BULTÜRK Genel Başkanımızı DESTEKLİYOR; BGSAM OLARAK BİZ DE Saygıdeğer hanımefendi YOTOVA’YI DESTEKLİYORUZ

İlk kadın Cumhurbaşkanı Bulgaristan’a yakışır; asıl beklentimiz ise bütün vatandaşlarını kucaklayan yeni bir devlet anlayışıdır Bugün BULTÜRK Genel Başkanı Sayın Rafet Ulutürk’ü dinlerken Bulgaristan üzerine yeniden ve uzun uzun düşündüm. Bir seçimden konuşuyorduk. Fakat aslında konuştuğumuz yalnızca bir seçim değildi.

Bir ülkenin geçmişinden, yaralarından, Türklerin yaşadıklarından, göç yollarından, eşit vatandaşlıktan, kadınların siyasetteki yerinden ve çocuklarımıza nasıl bir Bulgaristan bırakmak istediğimizden konuşuyorduk.

Sayın Rafet Ulutürk’ün ortaya koyduğu yaklaşım açıktı: İliyana Yotova’nın Cumhurbaşkanlığı adaylığını destekliyor.

Biz de BGSAM olarak, yapılan değerlendirmeler ve ortaya konulan ilkeler çerçevesinde İliyana Yotova Hanımefendi’nin Cumhurbaşkanlığı adaylığına desteğimizi ifade ediyoruz. Ancak bizim için destek yalnızca bir isim meselesi değildir. Bir anlayış, bir beklenti ve aynı zamanda bir sorumluluk meselesidir.

Çünkü Bulgaristan Türkleri artık kime ve neden destek verdiğini bilen, verdiği desteğin karşılığında ayrıcalık değil eşit vatandaşlık isteyen bilinçli bir toplum olmak zorundadır.

BUGÜN RAFET ULUTÜRK’Ü DİNLERKEN…

Sayın Ulutürk’ün konuşmasında beni en fazla düşündüren hususlardan biri şuydu:

Siyaset yalnızca kazanmak değildir; nasıl kazandığınız da önemlidir.”

Gerçekten öyle. Bir seçimi kazanabilirsiniz.

Rakibinizi yenebilirsiniz. Makam sahibi olabilirsiniz.

Fakat bunların hiçbirisi tek başına devlet insanı olmaya yetmez.

Devlet insanlığı başka bir şeydir. Kendinize oy vermeyenin de hakkını koruyabilmektir.

Rakibinizin zayıflığını gördüğünüzde onu ezmemektir.

Farklı düşüneni düşman ilan etmemektir. Ve seçildikten sonra: Artık yalnız beni destekleyenlerin değil, bütün vatandaşların Cumhurbaşkanıyım” diyebilmektir.

YOTOVA’NIN TUTUMUNDA DİKKATİMİZİ ÇEKEN FARK

İliyana Yotova’nın son açıklamalarında siyasetin dili açısından önemli bulduğum bir ayrıntı var.

Yotova’nın kendi anlatımına göre, bazı kişiler aylar önce kendisine gelerek rakiplerinden biri hakkında kampanya yürütmesini teklif etmiş, kendisi bunu reddetmiştir. Ayrıca Andrey Gyurov’un kişisel meselelerini seçim kampanyasının malzemesine dönüştürmek istemediğini söylemektedir.

Elbette bunlar Yotova’nın kendi beyanlarıdır ve bütün siyasi açıklamalar gibi kamuoyu tarafından sorgulanabilir.

Ancak ortaya konulan ilke önemlidir:

Rakibinin yarasını kendi başarının merdivenine dönüştürmemek.

Bence siyasette ihtiyacımız olan değişikliklerden biri tam olarak budur.

Çünkü rakibinizle mücadele edebilirsiniz.

Ama onu aşağılamak zorunda değilsiniz.

Fikirlerini eleştirebilirsiniz.

Ama insanlık onurunu hedef almak zorunda değilsiniz.

Bazen güç, vurmak değildir.

Vurabilecekken vurmamaktır.

İLK KADIN CUMHURBAŞKANI NEDEN OLMASIN?

Bir kadın olarak meseleye başka bir pencereden de bakıyorum.

Bulgaristan tarihinde ilk kez bir kadının Cumhurbaşkanı seçilmesi…

Ne kadar anlamlı olur.

Ne kadar güzel olur.

Ve bana göre Bulgaristan’a yakışır.

Fakat burada kadın olmayı tek başına siyasi yeterlilik olarak görmüyorum.

Bir kadın da hata yapabilir.

Bir kadın siyasetçi de eleştirilebilir.

Hukuk, liyakat, hesap verebilirlik ve adalet herkes için aynı ölçüde geçerlidir.

Ancak bir kadının devletin en yüksek makamına ulaşması, Bulgaristan’daki genç kızlara çok güçlü bir mesaj verir:

Bu devletin en yüksek makamı sizin için de ulaşılmaz değildir.”

Bu küçümsenecek bir sembol değildir.

