Arzu ÜNAL

Türkiye’nin yakın tarihine baktığımızda karşımıza yalnızca savaşlar, darbeler ve ekonomik krizler çıkmaz. Aynı zamanda devletin ve milletin iradesini kırmayı hedefleyen terör örgütlerinin açtığı ağır yaralar çıkar.

Bir dönem ASALA vardı.

Sonra başka örgütler, başka yöntemler, başka saldırılar geldi.

PKK ise on yıllar boyunca Türkiye’nin güvenliğini, ekonomisini, toplumsal huzurunu ve bölgesel hareket kabiliyetini hedef alan en ağır terör sorunlarından biri oldu.

Bugün Türkiye’nin önünde çok önemli bir soru bulunmaktadır:

Terörün Türkiye’ye kaybettirdiği yılların ardından hangi Türkiye’yi kuracağız?

Çünkü terörle mücadelenin nihai başarısı yalnızca silahların susması değildir.

Asıl başarı, silahların sustuğu yerde okulların, fabrikaların, üniversitelerin, yolların, bilim merkezlerinin ve büyük gelecek projelerinin yükselmesidir.

ASALA’DAN PKK’YA: TÜRKİYE’NİN UZUN MÜCADELESİ

1970’li ve 1980’li yıllarda Türk diplomatlarını hedef alan ASALA saldırıları Türkiye’ye terörün uluslararası boyutunu acı biçimde gösterdi. Diplomatlarımız dünyanın farklı şehirlerinde hedef alındı.

Ardından PKK terörü Türkiye’nin karşısına çok daha uzun süreli ve kanlı bir güvenlik meselesi olarak çıktı.

Binlerce insan hayatını kaybetti.

Aileler parçalandı.

Köyler boşaldı.

Yatırımlar gecikti.

Türkiye milyarlarca dolarlık kaynağını güvenliğini sağlamak için kullanmak zorunda kaldı.

Dolayısıyla terörün Türkiye’ye verdiği zarar yalnızca şehitlerimiz ve güvenlik harcamaları üzerinden hesaplanamaz.

Kaybedilen yatırım vardır.

Kaybedilen zaman vardır.

Eğitimden uzak kalan çocuklar vardır.

Göç etmek zorunda kalan aileler vardır.

Ve belki de en önemlisi, gerçekleşmesi geciken büyük bir Türkiye potansiyeli vardır.

TERÖRSÜZ TÜRKİYE BİR SON DEĞİL, BAŞLANGIÇ OLMALIDIR

Terör tehdidinin kalıcı biçimde ortadan kaldırılması Türkiye açısından yalnızca güvenlik başarısı olarak görülmemelidir. Bu, yeni bir kalkınma döneminin başlangıcı olmalıdır.

Devletin güvenlik için harcadığı enerji giderek daha fazla üretime, teknolojiye, eğitime ve refaha yönelmelidir.

Artık Türkiye’nin tartışması gereken mesele şudur:

Terör sonrası Türkiye’nin kalkınma doktrini ne olacaktır?

Diyarbakır’dan Edirne’ye, Kars’tan İzmir’e kadar bütün şehirlerin aynı ekonomik sistemin güçlü üretim merkezleri hâline geldiği bir Türkiye kurulmalıdır.

Doğu ve Güneydoğu yalnız güvenlik kavramlarıyla değil;

tarımla, enerjiyle, sanayiyle, lojistikle, turizmle, üniversitelerle, teknoloji yatırımlarıyla konuşulmalıdır.

Terörün boşalttığı alanı kalkınma doldurmalıdır.

BÜYÜK TÜRKİYE’NİN BİRİNCİ ŞARTI: 86 MİLYONUN ORTAK GELECEĞİ

Türkiye’nin büyüklüğü yalnızca ordusunun gücüyle ölçülemez.

Gerçek büyüklük, vatandaşlarının ortak bir gelecek duygusunda birleşebilmesidir.

Türk’üyle, Kürt’üyle ve farklı kökenlerden bütün vatandaşlarıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin ortak paydası vatandaşlık, hukuk, ortak vatan ve ortak gelecek olmalıdır.

