Arzu ÜNAL

Bir milleti güçlü yapan, herkesin aynı kökten gelmesi değil; farklı köklerden gelen insanların aynı geleceğe inanabilmesidir.

İnsan bazen doğduğu yere değil, kendisini ait hissettiği yere bağlanır. Bazen kilometrelerce uzakta doğar ama başka bir ülkenin sevincini kendi sevinci, acısını kendi acısı bilir. Bazen farklı bir ana dili konuşur ama aynı bayrağa baktığında yüreği aynı heyecanla çarpar. Bazen soy kütüğünde farklı coğrafyalar, farklı halklar, farklı kültürler vardır; fakat söz konusu ortak vatan olduğunda kendisini o büyük bütünün ayrılmaz bir parçası olarak görür.

İşte millet olabilmenin gerçek gücü burada başlar.

Çünkü millet yalnızca kan bağı değildir; aynı zamanda kader, kültür, tarih, vatandaşlık, irade ve gelecek ortaklığıdır. Bir devletin gerçek gücü de bütün vatandaşlarını tek tipe dönüştürmesinde değil, farklılıkları ortak bir aidiyet etrafında buluşturabilmesindedir.

KİMLİK BAŞKA, MİLLET OLMAK BAŞKADIR

Türk, Kürt, Zaza, Çerkes, Boşnak, Arnavut, Gürcü, Arap, Laz, Pomak…

Bu toprakların tarihine baktığımızda çok farklı köklerden gelen insanların aynı coğrafyada yaşadığını görürüz. Bunların her biri kültürel hafızanın bir parçasıdır. İnsanın ailesinin nereden geldiğini bilmesi, ana dilini yaşatması, türküsünü söylemesi, geleneklerini çocuklarına öğretmesi bir tehdit değildir. Tam tersine, doğru yönetildiğinde toplumsal zenginliktir. Tehlike farklı olmakta değil, farklılıkları birbirimizin karşısına dikmekte başlar. Çünkü etnik kimlik insanın köklerinden biridir; millet ise birlikte kurulan büyük çatıdır. Kökler farklı olabilir. Fakat aynı ağacın gölgesinde yaşayabiliriz. İşte devlet aklının görevi de o ağacın hiçbir dalını kırmadan gövdesini güçlendirmektir.

MESELE NEREDEN GELDİĞİMİZ DEĞİL, NEREYE YÜRÜDÜĞÜMÜZDÜR

Bir ülkenin geleceğini sürekli geçmişte kimin nereden geldiğini tartışarak kuramazsınız. Elbette tarih bilinmelidir. Kökler bilinmelidir. Hafıza korunmalıdır. Fakat bütün bunlardan daha önemli bir soru vardır:

Yarın nereye gidiyoruz?

Çocuklarımız nasıl bir ülkede yaşayacak? Aynı okullarda okuyan, aynı sokaklarda büyüyen, aynı fabrikalarda çalışan, aynı üniversitelerde eğitim gören, aynı ekonomik sıkıntıları yaşayan ve aynı ülkenin geleceğinden umut bekleyen insanları sürekli etnik kimlikleri üzerinden birbirinden ayırmak kime fayda sağlar? Bir toplumun enerjisini kimlik tartışmalarında tüketmek yerine eğitimde, bilimde, teknolojide, üretimde, adalette ve kalkınmada birleştirmek gerekir. Çünkü geleceğin güçlü devletleri yalnızca büyük ordulara sahip olan devletler olmayacaktır.

İçeride güçlü bir ortak aidiyet oluşturabilen devletler olacaktır.

ORTAK KADER BİLİNCİ MİLLETİN GÖRÜNMEYEN HARCI DIR

Millet dediğimiz şey yalnızca nüfus değildir. Aynı sınırlar içerisinde yaşayan milyonlarca insanın toplamından da ibaret değildir. Millet, ortak kader hissidir. Bir yerde deprem olduğunda ülkenin öbür ucundaki insanın yüreği sızlıyorsa millet oradadır. Bir asker şehit olduğunda birbirini hiç tanımayan insanların gözleri doluyorsa millet oradadır. Bir sporcu dünya kürsüsünde bayrağı göndere çektirdiğinde milyonlar aynı anda gururlanıyorsa millet oradadır. Bir şehir felaket yaşadığında başka şehirlerden insanlar yardım için yola çıkıyorsa millet oradadır. İşte bizi birbirimize bağlayan görünmez bağ budur. Nüfus cüzdanından önce vicdanda yazılan aidiyet…

BAYRAK HEPİMİZİN ÜZERİNDEKİ ORTAK GÖLGEDİR

Bir bayrak yalnızca kumaştan ibaret değildir. Bir devlet yalnızca sınır çizgilerinden ibaret değildir. Bir vatan yalnızca üzerinde yaşadığımız toprak değildir. Bunların tamamı ortak hafızanın sembolleridir. Bayrak; geçmişte ödenen bedellerin, bugün sahip olduğumuz ortak hayatın ve yarına bırakacağımız devletin sembolüdür. Bu nedenle ortak bayrak altında yaşamak, herkesin aynı kültürel özelliklere sahip olması anlamına gelmez.