BİR ANNENİN SOFRASINDA AYRIM OLMAZ

Kadın deyince benim aklıma yalnızca cinsiyet gelmiyor.

Anneliğin temsil ettiği bir ahlak geliyor.

Bir anne çocuklarını aynı sofraya oturttuğunda:

Sen bendensin, sen benden değilsin” demez.

Birinin tabağını doldurup diğerini aç bırakmaz.

Biri düştüğünde hangi görüşten olduğunu sormadan elini uzatır.

Devletin adaleti de böyle olmalıdır.

Bulgar…

Türk…

Pomak…

Roman…

Hristiyan…

Müslüman…

Hepsi aynı devlet çatısının altında kendisini güvende ve eşit hissetmelidir.

İşte bizim destekten anladığımız budur.

TÜRKİYE’DE YAŞAYAN VATANDAŞI UNUTMAYAN BİR DEVLET

Sayın Rafet Ulutürk’ün özellikle üzerinde durduğu konulardan biri de Bulgaristan dışında yaşayan vatandaşların demokratik haklarıdır.

Bu bizim için teorik bir mesele değildir.

Türkiye’de yaşayan binlerce Bulgaristan vatandaşı açısından doğrudan vatandaşlık meselesidir. 2026 yılında Bulgaristan Parlamentosu, AB dışındaki ülkelerde diplomatik ve konsolosluk temsilcilikleri dışında kurulabilecek sandık sayısını 20 ile sınırlayan değişiklikler kabul etti. Yotova bu düzenlemeye veto uyguladı; Parlamento daha sonra vetoyu 126’ya karşı 86 oyla aştı. Bu tutum, Türkiye’deki Bulgaristan vatandaşlarının oy kullanma imkânları bakımından BULTÜRK ve diğer kuruluşların değerlendirmelerinde de önemli bir unsur olarak öne çıktı.

Biz bunu önemsiyoruz.

Çünkü vatandaşlık sınır kapısında bitmez.

İstanbul’da yaşayan Bulgaristan vatandaşı da vatandaştır.

Bursa’da yaşayan da…

İzmir’de yaşayan da…

Belçika’da, Almanya’da, Hollanda’da yaşayan da…

Demokrasinin sınırları devletin coğrafi sınırlarında sona ermemelidir.

BİZ KİMSENİN OY DEPOSU DEĞİLİZ

Bunun da açıkça söylenmesi gerekiyor.

Bulgaristan Türkleri hiçbir siyasi partinin ve hiçbir siyasetçinin tapulu oyları değildir.

Biz kimsenin oy deposu değiliz.

Destek veririz.

Ama neden destek verdiğimizi de söyleriz.

Eleştiririz.

Soru sorarız.

Takip ederiz.

Ve gerektiğinde demokratik tavrımızı yeniden değerlendiririz.

Rafet Ulutürk’ün ifade ettiği gibi:

Destek boş çek değildir.

Destek sorumluluktur.

Hem destekleyenin hem desteklenen kişinin sorumluluğudur. Bu yaklaşım, Ulutürk’ün Trakya RUBAFED toplantısında dile getirdiği eşit vatandaşlık ve demokratik temsil taleplerinde de açıkça ifade edildi.

BGSAM OLARAK BEKLENTİMİZ AÇIKTIR

Bizim beklentimiz Türklerin Bulgarların önüne geçirilmesi değildir.

Biz kimsenin hakkından bir parça istemiyoruz.

Bizim talebimiz:

Eşit vatandaşlıktır.

Ana dil ve kültürel kimliğe saygıdır.

Liyakatli Türk gençlerinin devlet kurumlarında önlerinin açık olmasıdır.

Tarihî ve dinî mirasın korunmasıdır.

Mezarlıklarımızın, vakıf mirasımızın ve kültürel eserlerimizin korunmasıdır.

Yurt dışında yaşayan Bulgaristan vatandaşlarının devlet tarafından unutulmamasıdır.

Ve Bulgaristan ile Türkiye arasında geçmişin korkuları üzerinden değil, geleceğin ortak çıkarları üzerinden yeni köprüler kurulmasıdır.

Bunlar bir topluluğa verilmesini istediğimiz imtiyazlar değildir.

Bunlar demokratik vatandaşlık talepleridir.

GEÇMİŞİ UNUTMAYACAĞIZ AMA GELECEĞİ DE GEÇMİŞE HAPSETMEYECEĞİZ

Biz Bulgaristan Türkleri çok şey yaşadık.

İsimlerimizin değiştirildiği günleri unutmadık.

Ana dilimizin baskı gördüğü dönemleri unutmadık.

1989 göçünü unutmadık.

Geride bırakılan evleri…

Bölünen aileleri…

Sınır kapılarındaki gözyaşlarını…

Annelerin vedalarını unutmadık.

Ama bugün çocuklarımıza yalnızca bunları anlatarak bir gelecek kuramayız.

Geçmişimizi bileceğiz.

Fakat çocuklarımızı geçmişimizin mahkûmu yapmayacağız.

