Kökleri tarihin derinliklerine uzanan, devlet kurmayı, adalet dağıtmayı, mazluma el uzatmayı ve farklılıkları bir medeniyet çatısı altında yaşatmayı başarmış büyük bir mirasın evladıyım.
Ben geçmişiyle övünmek için değil, geçmişinden sorumluluk çıkarmak için tarihine bakan bir Türk kadınıyım.
Çünkü biliyorum ki geçmişini unutan milletler, geleceğin büyük yürüyüşünü başlatamaz.
OSMANLI’NIN KIZI OLMAK BİR UNVAN DEĞİL, SORUMLULUKTUR
Osmanlı’nın kızı olmak, yalnızca büyük zaferlerden, ihtişamlı saraylardan ve geniş coğrafyalardan söz etmek değildir.
Osmanlı’nın kızı olmak; adaleti, merhameti, vakarı, sorumluluğu ve devlet terbiyesini taşımaktır.
Bu miras, bize yalnızca geçmişte kurulmuş büyük bir devleti anlatmaz. Aynı zamanda insanı merkeze alan bir medeniyet anlayışını hatırlatır.
Bir şehir fethedildiğinde yalnızca surlar aşılmamış; yollar, köprüler, çeşmeler, medreseler, camiler, imarethaneler ve vakıflar inşa edilmiştir.
Bir coğrafyaya yalnızca asker gönderilmemiş; ilim, sanat, hukuk, ticaret ve merhamet götürülmüştür.
İşte ben, bu medeniyet anlayışının kızıyım.
Benim için Osmanlı mirası, geçmişe kapanmak değil; geçmişten güç alarak daha adil bir gelecek kurma iradesidir.
Ecdadın büyüklüğünü anlatmak kolaydır. Asıl mesele, onların bıraktığı ahlaka ve sorumluluğa layık olabilmektir.
BEN TÜRK’ÜM, VATANIM TÜRKİYE CUMHURİYETİ’DİR
Ben Türk’üm.
Vatanım Türkiye Cumhuriyeti’dir.
Ay yıldızlı al bayrağım benim şerefim, bağımsızlığım benim karakterim, devletim ise ortak geleceğimizin en büyük teminatıdır.
Bu topraklar bize sıradan bir miras olarak bırakılmadı.
Her karışında bir şehidin duası, bir annenin gözyaşı, bir gazinin hatırası ve bir milletin bağımsızlık iradesi vardır.
Bu nedenle vatan sevgisi, yalnızca sözle ifade edilen bir duygu değildir.
Vatan sevgisi; çalışmak, üretmek, sorumluluk almak, devletine sahip çıkmak ve ülkenin geleceği için mücadele etmektir.
Bayrağı sevmek, onun gölgesinde yaşamanın kıymetini bilmektir.
Cumhuriyet’e sahip çıkmak, onun bize sunduğu bağımsızlık ve egemenlik mirasını daha güçlü biçimde gelecek nesillere aktarmaktır.
Ben Osmanlı’nın tarihî mirasını taşıyor, Türkiye Cumhuriyeti’nin onurlu bir evladı olarak geleceğe yürüyorum.
Çünkü bizim tarihimizde kopuş değil, devamlılık vardır.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan çizgi, Türk milletinin farklı dönemlerde ortaya koyduğu devlet iradesinin büyük yürüyüşüdür.
GÖNLÜMÜZÜN SINIRLARINI HARİTALAR ÇİZEMEZ
Benim vatanım Türkiye’dir; fakat gönül coğrafyam Türkiye sınırlarından çok daha geniştir.
Çünkü Türk milleti yalnızca belirli bir coğrafyada yaşayan insanların adı değildir.
Türk milleti; ortak tarih, kültür, dil, hafıza, kader ve ideal etrafında birleşen büyük bir medeniyet ailesidir.
Biz yalnızca Anadolu’da değiliz.
Azerbaycan’da aynı sevdayı taşıyoruz.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde aynı bayrağın gölgesinde hürriyet mücadelesini yaşatıyoruz.
