Ülkemizin farklı bölgelerinden yükselen dumanlar, yalnızca gökyüzünü karartmıyor. O dumanların içinde yılların emeği, binlerce canlının yuvası, çocuklarımızın geleceği ve milletimizin ortak mirası da kayboluyor.
Bir orman yangınını yalnızca “yanan ağaçlar” üzerinden değerlendirmek, yaşanan felaketin büyüklüğünü anlamaya yetmez. Çünkü orman; suyun, toprağın, havanın, canlıların ve insan hayatının birbirine bağlandığı büyük bir yaşam düzenidir. Bir orman yandığında sadece ağaçlar kül olmaz. Kuşların yuvası, arıların çiçeği, köylünün geçim kaynağı, toprağın bereketi ve geleceğin nefesi de zarar görür.
Bu sebeple orman yangınları, yalnızca çevresel bir felaket değil; ekonomik, sosyal ve millî bir meseledir.
Alevlerin Karşısında Bir Milletin Vicdanı
Yangın bölgelerinde mücadele eden orman işçilerimizi, itfaiye ekiplerimizi, güvenlik güçlerimizi, sağlık çalışanlarımızı, belediye personelimizi ve gönüllülerimizi büyük bir minnetle takip ediyoruz.
Onlar, kimi zaman kilometrelerce uzanan alevlerin önünde, kimi zaman yoğun dumanın içerisinde, kimi zaman da canlarını tehlikeye atarak mücadele ediyorlar. Bir ağacı, bir evi, bir köyü ve bazen de bir insan hayatını kurtarmak için gecelerini gündüzlerine katıyorlar.
Bu fedakârlık, milletimizin en zor zamanlarda ortaya çıkan dayanışma ruhunun göstergesidir.
Ancak yangınlarla mücadeleyi yalnızca sahadaki kahramanların omuzlarına bırakmak doğru değildir. Onların alevlerle verdiği mücadele kadar, bizlerin de bilinçsizlikle, ilgisizlikle ve sorumsuzlukla mücadele etmesi gerekir.
Çünkü orman yangınlarının önlenmesinde en büyük görevlerden biri, toplumun her ferdine düşmektedir.
Orman, Bir Milletin Sessiz Hazinesidir
Ormanlar yalnızca yeşil alanlar değildir. Onlar, şehirlerin ve köylerin etrafını süsleyen manzaralar da değildir. Ormanlar bir ülkenin sessiz hazineleridir.
Toprağı erozyondan korurlar. Yağmur sularının yer altına ulaşmasını sağlarlar. İklimi dengeler, havayı temizler, milyonlarca canlıya hayat verirler. Tarımı, hayvancılığı, su kaynaklarını ve insan sağlığını doğrudan etkilerler.
Bir ormanın gerçek değeri, yalnızca kesilebilecek odunun ekonomik karşılığıyla ölçülemez. O ormanın tuttuğu suyu, ürettiği oksijeni, barındırdığı canlıları, koruduğu toprağı ve insan ruhuna verdiği huzuru para ile hesaplamak mümkün değildir.
Bu nedenle her yanan orman, milletin ortak servetinden eksilen büyük bir parçadır.
Bir ağacın büyümesi onlarca yıl sürebilir. Ancak yıllar içinde oluşan bu büyük yaşam düzeninin yok olması bazen birkaç saat, hatta birkaç dakika sürer.
İşte bu gerçek, hepimize ağır bir sorumluluk yüklemektedir.
Yangın Söndüğünde Sorumluluğumuz Bitmez
Toplum olarak büyük felaketler yaşandığında güçlü bir dayanışma gösteriyoruz. Yangınların ilk günlerinde yardım kampanyaları düzenliyor, bölgeye su, yiyecek ve ihtiyaç malzemeleri gönderiyor, dualarımızı ve desteğimizi iletiyoruz.
Fakat alevler söndükten, dumanlar dağıldıktan ve kameralar bölgeden ayrıldıktan sonra gerçek sorumluluğumuz devam etmektedir.
Çünkü yangının yaraları uzun yıllar boyunca hissedilir.
Yanan alanların yeniden ağaçlandırılması, toprağın korunması, bölgedeki canlı hayatının desteklenmesi, zarar gören insanların ekonomik ve sosyal olarak ayağa kaldırılması gerekir.
Dolayısıyla mesele yalnızca yangını söndürmek değil, yangından sonra hayatı yeniden kurabilmektir.
Bu da günübirlik tepkilerle değil, uzun vadeli ve planlı çalışmalarla mümkündür.