Acılarımızı yeni düşmanlıkların yakıtına değil, yeni adalet anlayışının temel taşına dönüştürmeliyiz.

BİR ANNENİN GÖZYAŞININ MİLLİYETİ YOKTUR

Bir kadın olarak bunu özellikle söylemek istiyorum.

Bir annenin gözyaşının milliyeti yoktur.

Türk annenin evladı öldüğünde yüreği nasıl yanıyorsa Bulgar anneninki de öyle yanar.

Pomak annenin gözyaşı başka akmaz.

Roman annenin acısı daha az değildir.

O hâlde siyasetin görevi neden bu insanları sürekli birbirinden ayırmak olsun?

Siyasetin asıl görevi aynı ülkede yaşayan insanlara ortak gelecek kurabilmektir.

Devletin büyüklüğü, en güçlü vatandaşına nasıl davrandığıyla değil; en sessiz vatandaşını ne kadar koruduğuyla anlaşılır.

KIRCAALİ’DEKİ TÜRK NİNE DE “BU BENİM DEVLETİM” DİYEBİLMELİ

Benim hayalimdeki Bulgaristan çok basittir.

Kırcaali’de yaşayan yaşlı bir Türk kadın Cumhurbaşkanlığına baktığında:

Orada benim de devletim var”

diyebilmeli.

Sofya’daki Bulgar anne de aynı şeyi söylemeli.

Rodoplar’daki Pomak da.

Roman mahallesindeki çocuk da.

Türkiye’de yaşayan Bulgaristan vatandaşı da.

Bir devlet bunu başarabiliyorsa gerçekten büyüktür.

Çünkü Cumhurbaşkanı kendisine oy verenlerin Cumhurbaşkanı değildir.

Bütün milletin Cumhurbaşkanıdır.

YENİ DUVARLAR DEĞİL, YENİ KÖPRÜLER

Sayın Rafet Ulutürk’ü dinlerken zihnimde kalan en güçlü düşüncelerden biri de budur:

Bulgaristan yeterince duvar gördü.

Türk ile Bulgar arasına duvar örüldü.

Devlet ile vatandaş arasına duvar örüldü.

Sofya ile taşra arasına duvar örüldü.

Geçmiş ile gelecek arasına duvar örüldü.

Artık yeter.

Yeni duvarlar değil, yeni köprüler kurmalıyız.

Sofya’dan Kırcaali’ye…

Kırcaali’den İstanbul’a…

Türk’ten Bulgar’a…

Devletten vatandaşa…

Ve geçmişimizin acılarından çocuklarımızın geleceğine…

DESTEĞİMİZİN ANLAMI BUDUR

BULTÜRK Genel Başkanı Sayın Rafet Ulutürk, İliyana Yotova’nın Cumhurbaşkanlığı adaylığına desteğini ortaya koymuştur.

Biz de BGSAM olarak İliyana Yotova Hanımefendi’ye Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde desteğimizi ifade ediyoruz.

Bu destek, bizim açımızdan koşulsuz siyasi bağlılık anlamına gelmemektedir.

Bu destek;

eşit vatandaşlık beklentisidir,

demokratik temsil beklentisidir,

kadınların devlet yönetiminde daha güçlü temsil edilmesi arzusudur,

Bulgaristan Türklerinin sesinin duyulması beklentisidir,

Türkiye ile Bulgaristan arasında daha güçlü köprüler kurulması arzusudur,

ve en önemlisi, Cumhurbaşkanlığı makamının bütün vatandaşları kucaklayan bir devlet makamı olması beklentisidir.

BULGARİSTAN’A İLK KADIN CUMHURBAŞKANI YAKIŞIR

Bir kadın olarak söylüyorum:

Bulgaristan’ın ilk kadın Cumhurbaşkanını görmesi güzel olur.

Bulgaristan’a yakışır.

Fakat bizim için bundan daha büyük bir hedef vardır:

O makamda oturan kişinin Türk’e de Bulgar’a da, Pomak’a da Roman’a da aynı adaletle bakabilmesi.

Kendisine oy verene de vermeyene de aynı devlet ciddiyetiyle yaklaşabilmesi.

Çünkü bir kadın Cumhurbaşkanı seçmek tarihî bir ilk olabilir.

Ama bütün vatandaşların kendisini ait hissettiği bir Cumhurbaşkanlığı inşa etmek, Bulgaristan için çok daha büyük bir kazanım olacaktır.

Bizim desteğimizin arkasındaki düşünce budur.

Biz geçmişi unutmuyoruz.

Ama geleceği geçmişin kavgalarına teslim etmek de istemiyoruz.

Biz yeni duvarlar değil, yeni köprüler istiyoruz.

Daha fazla demokrasi.

Daha fazla eşitlik.

Daha güçlü temsil.

Daha fazla diyalog.

Ve nerede yaşarsa yaşasın her vatandaşına:

Sen bu devletin eşit evladısın.”

diyebilen bir Bulgaristan istiyoruz.

Arzu ÜNAL
BGSAM
Başkan Yardımcısı