Terör örgütlerinin en büyük hedeflerinden biri toplumsal fay hatlarını derinleştirmektir.

Türkiye bunun tam tersini yapmalıdır.

Terörü bitirirken kardeşliği büyütmelidir.

Çünkü terörün yenilgisi bir topluluğun diğerine üstün gelmesi değildir.

Terörün yenilgisi, milletin tamamının kazanmasıdır.

İKİNCİ CEPHE: EKONOMİK BAĞIMSIZLIK

Geleceğin savaşları yalnızca sınırda yapılmayacaktır.

Para üzerinden yapılacaktır.

Enerji üzerinden yapılacaktır.

Teknoloji üzerinden yapılacaktır.

Veri üzerinden yapılacaktır.

Gıda ve su üzerinden yapılacaktır.

Bu nedenle güvenlik doktriminin yanına güçlü bir ekonomik bağımsızlık doktrini koymak zorundayız.

Savunma sanayiinde ortaya çıkan yerlileşme iradesi başka sektörlere de yayılmalıdır.

Türkiye; kendi enerjisini daha fazla üreten,

kendi teknolojisini geliştiren,

yüksek katma değerli ürün satan,

tarımda stratejik bağımsızlığını koruyan,

yapay zekâ ve dijital teknolojilerde tüketici değil üretici olan

bir ülkeye dönüşmelidir.

Büyük Türkiye sloganla değil, üretim kapasitesiyle kurulacaktır.

ÜÇÜNCÜ CEPHE: BİLİM VE TEKNOLOJİ

  1. yüzyılda güçlü devletin tanımı değişmiştir.

Tankınız olacak.

Uçağınız olacak.

Füzeniz olacak.

Ama bunların arkasında bilim insanınız, mühendisin, yazılımınız, çip teknolojiniz, yapay zekânız ve güçlü üniversiteleriniz yoksa uzun vadeli bağımsızlıktan söz etmek zorlaşır.

Bu nedenle Türkiye’nin bundan sonraki büyük seferberliği eğitim ve bilim seferberliği olmalıdır.

Her şehirden mühendis çıkarmalıyız. Her köyden bilim insanı yetiştirebilmeliyiz.

Gençlerimize yalnızca iş aramayı değil, teknoloji ve şirket üretmeyi öğretmeliyiz.

Çünkü geleceğin büyük devletleri yalnız silah üretenler değil, bilgi üretenler olacaktır.

DÖRDÜNCÜ CEPHE: TÜRK DÜNYASI

Türkiye’nin önünde başka büyük bir tarihî fırsat bulunmaktadır. Balkanlardan Kafkasya’ya, Anadolu’dan Orta Asya’ya uzanan geniş Türk dünyası yeni ulaşım, enerji, ticaret ve kültür ağlarıyla birbirine daha fazla bağlanmaktadır.

Türkiye bu coğrafyaya yalnız duygusal bir kardeşlik penceresinden bakmamalıdır.

Kardeşliği stratejik iş birliğine dönüştürmelidir.

Ortak üniversiteler…

Ortak araştırma merkezleri…

Ulaştırma koridorları…

Enerji ağları…

Ticaret…

Savunma sanayii iş birlikleri…

Kültür ve medya ağları…

Gençlik değişim programları…

Türk dünyasının geleceği yalnız zirve toplantılarında değil,
kurumlar arasındaki kalıcı bağlantılarda kurulacaktır.

BALKANLAR UNUTULMAMALIDIR

Büyük Türkiye vizyonunun bir diğer önemli ayağı Balkanlardır.

Bulgaristan’dan Kuzey Makedonya’ya, Kosova’dan Bosna-Hersek’e, Yunanistan’dan Romanya’ya kadar Balkan coğrafyasında Türkiye ile tarihî ve kültürel bağları bulunan geniş topluluklar yaşamaktadır.

Türkiye Balkanlara yalnız geçmişin hatıraları üzerinden bakmamalıdır.

Eğitim, kültür, ticaret, diplomasi ve sivil toplum üzerinden geleceğin köprülerini kurmalıdır.

Balkan Türkleri de bu büyük kültürel coğrafyanın doğal köprülerinden biridir.