Kazakistan’da bozkırların hafızasında, Kırgızistan’da dağların özgür ruhunda, Özbekistan’da kadim şehirlerin ilim mirasında, Türkmenistan’da ataların izinde varız.
Balkanlar’da, Kafkaslar’da, Kırım’da, Doğu Türkistan’da, Irak’ta, Suriye’de, Avrupa’da ve dünyanın dört bir yanında aynı büyük tarihin evlatlarıyız.
Siyasi sınırlar devletleri birbirinden ayırabilir.
Ancak gönülleri ayıramaz.
Haritalar ülkelerin sınırlarını gösterir; fakat milletlerin tarihî ve kültürel bağlarını tam olarak anlatamaz.
Bizim sınırlarımızı yalnızca çizgiler değil; türkülerimiz, dualarımız, destanlarımız, ortak acılarımız ve müşterek umutlarımız belirler.
Nerede bir Türk varsa, orada bizim gönlümüzden bir parça vardır.
AYNI KÖKÜN DALLARIYIZ
Türk dünyası, tek biçimli bir topluluk değildir.
Farklı lehçelerimiz, farklı geleneklerimiz, farklı yaşama biçimlerimiz ve farklı tarihî tecrübelerimiz vardır.
Ancak bu farklılıklar bizi birbirimizden uzaklaştıran duvarlar değil, ortak medeniyetimizi zenginleştiren renklerdir.
Biz aynı ağacın farklı dallarıyız.
Kökümüz ortak, tarihimiz ortak, yönümüz ortaktır.
Bir milletin büyüklüğü, bütün farklılıklarını ortak bir ideal içinde birleştirebilme gücüyle ölçülür.
Türk dünyasının geleceği de yalnızca duygusal kardeşlik söylemleriyle kurulamaz.
Bu kardeşlik; eğitim, ekonomi, kültür, sanat, bilim, teknoloji, savunma ve diplomasi alanlarında somut iş birliklerine dönüşmelidir.
Gençlerimiz birbirini tanımalıdır.
Üniversitelerimiz birlikte çalışmalıdır.
Kadınlarımız ortak projelerde buluşmalıdır.
Sanatçılarımız, yazarlarımız, iş insanlarımız ve bilim insanlarımız ortak bir gelecek vizyonu geliştirmelidir.
Çünkü kardeşlik, yalnızca geçmişi hatırlamak değil; geleceği birlikte inşa etmektir.
TÜRK KADINI TARİHİN SESSİZ SEYİRCİSİ DEĞİLDİR
Ben Osmanlı’nın kızı, Cumhuriyet’in kadını ve Türk dünyasının evladıyım.
Bu kimlik, bana yalnızca bir aidiyet değil, büyük bir görev yüklemektedir.
Türk kadını tarih boyunca yalnızca evinin içinde yaşayan, toplumun dışında kalan bir figür olmadı.
Devlet kuranların yanında yer aldı.
Savaş zamanında cepheye mühimmat taşıdı.
Barış zamanında çocuk yetiştirdi, üretime katıldı, kültürü korudu ve toplumun vicdanı oldu.
Tomris Hatun’un cesaretinde, Terken Hatun’un devlet tecrübesinde, Nene Hatun’un vatan sevgisinde, Şerife Bacı’nın fedakârlığında ve sayısız isimsiz Türk kadınının emeğinde bu ruhu görürüz.
Türk kadını, gerektiğinde ana, öğretmen, lider, sanatçı, komutan ve gönül eri olmuştur.
Bugün bize düşen, bu tarihî gücü yeniden hatırlamak ve kadınların bilgisini, emeğini ve liderliğini toplumun bütün alanlarında daha görünür hâle getirmektir.
Çünkü bir milletin kadınları güçlü değilse, o milletin geleceği de güçlü olamaz.
TARİHİMİZLE ÖVÜNMEK YETMEZ
Büyük bir tarihe sahip olmak önemli bir ayrıcalıktır.
Ancak bu tarih, bize yalnızca gurur değil, sorumluluk da yükler.
Ecdadımız büyük devletler kurmuş olabilir.
