Arzu ÜNAL
Rodopların Bülbülü sustu ama türküler hâlâ yaşıyor
Bazı sesler vardır, yalnızca şarkı söylemez. Bir halkın acısını, sevincini, hasretini, toprağını ve hafızasını taşır.
Kadriye Latifova işte böyle bir sesti. Rodopların dağlarından yükselen, Kırcaali’den Hasköy’e, Deliorman’dan Dobruca’ya kadar Bulgaristan Türklerinin gönlünde yankılanan bir ses…
1928 yılında Hasköy yakınlarındaki Golemantsi köyünde dünyaya geldi. Hasköy Türk Tiyatrosu’yla geniş kitlelere ulaştı. 1955 yılında Sofya’da düzenlenen ilk ulusal halk müziği yarışmasında büyük başarı kazanarak adını bütün ülkeye duyurdu.
Henüz 34 yaşındayken, 1962 yılında geçirdiği trafik kazasıyla aramızdan ayrıldı.
Ama ardında birkaç plak ya da birkaç hatıradan çok daha fazlasını bıraktı.
500’ü aşkın türküden oluşan bir repertuvar…
Bulgaristan Radyosu’nun arşivlerinde 200’den fazla kayıt…
Ve hepsinden önemlisi, bir halkın sesli hafızası…
Ona boşuna “Rodopların Bülbülü” denmedi.
BİR SES DEĞİL, BİR HAFIZA
Kadriye Latifova’yı yalnızca bir halk müziği sanatçısı olarak anlatırsak ona haksızlık etmiş oluruz.
Çünkü onun söylediği türkülerde bir coğrafya konuşuyordu.
Rodoplar konuşuyordu. Arda konuşuyordu.
Kırcaali’nin köyleri, Hasköy’ün ovaları, Deliorman’ın yolları konuşuyordu.
Düğünlerimiz, ayrılıklarımız, gurbetlerimiz, sevdalarımız konuşuyordu.
“Aliş’imin Kaşları Kare”, “Evlerinin Önü Handır”, “Lamba da Şişesiz Yanmaz mı”, “Sarı Gülüm Var Benim” gibi türküler sadece melodiden ibaret değildir. Bunlar geçmişten geleceğe gönderilmiş kültür mektuplarıdır.
Bir millet hafızasını yalnızca kitaplarla taşımaz.
Bazen bir türkü, yüz sayfalık bir tarih kitabının anlatamadığını üç dakikada insanın yüreğine kazır.
PEKİ BU SES BUGÜN NEDEN DAHA ÇOK DUYULMUYOR?
Asıl sormamız gereken soru budur.
Fakat hemen başkalarını suçlamayalım.
“Bizi unutturdular.”
“Türkülerimizi çalmıyorlar.”
“Gençler kültürümüzü bilmiyor.”
“Televizyonlar yer vermiyor.”
Demek kolay.
Peki biz ne yapıyoruz?
Arabamızda Kadriye Latifova’yı açıyor muyuz?
Evimizde çocuklarımıza dinletiyor muyuz?
Torunumuza onun kim olduğunu anlatıyor muyuz?
Bir kafeye gittiğimizde, “Kadriye Latifova’dan bir türkü çalar mısınız?” diyor muyuz?
Düğünlerimizde, dernek gecelerimizde, Balkan buluşmalarımızda bu türkülere yer veriyor muyuz?
Telefonlarımızdaki müzik listelerinde kaç tane Rumeli türküsü var?
İşte mesele burada başlıyor.
GENÇLERİ SUÇLAMAK EN KOLAYIDIR
“Yeni nesil bunları bilmiyor.”
Peki kim öğretti?
Bir gence Kadriye Latifova’yı hiç anlatmadıysak onu tanımamasına neden şaşırıyoruz?
Gençlerimizin önüne sürekli başka kültürlerin müziklerini, kahramanlarını ve sanatçılarını koyup ardından,
“Bizim kültürümüzü bilmiyorsunuz.” deme hakkımız yok.
Çocuk duyduğunu öğrenir.
Genç gördüğünü merak eder.
İnsan tekrar karşılaştığı şeyi hafızasına yerleştirir.
Öyleyse önce biz dinleyeceğiz.
Sonra çocuklarımız duyacak.
Biz anlatacağız ki onlar merak edecek.
Biz sahip çıkacağız ki onlar devam ettirecek.
Kültür böyle aktarılır.
KAFELERDE BİZ İSTEYELİM
Buradan küçük ama önemli bir çağrıda bulunmak istiyorum.