Acıyı Umuda Dönüştüren Seferberlik
81 İl Gönül Elçileri Platformu tarafından başlatılan “81 İl, Binlerce Fidan; Geleceğe Nefes” kampanyası, tam da bu anlayışın bir sonucudur.
Bu girişim, yaşanan acıya yalnızca üzülmenin yeterli olmadığını ortaya koymaktadır. Çünkü gerçek duyarlılık, üzüntüyü harekete; sözü sorumluluğa; acıyı ise umuda dönüştürebilmektir.
Ülkemizin 81 ilinde gerçekleştirilecek fidan dikme çalışmaları, sadece toprağa fidan bırakmak anlamına gelmeyecektir. Her fidanla birlikte dayanışma, çevre bilinci ve gelecek sorumluluğu da kök salacaktır.
Ancak burada önemli bir hususu da belirtmek gerekir: Fidan dikmek kadar, dikilen fidanı yaşatmak da önemlidir.
Bir günlük törenlerle, fotoğraf çekimleriyle ve sembolik etkinliklerle yetinilmemelidir. Dikilen her fidanın bakımının yapılması, sulanması, korunması ve yıllar içindeki gelişiminin takip edilmesi gerekir.
Çünkü amaç toprağa fidan bırakmak değil, geleceğe orman bırakmaktır.
81 İl, Tek Yürek, Ortak Sorumluluk
Kampanyanın 81 ili kapsaması, son derece anlamlıdır. Çünkü ormanlarımız yalnızca bulundukları şehrin değil, bütün Türkiye’nin ortak değeridir.
Muğla’da yanan bir orman İstanbul’un, Antalya’da zarar gören bir tabiat alanı Kars’ın, Çanakkale’de kül olan bir ağaçlık bölge Şanlıurfa’nın da meselesidir.
Doğanın sınırları, idari sınırlar gibi cetvelle çizilemez.
Bir bölgede yaşanan çevre felaketi, zaman içerisinde bütün ülkeyi etkileyebilir. Su kaynakları azalabilir, kuraklık artabilir, tarımsal üretim düşebilir ve iklim dengesi bozulabilir.
Bu nedenle 81 ilde kurulacak gönüllülük ağı, yalnızca fidan dikme kampanyasının değil, geniş kapsamlı bir çevre bilinci hareketinin de başlangıcı olmalıdır.
Her il, kendi iklimine, toprağına ve bitki örtüsüne uygun projeler geliştirmelidir. Kamu kurumları, üniversiteler, belediyeler, okullar, sivil toplum kuruluşları ve vatandaşlar ortak bir anlayış içerisinde çalışmalıdır.
Gençler Bu Mücadelenin Merkezinde Olmalıdır
Yeşil vatanın geleceğini koruyacak en büyük güç gençlerimizdir.
Çocuklarımıza ve gençlerimize doğayı yalnızca ders kitaplarında anlatmak yeterli değildir. Onları toprağa dokundurmalı, fidan dikmeye, ormanları tanımaya ve doğanın değerini yaşayarak öğrenmeye teşvik etmeliyiz.
Her okulun bir hatıra ormanı olabilir.
Her üniversite, öğrencileriyle birlikte çevre projeleri geliştirebilir.
Her genç, hayatı boyunca büyümesini takip edeceği en az bir ağaca sahip olabilir.
Bir çocuk diktiği fidanın yıllar sonra büyük bir ağaca dönüştüğünü gördüğünde, doğayla arasında güçlü bir gönül bağı kuracaktır. O bağ, onlarca konferanstan ve yüzlerce slogandan daha etkili olabilir.
Çünkü insan, emek verdiği şeyi korur.
Sadece Fidan Değil, Bilinç de Dikmeliyiz
Orman yangınlarıyla mücadelede kalıcı başarı, yalnızca ağaçlandırma çalışmalarıyla sağlanamaz. Aynı zamanda toplumun çevre bilincinin yükseltilmesi gerekir.
Piknik alanlarında ateş yakmaktan sigara izmaritlerini doğaya bırakmaya, anız yakmaktan orman alanlarına cam şişe atmaya kadar birçok dikkatsiz davranış büyük felaketlere yol açabilir.
Bazen küçücük bir ihmal, binlerce hektarlık alanın yok olmasına sebep olabilir.
Bu nedenle çocuklardan yetişkinlere kadar her kesime yönelik sürekli bilinçlendirme çalışmaları yapılmalıdır. Televizyonlardan okullara, camilerden belediye merkezlerine, sosyal medyadan köy kahvelerine kadar toplumun ulaşılabilen her noktasında ormanların korunması anlatılmalıdır.