Fakat biz bugün bilim üretmiyorsak, teknoloji geliştirmiyorsak, gençlerimize iyi eğitim veremiyorsak ve milletimizin geleceği için ortak bir hedef oluşturamıyorsak, yalnızca geçmişin ihtişamıyla avunmuş oluruz.
Tarih, üzerinde uyuyacağımız bir yastık değil; geleceğe yürürken kullanacağımız bir pusuladır.
Geçmişi bilmek, eskiye dönmek değildir.
Geçmişi bilmek, milletimizin hangi şartlarda yükseldiğini, hangi hatalar sonucunda zayıfladığını ve gelecekte hangi adımları atması gerektiğini anlamaktır.
Bizim görevimiz, geçmişi tekrar etmek değil; onun birikiminden yararlanarak yeni bir medeniyet hamlesi başlatmaktır.
Bugünün dünyasında güçlü olmak için yalnızca cesaret yetmez.
Bilgi gerekir.
Teknoloji gerekir.
İyi yetişmiş insan gücü gerekir.
Güçlü kurumlar, sağlam ekonomi ve uzun vadeli devlet aklı gerekir.
Türk dünyasının büyük geleceği de bu anlayışla kurulacaktır.
BİRLİĞİMİZ DUYGUDA KALMAMALI
Türk dünyasının birliği, yalnızca özel günlerde söylenen güzel cümlelere indirgenmemelidir.
Birlik, ortak eğitim politikalarında görünmelidir.
Ortak kültür projelerinde yaşamalıdır.
Ticaret yollarında, enerji hatlarında, savunma iş birliklerinde ve teknoloji girişimlerinde somutlaşmalıdır.
Bir Kazak genci İstanbul’u, bir Anadolu genci Semerkant’ı, bir Kırgız öğrenci Bakü’yü, bir Balkan Türkü Ankara’yı kendisine yakın hissetmelidir.
Ortak tarih şuuru güçlendirilmelidir.
Ortak kültür ürünleri üretilmelidir.
Türk dünyası kadınları, gençleri, akademisyenleri ve girişimcileri arasında kalıcı ağlar kurulmalıdır.
Çünkü gönül birliği çok değerlidir; fakat kurumsal iş birliğiyle desteklenmeyen gönül birliği zamanla zayıflayabilir.
Bizim görevimiz, tarihî kardeşliği geleceğin güçlü ortaklığına dönüştürmektir.
DOĞU TÜRKİSTAN’DAN BALKANLAR’A ORTAK HAFIZA
Türk dünyasının tarihi yalnızca zaferlerden oluşmaz.
Bu tarihte acılar, göçler, sürgünler, baskılar ve büyük direnişler de vardır.
Balkanlar’da yurdundan koparılan Türklerin gözyaşı, Kırım sürgününün acısı, Doğu Türkistan’daki kimlik mücadelesi ve farklı coğrafyalarda yaşanan asimilasyon baskıları ortak hafızamızın parçalarıdır.
Bu acıları bilmek, düşmanlık üretmek için değil; gelecekte aynı acıların tekrar yaşanmaması için gereklidir.
Unutulan acılar yeniden yaşanabilir.
Kaybedilen hafıza, milletlerin direncini zayıflatır.
Bu nedenle Türk dünyası, ortak hafızasını diri tutmalı; yaşadığı acıları, direnişleri ve kahramanlıkları gelecek nesillere doğru biçimde aktarmalıdır.
Birbirimizin yarasını kendi yaramız, sevincini kendi sevincimiz olarak görmeliyiz.
Gerçek kardeşlik budur.
OSMANLI MİRASI BİR MEDENİYET AHLAKIDIR
Osmanlı mirasını yalnızca fetihlerle anlatmak eksik olur.
Bu mirasın özünde devlet ile millet arasında kurulan sorumluluk ilişkisi vardır.
Mazlumun korunması, yoksulun gözetilmesi, farklı inançların yaşama hakkına saygı gösterilmesi ve adaletin devletin temel direği olarak kabul edilmesi bu anlayışın parçalarıdır.
Bugün Osmanlı’nın evladı olduğunu söyleyen herkes, önce şu soruyu kendisine sormalıdır:
Ben ne kadar adilim?
