Arzu ÜNAL
Anıtkabir’e her gelişimde aynı yolu yürürüm ama aynı duygularla yürümem.
Çünkü insan değişir.
Zaman değişir.
Ülkenin gündemi değişir.
Ama bazı mekânlar vardır ki insan her gelişinde kendisini yeniden sorgular.
Benim için Anıtkabir böyle bir yerdir.
Buraya geldiğimde yalnız bir anıtı ziyaret etmiyorum.
Bir milletin hafızasının içine giriyorum.
Bir mücadelenin izlerini takip ediyorum.
Ve adım adım, taş taş, basamak basamak Atatürk’ün huzuruna yaklaşıyorum.
İLK ADIM: 26 BASAMAK
Anıtkabir ziyaretinin ilk dikkat çekici bölümlerinden biri 26 basamaklı merdivendir.
Bu merdivenleri çıkarken insan ister istemez yavaşlıyor.
Her basamakta biraz daha yükseliyorsunuz.
Ama bu yükseliş yalnız fiziksel değildir.
İnsan bir süre sonra geçmişe doğru da yükselmeye başlıyor.
Millî Mücadele günlerini düşünüyorsunuz.
Yokluğu…
İşgali…
Yorgunluğu…
Ama aynı zamanda yeniden ayağa kalkma iradesini…
26 basamak benim için şunu düşündürüyor:
Hiçbir büyük hedefe tek adımda ulaşılmaz.
Devlet kurmak da böyledir.
Millet olmak da böyledir.
Bağımsız kalmak da böyledir.
Her büyük yürüyüş basamak basamak yükselir.
BASAMAKLAR BİTER, TARİH BAŞLAR
İlk merdivenler bittiğinde insan başka bir atmosfere giriyor.
Gürültü geride kalıyor.
Gündelik hayat biraz daha uzaklaşıyor.
Önünüzde uzun bir yol açılıyor:
Aslanlı Yol.
İşte bence asıl düşünce yolculuğu burada başlıyor.
Çünkü o yola adım attığınız anda yalnız Ankara’da bir mekânda yürümüyor, tarihin içinden geçmeye başlıyorsunuz.
ASLANLI YOL: SESSİZ AMA GÜÇLÜ
Aslanlı Yol’un iki yanında 24 aslan bulunur.
Sağda 12.
Solda 12.
Toplam 24.
Bu aslanlar saldırı hâlinde değildir.
Kükremiyorlar.
Koşmuyorlar.
Sessizce duruyorlar.
Ama o sessizlikte büyük bir güç vardır.
Bana göre bu çok derin bir mesajdır:
Gerçek güç her zaman bağırmaz.
Güç bazen sakin kalabilmektir.
Güç bazen sabırdır.
Güç bazen kendine güvenmektir.
Güç bazen gerektiğinde konuşmak, gerektiğinde susabilmektir.
Bir milletin gücü de böyle olmalıdır.
Sadece meydanlarda değil, bilimde güçlü olmalı.
Ekonomide güçlü olmalı.
Savunmada güçlü olmalı.
Eğitimde güçlü olmalı.
Kültürde güçlü olmalı.
Kendi ayakları üzerinde durabilmelidir.
24 ASLAN VE 24 OĞUZ BOYU
Aslanlı Yol’daki 24 aslan, halk arasında çoğu zaman 24 Oğuz boyuyla ilişkilendirilir.
Bu yorum Türk tarihine ve Oğuz mirasına güçlü bir sembolik bağ kurar.
24 Oğuz boyu, Türk milletinin tarihî köklerini, farklı kollardan gelen ama aynı büyük ağacın dalları olan yapısını hatırlatır.
Bu açıdan bakıldığında 24 aslanın arasından yürümek insana şu duyguyu verebilir:
Biz yalnız bugünün insanları değiliz.
Arkamızda yüzyılların hafızası vardır.
Oğuz vardır.
Selçuklu vardır.
Osmanlı vardır.
Millî Mücadele vardır.
Cumhuriyet vardır.
Ama tarih karşısında dikkatli olmak gerekir.
Resmî kaynaklarda 24 aslanın doğrudan 24 Oğuz boyunu temsil etmek üzere yapıldığına dair açık bir ifade yoktur.
Resmî anlatımda aslanların Hitit sanat üslubunda olduğu, kuvvet ve sükûneti simgelediği belirtilir.
Yine de 24 Oğuz boyu yorumu, toplum hafızasında güçlü bir sembolik anlam kazanmıştır.
ASLANLARIN ARASINDAN GEÇERKEN
Aslanlı Yol’da yürürken insanın adımları değişiyor.
Yavaşlıyorsunuz.
Çevrenize bakıyorsunuz.
Aslanlara bakıyorsunuz.
Taşlara bakıyorsunuz.
Ve bir süre sonra kendi içinize dönüyorsunuz.
Ben o yolda yürürken hep aynı soruyu düşünüyorum:
Biz bu mirasa layık mıyız?
Atalarımız bize yalnız bir ülke bırakmadı.
Bir sorumluluk bıraktı.
Bağımsızlığı koruma sorumluluğu…
Devleti güçlü tutma sorumluluğu…
Gençleri iyi yetiştirme sorumluluğu…
Bilime, eğitime ve üretime önem verme sorumluluğu…
Çünkü tarih yalnız gurur duyulacak bir miras değildir.
Tarih aynı zamanda taşınması gereken bir görevdir.