Tam tersine; farklılıklarımızla birlikte aynı ülkenin sorumluluğunu paylaşmak anlamına gelir.

Gerçek birlik, farklılıkları yok ederek kurulmaz.

Gerçek birlik, farklılıkların ortak vatana sadakat konusunda buluşmasıyla kurulur.

AİDİYET ZORLA DEĞİL, ADALETLE KURULUR

Burada çok önemli bir gerçeği de konuşmak zorundayız.

İnsanlara yalnızca; Bu devlete ait olacaksınız.” demek yeterli değildir.

Devlet de vatandaşına; Sen benim eşit ve değerli bir parçamısın.” duygusunu verebilmelidir.

İşte meselenin belki de en kritik noktası burasıdır.

Çünkü aidiyet emirle kurulmaz.

Aidiyet adaletle büyür. Hukukla güçlenir. Eşitlikle kökleşir.

Saygıyla derinleşir. Ortak başarılarla kalıcı hâle gelir. Bir genç devletinin kendisine fırsat sunduğunu görüyorsa o ülkeye bağlanır. Bir vatandaş mahkemeye gittiğinde kimliğine değil hakkına bakıldığını hissediyorsa devletine güvenir. Bir çocuk kökeninden dolayı dışlanmadan eğitim alabiliyorsa ortak geleceğe inanır. Bir insan liyakatiyle yükselebileceğini biliyorsa kendisini o sistemin parçası kabul eder. Dolayısıyla güçlü devlet yalnızca vatandaşından sadakat isteyen devlet değildir.

Vatandaşının sadakatini adaletiyle hak eden devlettir.

KÜLTÜREL ÇEŞİTLİLİK ZAYIFLIK DEĞİL, DOĞRU YÖNETİLİRSE GÜÇTÜR

Dünyanın birçok bölgesinde etnik ve mezhepsel farklılıkların nasıl siyasi çatışma aracına dönüştürüldüğünü görüyoruz.

İşte tam da bu nedenle meseleye yalnızca romantik kardeşlik söylemleriyle yaklaşmak yetmez. Stratejik düşünmek zorundayız. Bir ülkenin içerisindeki kimlikler birbirine karşı siyasal cephelere dönüştürülüyorsa dış müdahalelere açık alanlar oluşabilir.

Ancak vatandaşlar güçlü bir ortak aidiyet etrafında birleşmişse toplumu dışarıdan parçalamak çok daha zorlaşır. Bu nedenle toplumsal birlik yalnızca sosyal bir mesele değildir.

Aynı zamanda millî güvenlik meselesidir.

Fakat bunun çözümü farklılıkları bastırmak değildir. Çözüm; farklılıkların üzerinde daha güçlü bir ortak kimlik, ortak hukuk ve ortak gelecek oluşturabilmektir.

DEVLETİN EN GÜÇLÜ SINIRI İNSANIN YÜREĞİNDE BAŞLAR

Haritaların üzerinde sınırlar vardır.

Karayollarında tabelalar vardır.

Hudutlarda tel örgüler, duvarlar ve güvenlik noktaları vardır.

Fakat bir devletin en güçlü sınırı bunların hiçbiri değildir.

Asıl sınır insanın zihninde ve yüreğindedir.

Vatandaş;

Bu devlet benim devletimdir.”

Bu bayrak benim bayrağımdır.”

Bu ülkenin başarısı benim başarımdır.”

Bu ülkenin acısı benim acımdır.”

diyebiliyorsa o devlet güçlüdür.

Bunu söyleyebilmek için herkesin aynı soydan gelmesine gerek yoktur.

Aynı mezhepten olmasına gerek yoktur.

Aynı yörede doğmasına gerek yoktur.

Hatta aynı siyasi görüşü paylaşmasına bile gerek yoktur.

Demokrasi zaten farklı düşüncelerin birlikte yaşayabilme iradesidir.

Önemli olan, bütün farklılıkların üzerinde ortak devlet ve ortak gelecek fikrinin korunmasıdır.

KİMLİKLERİ SAYMAK YERİNE ORTAK HAYALLERİ ÇOĞALTALIM

Belki de artık çocuklara sürekli;

Sen nerelisin?” diye sormak yerine,

Bu ülke için ne yapmak istiyorsun?” diye sormamız gerekiyor. Bir gencin dedesinin hangi köyden geldiğinden önce, kendisinin hangi teknolojiyi geliştirmek istediğini konuşmalıyız.

