Arzu ÜNAL
BGSAM – Bulgaristan Türkleri Stratejik Araştırma Merkezi Başkan Yardımcısı
Bazı ödüller vardır; insanın yaptığı çalışmaları takdir eder. Bazı ödüller ise insana bundan sonra yapması gerekenleri hatırlatır.
Atavatan Kızılelma Derneği tarafından Türk dünyasına yönelik çalışmalarımız ve hizmetlerimiz dolayısıyla şahsıma takdim edilen plaket, benim için ikinci anlamı taşıyor.
Bu plaketi yalnızca şahsıma verilmiş bir teşekkür olarak değil; Bulgaristan Türklerinin, Balkan Türklüğünün ve Türk dünyasının birlik ülküsüne gönül veren bütün insanların omuzlarına yüklenen ortak bir sorumluluğun sembolü olarak görüyorum.
Atavatan Kızılelma Derneği Başkanı Sayın Ahmet Caner YARARBAŞ tarafından takdim edilen bu anlamlı plaket vesilesiyle bir kez daha gördüm ki Türk dünyasının geleceği yalnızca devletler arası anlaşmalarla değil, insanlar arasında kurulacak güçlü gönül köprüleriyle şekillenecektir.
Çünkü devletleri birbirine yaklaştıran diplomasidir; fakat milletleri birbirine bağlayan gönüldür.
TÜRK DÜNYASI HARİTADAN DAHA BÜYÜK BİR KAVRAMDIR
Türk dünyasına yalnızca siyasi sınırlar üzerinden baktığımızda büyük resmi eksik görürüz.
Türk dünyası; Anadolu’dan Balkanlar’a, Kafkasya’dan Orta Asya’ya, Türkistan’dan Avrupa’ya uzanan geniş bir tarih ve medeniyet havzasıdır.
Fakat asıl önemli olan coğrafyanın büyüklüğü değildir.
Asıl mesele, bu coğrafyalar arasında yaşayan insanların birbirlerini ne kadar tanıdığı, birbirlerinin acısını ne kadar hissettiği, başarısıyla ne kadar gurur duyduğu ve ortak geleceğe ne ölçüde inandığıdır.
Bizleri birbirimize bağlayan yalnızca soy bağı değildir.
Dil vardır.
Tarih vardır.
Kültür vardır.
Türkülerimiz, destanlarımız, atasözlerimiz, geleneklerimiz vardır.
Ve bütün bunların üzerinde görünmeyen fakat son derece güçlü bir gönül bağı vardır.
İşte Türk dünyasının gerçek sınırları haritalarda değil, gönüllerde çizilmiştir.
BALKANLAR, TÜRK DÜNYASININ BATIYA AÇILAN HAFIZASIDIR
Türk dünyasının geleceği konuşulurken Balkanlar hiçbir zaman ikinci planda düşünülemez.
Bulgaristan Türkleri başta olmak üzere Balkan coğrafyasında yaşayan Türk toplulukları, yüzyılların tarihî hafızasını taşımaktadır.
Kırcaali’den Deliorman’a, Dobruca’dan Rodoplar’a uzanan coğrafyada Türkçe konuşulmaya devam ediyorsa; bayramlar, türküler, gelenekler ve aile kültürü yaşatılıyorsa bu yalnızca geçmişin hatırası değildir.
Bu, Türk dünyasının Avrupa içindeki yaşayan varlığıdır.
Dolayısıyla Balkan Türklüğünü Türk dünyasının kenarında değil, stratejik merkezlerinden birinde değerlendirmeliyiz.
Balkanlar Anadolu ile Avrupa arasında yalnızca coğrafi bir geçiş alanı değildir. Aynı zamanda tarih, kültür, ekonomi ve diplomasi bakımından büyük bir köprüdür.
Bu nedenle Bulgaristan Türkleri ile Türk dünyasının diğer bölgeleri arasındaki bağların güçlendirilmesi, yalnızca kültürel bir faaliyet değil, uzun vadeli bir medeniyet stratejisidir.
GASPIRALI’NIN ÇAĞRISI BUGÜN DAHA DA ANLAMLIDIR
İsmail Gaspıralı’nın bir asrı aşan süre önce ortaya koyduğu:
“Dilde, fikirde, işte birlik”
ilkesi bugün belki de geçmişten çok daha büyük bir anlam taşımaktadır.