UZUN YOLUN SONUNDA BİR MEYDAN
Aslanlı Yol sona erdiğinde önünüze büyük Tören Meydanı açılır.
İnsan burada farklı bir duyguya kapılıyor.
Az önce daha dar, daha içe dönük bir yoldan yürürken şimdi büyük bir meydanın içindesiniz.
Sanki bireysel bir yolculuktan milletin ortak alanına çıkıyorsunuz.
Bu bana hep şu düşünceyi hatırlatır:
Cumhuriyet “ben”den “biz”e geçiştir.
Bir kişinin değil, milletin iradesidir.
Bir zümrenin değil, ortak geleceğin adıdır.
Bu nedenle Tören Meydanı’na çıkınca insan kendisini tek başına değil, büyük bir milletin parçası olarak hissediyor.
YİNE MERDİVENLER
Sonra yeniden merdivenler başlıyor.
Bu sefer mozoleye doğru çıkıyorsunuz.
İlk merdivenlerde tarihe giriyorsunuz.
İkinci merdivenlerde ise sanki tarihin sonucuna ulaşıyorsunuz.
Yukarı çıktıkça Şeref Holü yaklaşıyor.
İnsan ister istemez daha fazla susuyor.
Çünkü artık Atatürk’ün huzuruna yaklaştığınızı biliyorsunuz.
Bu ikinci yükseliş bana her zaman aynı şeyi düşündürüyor:
Cumhuriyet bir kez kurulup bırakılacak bir eser değildir.
Her nesil onu yeniden yükseltmek zorundadır.
Bizden önceki nesil bir basamak çıkmıştır.
Biz bir basamak daha çıkacağız.
Bizden sonrakiler daha ileriye taşıyacak.
Eğer bir nesil durursa yükseliş de durur.
ANITA ULAŞINCA
Ve sonunda mozoleye ulaşıyorsunuz.
Geride 26 basamak…
24 aslan…
Uzun Aslanlı Yol…
Tören Meydanı…
Ve yeniden çıktığınız merdivenler…
İşte o anda insan anlıyor ki Anıtkabir’e ulaşmak yalnızca bir mesafe kat etmek değildir.
Bu yol aslında bir semboldür.
Yürüyerek öğreniyorsunuz.
Basamak çıkarak mücadeleyi hissediyorsunuz.
Aslanların arasından geçerken gücü ve sükûneti düşünüyorsunuz.
Meydana çıkınca millet olmanın anlamını hissediyorsunuz.
Ve mozolenin önüne geldiğinizde bütün yol tek bir soruya dönüşüyor:
“Biz bu emaneti geleceğe nasıl taşıyacağız?”
ATAMIN HUZURUNDA
Anıta ulaştığınızda insanın içinde çok farklı duygular oluyor.
Gurur…
Hüzün…
Şükran…
Sorumluluk…
Ve dua…
Orada insan sadece geçmişi düşünmüyor.
Geleceği de düşünüyor.
Bugünün Türkiye’sini…
Yarının gençlerini…
Çocuklarımızı…
Kadınlarımızı…
Bilimi…
Teknolojiyi…
Eğitimi…
Bağımsızlığı…
Çünkü Atatürk’ü anlamak yalnızca geçmişte ne yaptığını bilmek değildir.
Bıraktığı Cumhuriyet’i geleceğe nasıl taşıyacağımızı düşünmektir.
BU YOL BİTMİYOR
Anıtkabir ziyaretinin en dikkat çekici yanı bana göre şudur:
Mozoleye ulaşırsınız ama yolculuk bitmez.
Asıl yolculuk dönüşte başlar.
Çünkü artık kendinize şu soruyu sorarsınız:
Ben ne yapacağım?
Ülkeme ne katacağım?
Gençlere ne bırakacağım?
Bir çocuğun eğitimine katkım olacak mı?
Bir insanın umudunu güçlendirecek miyim?
Üreten, çalışan, düşünen bir Türkiye için ne yapacağım?
İşte Anıtkabir’in gerçek mesajı bence burada saklıdır.
SON SÖZ: 26 BASAMAK, 24 ASLAN VE BİR EMANET
Anıtkabir’e girerken 26 basamak çıkıyorsunuz.
Sonra 24 aslanın arasından geçiyorsunuz.
Uzun bir yolu yürüyorsunuz.
Meydana ulaşıyorsunuz.
Yine merdivenlerden yükseliyorsunuz.
Ve sonunda Atatürk’ün huzuruna varıyorsunuz.
Ama o anda aslında yalnızca bir anıta ulaşmış olmuyorsunuz.
Bir sorumluluğa ulaşıyorsunuz.
Geçmişi hatırlamak güzel.
Atalarımızla gurur duymak güzel.
Ama yetmez.
Bize düşen görev, o mücadeleyi bugünün şartlarında devam ettirmektir.
Bugünün savaşı cehalete karşıdır.
Bugünün mücadelesi üretim içindir.
Bilim içindir.
Teknoloji içindir.
Gençlerin geleceği içindir.
Kadınların güçlenmesi içindir.
Bağımsız ve güçlü Türkiye içindir.
Ve ben Anıtkabir’den her ayrılışımda aynı düşünceyle ayrılıyorum:
Atam, sana sadece ziyarete gelmedik.
Senden aldığımız gücü yeniden hayata taşımaya geldik.
24 aslanın arasından yürüyüp, basamakları çıkarak ulaştığımız bu anıt bize şunu hatırlatıyor:
Milletler ancak yürümeye devam ettikleri sürece yükselir.