Anadolu ile Balkanlar arasındaki bağ ne kadar kuvvetli olursa Türkiye’nin Avrupa ile Asya arasındaki stratejik derinliği de o kadar güçlü olacaktır.

TERÖRE HARCANAN ENERJİ ARTIK GELECEĞE HARCANMALIDIR

Yıllarca Türkiye’nin evlatları dağlarda terörle mücadele etti.

Şimdi başka bir mücadeleyi büyütmenin zamanıdır.

Mühendis laboratuvarda mücadele edecek.

Öğretmen sınıfta mücadele edecek.

Çiftçi tarlada mücadele edecek.

İş insanı ihracatta mücadele edecek.

Diplomat dünyada Türkiye’nin çıkarlarını savunacak.

Bilim insanı yeni teknolojiler geliştirecek.

Gençler yeni şirketler kuracak.

Çünkü milletlerin yükseliş dönemleri yalnız askerî başarılarla değil, üretim seferberlikleriyle gerçekleşir.

ŞEHİTLERİMİZE BORCUMUZ

Terörle mücadelede hayatını kaybeden insanların hatırası yalnız anma törenlerinde yaşatılmamalıdır.

Onlara karşı en büyük sorumluluğumuz güçlü, huzurlu ve müreffeh bir Türkiye bırakmaktır.

Bir şehidin çocuğunun geleceğe güvenle bakabildiği;

bir annenin evladının geleceğinden korkmadığı;

bir gencin ülkesinden gitmek yerine ülkesinde büyük işler başarmayı hayal ettiği

bir Türkiye…

Asıl hedef budur.

2053’E GİDEN YOL

Türkiye artık önümüzdeki beş yılı değil, önümüzdeki en az otuz yılı düşünmelidir.

2053 Türkiye’sini bugünden tasarlamalıyız.

Nasıl bir nüfusumuz olacak?

Enerjimizi nereden sağlayacağız?

Hangi teknolojileri üreteceğiz?

Dünyanın hangi pazarlarında güçlü olacağız?

Türk dünyasıyla ekonomik entegrasyonumuz hangi seviyeye ulaşacak?

Balkanlardaki kültürel varlığımız nasıl korunacak?

Üniversitelerimiz dünyanın hangi seviyesinde olacak?

Bu soruların cevaplarını bugünden veremezsek geleceği başkalarının hazırladığı şartlar içinde yaşamak zorunda kalırız.

Büyük devletler geleceği beklemez; geleceği planlar.

ŞİMDİ BÜYÜK TÜRKİYE ZAMANI

ASALA’nın terör saldırıları Türkiye’yi durduramadı.

PKK’nın onlarca yıl süren terörü Türkiye’yi parçalayamadı.

Fakat bundan sonraki dönemde en büyük hata, güvenlik alanındaki kazanımları yeterli görmek olacaktır.

Çünkü Türkiye’nin önündeki asıl yarış şimdi başlıyor.

Ekonomide güçlü olacağız.

Bilimde güçlü olacağız.

Savunmada güçlü olacağız.

Eğitimde güçlü olacağız.

Diplomaside güçlü olacağız.

Türk dünyasıyla bağlarımızı kuvvetlendireceğiz.

Balkanlarla tarihî köprülerimizi geleceğin ortaklıklarına dönüştüreceğiz.

Ve bütün bunların merkezine insanımızı koyacağız.

Türkiye’nin yeni hedefi yalnızca terörsüz Türkiye olmamalıdır.

Hedef;

üreten Türkiye,
birleşen Türkiye,
bilim geliştiren Türkiye,
dünyayla rekabet eden Türkiye,
geleceğini kendisi belirleyen Türkiye olmalıdır.

Dün terörle mücadele zamanıydı.

Bugün yaraları kapatma zamanıdır.

Yarın ise yükselme zamanı olacaktır.

Ve şimdi Türkiye’nin önünde yeni bir sayfa açılmaktadır:

Terörün gölgesinden çıkıp kalkınmanın, bilimin, üretimin ve büyük stratejinin Türkiye’sini kurma zamanı.

Şimdi Büyük Türkiye zamanı.