Dilde birlik, birbirimizi anlayabilmektir.
Fikirde birlik, aynı geleceğe bakabilmektir.
İşte birlik ise konuşulanları kurumsal güce ve somut projelere dönüştürebilmektir.
Türk dünyasının önündeki asıl mesele de buradadır.
Artık yalnızca kardeşlik söyleminden kardeşlik kurumlarına, yalnızca ortak tarih anlatısından ortak gelecek projelerine geçmek zorundayız.
Üniversitelerimiz daha fazla iş birliği yapmalıdır.
Gençlerimiz birbirlerinin ülkelerini ziyaret etmelidir.
Öğrenci değişimleri artırılmalıdır.
Ortak bilimsel araştırmalar desteklenmelidir.
Medya kuruluşları birbirleriyle daha güçlü ağlar oluşturmalıdır.
Kültür, sanat, sinema, edebiyat ve yayıncılık alanlarında ortak üretimler çoğalmalıdır.
İş dünyasının önündeki engeller azaltılmalı; kadınların, gençlerin, akademisyenlerin, girişimcilerin ve sivil toplum kuruluşlarının birbirleriyle doğrudan temas kurabilecekleri kalıcı platformlar oluşturulmalıdır.
Çünkü birlik duyguyla başlar, kurumlarla kalıcı hale gelir.
TÜRK DÜNYASININ EN BÜYÜK SERMAYESİ İNSANDIR
Türk dünyası önemli enerji kaynaklarına, stratejik ulaşım yollarına, geniş tarım alanlarına, yer altı zenginliklerine ve büyük ekonomik potansiyele sahiptir.
Fakat bütün bunlardan daha değerli bir sermayemiz vardır:
İnsanımız.
Birbirini tanıyan, birbirine güvenen, aynı medeniyet hafızasını paylaşan ve ortak geleceğe inanan milyonlarca insan…
Petrol tükenebilir.
Doğal gaz rezervleri azalabilir.
Ekonomik dengeler değişebilir.
Ticaret yolları başka güzergâhlara kayabilir.
Fakat iyi yetiştirilmiş bir nesil, bir milletin yüzyıllarını değiştirebilir.
Bu nedenle Türk dünyasının en büyük yatırımı insan yetiştirmek olmalıdır.
Bilim insanı yetiştirmeliyiz.
Mühendis yetiştirmeliyiz.
Diplomat yetiştirmeliyiz.
Öğretmen, sanatçı, tarihçi, girişimci ve teknoloji insanı yetiştirmeliyiz.
Ancak hepsinden önemlisi; kimliğini bilen, dünyayı okuyabilen, başka toplumlara saygı gösteren, ahlaklı, liyakatli ve sorumluluk sahibi insanlar yetiştirmeliyiz.
Çünkü geleceğin mücadelesi yalnızca toprak üzerinde değil; bilgi, teknoloji, ekonomi, kültür ve insan kaynağı üzerinde yürütülecektir.
KIZILELMA BİR COĞRAFYA DEĞİL, SÜREKLİ İLERLEME ÜLKÜSÜDÜR
Kızılelma kavramını yalnızca fethedilecek bir şehir, ulaşılacak bir sınır veya sahip olunacak bir toprak olarak okumak eksik olur.
Benim için Kızılelma;
ilimde ilerlemektir.
Teknolojide üretmektir.
Ahlakta yükselmektir.
Adalette örnek olmaktır.
Ekonomide güçlenmektir.
Kültürünü korurken dünyaya açılabilmektir.
Mazlumun yanında dururken güçlü olabilmektir.
Ve sahip olunan gücü insanlığın faydasına kullanabilmektir.
Dolayısıyla Kızılelma’nın nihai bir durağı yoktur.
Bir hedefe ulaşıldığında önümüzde yeni bir Kızılelma belirir.
Cehaleti yenmek Kızılelma’dır.
Bilimde dünyanın öncü ülkeleri arasına girmek Kızılelma’dır.
Kendi teknolojisini üreten bir Türk dünyası Kızılelma’dır.
Çocuklarımızın kendi kimliklerinden utanmadan dünya vatandaşı olabilmeleri Kızılelma’dır.
Türk devletlerinin ve topluluklarının birbirleriyle daha güçlü dayanışma içinde olması Kızılelma’dır.