Unutulmamalıdır ki en kolay söndürülen yangın, hiç başlamayan yangındır.
Kamu Kurumları ve Sivil Toplum El Ele Vermeli
Ormanların korunması ve yanan alanların yeniden yeşertilmesi yalnızca bir kurumun başarabileceği bir iş değildir.
Tarım ve Orman Bakanlığımızın, valiliklerin, belediyelerin, üniversitelerin, meslek kuruluşlarının, sivil toplum örgütlerinin ve gönüllü vatandaşların koordineli çalışması gerekir.
Fidan dikilecek bölgeler bilimsel esaslara göre belirlenmeli, toprağın yapısına uygun ağaç türleri seçilmeli ve ekolojik denge gözetilmelidir.
Yanlış yere yanlış türde fidan dikmek, iyi niyetli olsa bile uzun vadede istenen sonucu vermeyebilir. Bu nedenle kampanyaların uzmanlarla ve ilgili kamu kurumlarıyla birlikte yürütülmesi büyük önem taşımaktadır.
Gönüllülüğün heyecanı ile bilimin rehberliği birleştiğinde kalıcı başarı ortaya çıkacaktır.
Yeşil Vatan da Vatandır
Vatan sevgisi yalnızca sınırları, şehirleri ve tarihî eserleri korumak değildir. Dağı, taşı, suyu, toprağı ve ormanı da korumaktır.
Nasıl ki vatan toprağının bir karışının dahi zarar görmesine razı değilsek, o toprağın üzerinde yaşayan bir ağacın yok olmasına da kayıtsız kalmamalıyız.
“Yeşil vatan” sözü, yalnızca güzel bir ifade değildir. Bu söz, millî bir sorumluluğu anlatmaktadır.
Ormanlarımız ülkemizin doğal savunma hatlarıdır. Erozyona, kuraklığa, çölleşmeye ve iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerine karşı en güçlü koruyucularımızdır.
Bu sebeple ormanı korumak, geleceğin Türkiye’sini korumaktır.
Her Fidan Geleceğe Yazılmış Bir Mektuptur
Bugün dikilen bir fidanın gölgesinde belki biz oturamayacağız. Belki onun dallarında kuşların yuva kurduğunu, çocukların oyun oynadığını göremeyeceğiz.
Fakat bizden sonra gelenler görecektir.
İşte medeniyet bilinci tam da budur: Meyvesini yiyemeyeceğin ağacı dikmek, gölgesinde oturamayacağın ormanı büyütmek ve karşılığını görmeden geleceğe emek vermek.
Her fidan, gelecekte yaşayacak çocuklara yazılmış sessiz bir mektuptur.
O mektupta şu cümle yer alır:
“Biz yalnızca kendi zamanımızı düşünmedik. Sizin nefesinizi, suyunuzu ve geleceğinizi de düşündük.”
Acımız Birliğe, Birliğimiz Umuda Dönüşsün
Orman yangınları hepimizi derinden yaralamaktadır. Ancak bu acıyı ortak bir iradeye dönüştürmek bizim elimizdedir.
Birlik olursak yanan ormanlarımız yeniden yeşerir.
Birlik olursak kül olan topraklarda yeniden hayat filizlenir.
Birlik olursak gelecek nesillere daha yeşil, daha güçlü ve daha yaşanabilir bir Türkiye bırakabiliriz.
81 İl Gönül Elçileri Platformu’nun başlattığı bu kampanya, milletimizin dayanışma ruhunu toprağın bereketiyle buluşturacak değerli bir adımdır.
Şimdi bütün kamu kurumlarımızı, yerel yönetimlerimizi, sivil toplum kuruluşlarımızı, eğitim camiamızı, gençlerimizi, kadınlarımızı ve vatandaşlarımızı bu büyük iyilik hareketine destek vermeye davet ediyoruz.
Çünkü bugün dikilen her fidan, yarının nefesidir.
Her yeşeren dal, yeniden doğan bir umuttur.
Her büyüyen orman, geleceğe bırakılmış büyük bir emanettir.
Unutmayalım:
Bir fidan, bir umut…
Bir orman, bir gelecek…
Yeşil vatana sahip çıkmak, Türkiye’nin yarınlarına sahip çıkmaktır.
Arzu ÜNAL
81 İl Gönül Elçileri Platformu
Genel Başkanı