Hangi etnik kökene sahip olduğundan önce hangi kitabı okuduğunu, hangi bilimsel çalışmayı yaptığını, hangi fabrikayı kuracağını, hangi eseri bırakacağını konuşmalıyız.

Çünkü 21. yüzyılda ülkelerin kaderini geçmişin kimlik kavgalarını yeniden üretenler değil; geleceğin teknolojisini, ekonomisini, kültürünü ve medeniyetini üretenler belirleyecektir.

Gençlere bırakacağımız en büyük miras da birbirlerinden şüphe ettikleri bir ülke değil, birbirlerine güvendikleri bir toplum olmalıdır.

AYNI OLMAK ZORUNDA DEĞİLİZ; BİRLİKTE OLMAK ZORUNDAYIZ

Birlik ile tek tiplilik aynı şey değildir. Hepimiz aynı düşünmek zorunda değiliz.

Aynı yemekleri sevmek, aynı müzikleri dinlemek, aynı siyasi tercihlerde bulunmak zorunda değiliz. Fakat birbirimizin hukukuna saygı göstermek zorundayız.

Birbirimizi vatandaş olarak eşit görmek zorundayız. Aynı vatanın geleceğini korumak zorundayız. Çünkü güçlü toplum, farklı seslerin susturulduğu toplum değildir.

Farklı seslerin aynı büyük eseri birlikte oluşturabildiği toplumdur.

Bir orkestradaki bütün enstrümanlar aynı sesi çıkarsaydı müzik olmazdı.

Farklı sesler doğru ahenk içerisinde buluştuğu için eser ortaya çıkar. Toplum da böyledir.

BİZİ BİRBİRİMİZE BAĞLAYAN ŞEY SOY KÜTÜĞÜNDEN DAHA BÜYÜKTÜR

Bir insanın atalarının nereden geldiği önemlidir; çünkü tarihidir.

Fakat nereye gitmek istediği daha önemlidir; çünkü geleceğidir. Köken insanın geçmişini anlatır. Aidiyet ise geleceğini kiminle kurmak istediğini. İşte bu nedenle gerçek millet bilinci geçmişi inkâr etmek değil, geçmişin bütün renklerini ortak geleceğin gücüne dönüştürebilmektir. Türk’üyle, Kürt’üyle, Zaza’sıyla, Çerkes’iyle, Boşnak’ıyla, Arnavut’uyla, Laz’ıyla, Gürcü’süyle, Arap’ıyla ve daha nice kültürel kökten insanıyla ortak bir devletin çatısı altında yaşayan milyonları birbirine bağlayacak temel düşünce şudur:

Köklerimiz farklı olabilir; fakat geleceğimiz ortaktır.

Çünkü aynı gemideyiz. Fırtına geldiğinde kimsenin kamarasının kökenine bakmaz.

Gemi batarsa hepimiz kaybederiz. Gemi yol alırsa hepimiz kazanırız. Bu nedenle bize düşen, birbirimizin kimliğini sorgulamak değil; ortak gemimizi daha sağlam hâle getirmektir.

GELECEĞİN TÜRKİYE’Sİ ORTAK AİDİYET ÜZERİNE KURULMALIDIR

Türkiye’nin önündeki büyük mesele yalnızca ekonomik büyüme, savunma sanayii, teknoloji veya dış politika değildir. Bunların hepsi önemlidir. Fakat hepsinin temelinde insan vardır. Ve insanın devletiyle kurduğu bağ vardır. Türkiye geleceğe yürürken farklılıklarından korkan değil, onları ortak bir medeniyet fikri içerisinde yönetebilen bir ülke olmak zorundadır. Çünkü yüz yıl sonrasının güçlü Türkiye’si, yalnızca daha fazla üreten Türkiye olmayacaktır. Vatandaşlarının; Ben bu ülkeye aidim, bu ülke de bana aittir.” diyebildiği Türkiye olacaktır.

İşte gerçek birlik budur.

Birbirimizi aynılaştırmak değil, birbirimizi kabul ederek aynı geleceğe yürüyebilmektir.

Birbirimizin köklerini sorgulamak değil, birbirimizin hukukunu korumaktır.

Geçmişten farklı hikâyelerle gelip gelecekte ortak bir hikâye yazabilmektir.

Ve belki de bütün meselenin özeti tek cümlede saklıdır:

Mesele nereden geldiğimiz değil; hangi vatanın geleceğini birlikte kurmaya karar verdiğimizdir. Çünkü bir milleti sonsuza kadar yaşatacak olan yalnızca ortak soy değil;

ortak vatan, ortak hukuk, ortak hafıza, ortak sorumluluk ve ortak gelecek iradesidir. Ve o irade güçlü olduğu müddetçe farklılıklarımız bizi bölmez.

Aksine bizi zenginleştirir. Çünkü büyük milletler herkesi aynılaştırarak değil, farklılıklarından büyük bir “biz” inşa ederek tarih sahnesinde kalırlar.