Ne kadar merhametliyim?
Milletime, devletime ve insanlığa ne kadar faydalıyım?
Çünkü ecdat sevgisi yalnızca sözle değil, ahlakla ispat edilir.
Osmanlı’nın kızı olmak; güçsüzün yanında durmak, adaleti savunmak, ilme değer vermek ve insanı yüceltmek demektir.
Bu ruhu yaşatmadığımız sürece geçmişe yönelik bütün övgülerimiz eksik kalır.
CUMHURİYET BİZE GELECEĞİ KURMA SORUMLULUĞU VERDİ
Türkiye Cumhuriyeti, Türk milletinin bağımsızlık iradesinin en güçlü ifadesidir.
Cumhuriyet, bize yalnızca bir yönetim biçimi değil; millet iradesine dayanan ortak bir gelecek imkânı sunmuştur.
Bu nedenle Osmanlı mirası ile Cumhuriyet değerlerini birbirine karşıt göstermek, tarihî devamlılığımızı zayıflatır.
Biri tarihî ve medeniyet birikimimizdir.
Diğeri bağımsızlık mücadelesiyle kurduğumuz çağdaş devletimizin temelidir.
Biz, geçmişi inkâr etmeden geleceğe yürümek zorundayız.
Köklerinden kopmuş bir ağaç nasıl ayakta kalamazsa, geleceğe yönelmeyen bir millet de yalnızca hatıralar içinde yaşayamaz.
Bizim yolumuz; kökleri derinde, ufku gelecekte olan güçlü Türkiye yoludur.
BEN KİMİM?
Ben Osmanlı’nın kızıyım.
Ecdadımın bıraktığı medeniyet hafızasını yüreğimde taşıyorum.
Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin evladıyım.
Ay yıldızlı bayrağımın altında özgür ve onurlu yaşamanın kıymetini biliyorum.
Ben büyük Türk milletinin bir ferdiyim.
Anadolu’dan Türkistan’a, Balkanlar’dan Kafkaslar’a uzanan büyük gönül coğrafyasını kendi ailem olarak görüyorum.
Ben yalnızca geçmişi anlatan değil, geleceği kurmak isteyen bir Türk kadınıyım.
Çocuklarımızın tarihini bilen, kimliğine güvenen, dünyayı anlayan, bilim ve teknoloji üreten bireyler olarak yetişmesini istiyorum.
Kadınlarımızın daha güçlü, gençlerimizin daha umutlu, devletimizin daha kudretli ve Türk dünyasının daha birlik içinde olmasını arzuluyorum.
AYNI KUTLU YÜRÜYÜŞÜN YOLCULARIYIZ
Dünyanın neresinde yaşarsak yaşayalım, biz aynı kökün dallarıyız.
Aynı tarihin, aynı kültürün, aynı duaların ve aynı büyük ülkünün evlatlarıyız.
Farklı devletlerin vatandaşları olabiliriz.
Farklı şehirlerde, farklı coğrafyalarda yaşayabiliriz.
Ancak gönlümüzde aynı ses yankılanır.
Bu ses; bağımsızlığın, adaletin, kardeşliğin ve medeniyet kurma iradesinin sesidir.
Birliğimiz gücümüzdür.
Tarihimiz kimliğimizdir.
Kültürümüz hafızamızdır.
Kardeşliğimiz en büyük zenginliğimizdir.
Gelecek ise hepimizin ortak sorumluluğudur.
Ben Osmanlı’nın kızıyım.
Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin evladıyım.
Ben Türk dünyasının bir parçasıyım.
Ve biliyorum ki Türk milleti, tarihinden aldığı güçle yeniden büyük hedeflere yürüyecek iradeye sahiptir.
Yeter ki birbirimizi unutmayalım.
Yeter ki ortak değerlerimize sahip çıkalım.
Yeter ki geçmişimizin ihtişamını geleceğin büyük projelerine dönüştürelim.
Çünkü biz, yalnızca büyük bir tarihin mirasçıları değil; büyük bir geleceğin de kurucularıyız.
Ne mutlu Türk’üm diyene!