GÜÇLÜ TÜRKİYE, GÜÇLÜ TÜRK DÜNYASININ STRATEJİK DAYANAKLARINDAN BİRİDİR
Türkiye’nin ekonomik, diplomatik, askerî, bilimsel ve teknolojik kapasitesinin yükselmesi yalnızca Türkiye açısından değerlendirilmemelidir.
Güçlü Türkiye; Balkanlar’dan Kafkasya’ya, Orta Asya’dan dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan Türk topluluklarına kadar geniş bir coğrafyada güven ve iş birliği imkânlarını artırabilecek önemli bir güç merkezidir.
Ancak burada amaç başka milletlere karşı üstünlük kurmak değildir.
Asıl hedef; kendi ayakları üzerinde duran, kimliğine güvenen, ekonomik olarak üreten, bilimde ilerleyen ve dünya barışına katkıda bulunan güçlü bir Türk dünyasıdır.
Çünkü gerçek güç yalnızca caydırıcılık değildir.
Gerçek güç gerektiğinde barışı kurabilmek, krizleri önleyebilmek, insani yardım ulaştırabilmek, bilim üretebilmek ve gelecek nesillere umut bırakabilmektir.
ATATÜRK’ÜN UZAKLARI GÖREN TÜRK DÜNYASI VİZYONU
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk dünyasına yönelik yaklaşımında önemli bir ileri görüşlülük bulunmaktadır.
Türk dünyasının farklı siyasi şartlar altında yaşayan topluluklarının bir gün birbirleriyle daha yoğun ilişkiler kurabileceğini öngören bu bakışın bugün eğitim, kültür, ekonomi ve diplomasi alanlarında somut karşılıklarını görüyoruz.
Fakat tarih bize fırsat sunarken aynı zamanda sorumluluk da yüklemektedir.
Birlik yalnızca devlet yöneticilerinin kuracağı bir yapı değildir.
Akademisyenlerin görevi vardır.
Gazetecilerin görevi vardır.
İş insanlarının görevi vardır.
Sivil toplum kuruluşlarının görevi vardır.
Sanatçıların, öğretmenlerin, kadınların ve gençlerin görevi vardır.
Kısacası Türk dünyasının geleceği, yalnızca başkentlerde değil, toplumun bütün katmanlarında kurulacaktır.
BİRLİK, AYNI OLMAK DEĞİLDİR
Burada önemli bir hususun da altını çizmek gerekir.
Türk dünyasının birliği, bütün Türk toplumlarının birbirinin aynısı olması anlamına gelmemelidir.
Aksine bizim zenginliğimiz farklılıklarımızdadır.
Anadolu’nun kültürü başka renkler taşır.
Balkanların başka…
Azerbaycan’ın, Kazakistan’ın, Kırgızistan’ın, Özbekistan’ın, Türkmenistan’ın ve diğer Türk topluluklarının kendine özgü tarihî ve kültürel birikimleri vardır.
Mesele farklılıkları ortadan kaldırmak değil, farklılıklarımızı ortak medeniyet çatısı altında bir zenginliğe dönüştürmektir.
Birlik tek seslilik değildir.
Birlik, farklı seslerin aynı büyük geleceğe inanabilmesidir.
BUGÜN ATACAĞIMIZ ADIMLAR YARININ TÜRK DÜNYASINI KURACAK
Belki büyük Türk dünyası idealinin bütün sonuçlarını bizim neslimiz göremeyecek.
Fakat tarih zaten yalnızca sonucunu göreceğimiz işler yapmak değildir.
Bazen bir ağacı, gölgesinde hiç oturamayacağınızı bilerek dikersiniz.
Çünkü sizden sonra gelecek çocukların o gölgede dinleneceğini bilirsiniz.
Türk dünyasına hizmet de böyledir.
Bugün bir öğrenciye burs vermek…
Bir kitabın basılmasına destek olmak…
Bir konferans düzenlemek…
Bulgaristan Türklerinin meselesini Türkistan’da anlatmak…
Türkistan’daki bir kardeşimizin sesini Balkanlar’a taşımak…
Bir gencin başka bir Türk ülkesini tanımasına vesile olmak…
Küçük görünen bütün bu çalışmalar, geleceğin büyük medeniyet köprülerinin taşlarıdır.
Biz belki köprünün tamamlandığını görmeyeceğiz.
Ama taşımızı doğru yere koymakla yükümlüyüz.
PLAKETİN ÜZERİNDEKİ İSİMDEN DAHA BÜYÜK BİR ANLAM VAR
Atavatan Kızılelma Derneği tarafından şahsıma takdim edilen plakete bu nedenle yalnızca kişisel bir ödül olarak bakmıyorum.
Üzerinde benim ismim olabilir.
Fakat arkasında Türk dünyasına gönül veren binlerce insanın emeğini görüyorum.
Balkanlar’da Türk kimliğini yaşatan aileleri görüyorum.
Türkçeyi çocuklarına öğretmeye çalışan anne ve babaları görüyorum.
Türk dünyası için araştırma yapan akademisyenleri görüyorum.
Gecesini gündüzüne katarak çalışan sivil toplum gönüllülerini görüyorum.
Ve geleceğe umutla bakan gençleri görüyorum.
Bu nedenle plaket benim için bir sonuç değil, yeni bir başlangıçtır.
Daha fazla çalışmamız gerektiğini hatırlatan bir emanettir.
DAVAMIZ AYIRMAK DEĞİL, BİRLEŞTİRMEKTİR
Bizim Türk dünyası anlayışımız başka milletlere karşı kurulmuş bir düşmanlık üzerine bina edilemez.
Bizim davamız ayrıştırmak değil birleştirmektir.
Uzaklaştırmak değil yakınlaştırmaktır.
Duvar örmek değil köprü kurmaktır.
Geçmişi unutmadan geleceği inşa etmektir.
Kendi kimliğimize sahip çıkarken başkalarının kimliğine saygı göstermektir.
Güçlenirken adaleti kaybetmemektir.
Çünkü Türk medeniyetinin büyüklüğü yalnızca kazandığı savaşlarla değil, kurduğu düzen, gösterdiği adalet ve bıraktığı insanlık mirasıyla ölçülmelidir.
KIZILELMA’YA GİDEN YOL GÖNÜLLERDEN GEÇİYOR
Türk dünyasının geleceği için yapılacak çok işimiz var.
Daha fazla tanışacağız.
Daha fazla konuşacağız.
Daha fazla üreteceğiz.
Daha fazla ortak proje gerçekleştireceğiz.
Ve en önemlisi birbirimizin meselelerini kendi meselemiz olarak görebileceğimiz bir gönül bilinci oluşturacağız.
Çünkü Türk dünyasının gelecekteki gerçek gücü yalnızca nüfusu, orduları, ekonomileri veya enerji kaynakları olmayacaktır.
En büyük gücümüz birbirimize güvenmemiz olacaktır.
Bu vesileyle şahsıma bu anlamlı plaketi takdim eden Atavatan Kızılelma Derneği Başkanı Sayın Ahmet Caner YARARBAŞ’a, dernek yönetimine ve Türk dünyasının geleceği için hiçbir karşılık beklemeden çalışan bütün gönül insanlarına teşekkür ediyorum.
Bugün bize düşen görev Kızılelma’yı yalnızca anlatmak değil, onun yolunu döşemektir.
Bir kitapla…
Bir öğrenciyle…
Bir bilimsel çalışmayla…
Bir kültür projesiyle…
Bir gönül köprüsüyle…
Ve nesilden nesile aktaracağımız büyük bir medeniyet şuuruyla…
Çünkü mesele yalnızca bugünün Türk dünyası değildir.
Mesele, yüz yıl sonra nasıl bir Türk dünyası bırakacağımızdır.
Biz göremesek bile çocuklarımız görsün.
Biz ulaşamasak bile torunlarımız ulaşsın.
Biz yolun tamamını yürüyemesek bile bizden sonrakilere sağlam bir yol bırakalım.
İşte bizim Kızılelma anlayışımız budur:
Dilde birlik.
Fikirde birlik.
İşte birlik.
Gönülde birlik.
Gelecekte birlik.
Ve unutmayalım:
Kızılelma yalnızca varılacak bir yer değildir; nesilden nesile taşınacak bir ülküdür.
Ne mutlu Türk’üm diyene!
Arzu ÜNAL
BGSAM
Bulgaristan Türkleri
Stratejik Araştırma Merkezi
Başkan Yardımcısı