Bulgaristan Türklerinin, Balkan Türklerinin yoğun yaşadığı şehirlerdeki kafelere, restoranlara, derneklere ve kültür merkezlerine gittiğimizde kendi türkülerimizi isteyelim.
“Bir Kadriye Latifova çalar mısınız?” diyelim.
Bir kişi ister. Sonra ikinci kişi ister. Üçüncü kişi merak eder:
“Kim bu Kadriye Latifova?” İşte kültürel uyanış bazen böyle başlar.
Dev projeler beklemeye gerek yok.
Bir kafede çalınan üç dakikalık bir türkü bile genç bir insanın hayatında yeni bir kapı açabilir.
Telefonunu çıkarıp sanatçının adını aratır.
Başka türküsünü dinler. Hikâyesini okur. Sonra arkadaşına gönderir.
Bir zamanlar köy meydanlarında yayılan türkü, bu kez dijital dünyada yolculuğa çıkar.
TÜRKÜLERİMİZİ DİJİTAL ÇAĞA TAŞIMALIYIZ
Mesele geçmişi yalnızca anmak değildir. Geçmişi geleceğin araçlarıyla buluşturmaktır.
Kadriye Latifova’nın mirasını sadece anma programlarına hapsetmemeliyiz.
Kayıtları mümkün olan en iyi teknik şartlarda korunmalı ve erişilebilir hâle getirilmeli.
Gençlere yönelik kısa belgeseller hazırlanmalı. Hayatı Türkçe ve Bulgarca anlatılmalı.
Türkülerin hikâyeleri araştırılmalı. Okullarda, derneklerde ve gençlik buluşmalarında tanıtılmalı.
Sosyal medyada kısa videolar hazırlanmalı.
Genç müzisyenler onun repertuvarını yeniden yorumlamaya teşvik edilmeli.
Çünkü kültürü korumak, onu cam fanusun içine koymak değildir.
Kültürü korumak, onu yeniden hayatın içine sokmaktır.
200 KAYIT BİR HAZİNEDİR
Bulgaristan Radyosu arşivlerinde bulunan 200’ü aşkın kayıt sıradan bir arşiv malzemesi değildir. Bu kayıtlar kültürel hazinedir. Bunların izini sürmek, mümkün olanların dijital restorasyonunu desteklemek, kayıtların künyelerini çıkarmak ve gelecek kuşaklara erişilebilir biçimde bırakmak gerekir. Bugün yapay zekâdan dijital restorasyona kadar olağanüstü teknolojik imkânlarımız var. O hâlde geçmişimizin seslerini geleceğin teknolojisiyle korumak neden büyük bir kültür projesine dönüşmesin?
HER EV BİR KÜLTÜR MERKEZİ OLABİLİR
Her şeyi devletten, belediyeden, radyodan, televizyondan ya da derneklerden beklemek büyük bir yanılgıdır.
Kültürün ilk kurumu ailedir.
Bir baba çocuğuna bir türkü dinletirse kültür aktarımı başlamıştır.
Bir anne kızına türkünün hikâyesini anlatırsa hafıza aktarılmıştır.
Bir dede torununa,
“Bizim gençliğimizde bu türkü söylenirdi.”
derse tarih yaşamaya devam eder.
Bunun için milyonluk bütçelere ihtiyacımız yok.
Bazen bir telefon yeter.
Bir türkü açarsınız.
Çocuğunuz sorar:
“Kim söylüyor?”
Siz de dersiniz ki: “Kadriye Latifova… Rodopların Bülbülü.”
İşte o anda kültür bir kuşak daha yaşamaya başlamıştır.
KENDİ HAFIZAMIZA MÜŞTERİ OLMAK ZORUNDAYIZ
Ekonomide bir kural vardır:
Talep varsa üretim devam eder.
Kültürde de benzer bir gerçek vardır.
Dinlenmeyen müzik zamanla görünmez olur.
Okunmayan yazar unutulur.
Anlatılmayan kahraman hafızadan silinir.
İstenmeyen türkü çalınmaz.
O nedenle kendi kültürümüzün sadece sahibi değil, aynı zamanda dinleyicisi ve takipçisi olmak zorundayız.
Kadriye Latifova’yı yaşatmak istiyorsak önce biz dinleyeceğiz.
Sonra çocuklarımıza dinleteceğiz.
Arkadaşımıza göndereceğiz.
Kafede isteyeceğiz.
Arabada açacağız.
Programlarımızda çalacağız.
Derneklerimizde anlatacağız.
BİR “KADRİYE LATİFOVA HAFTASI” NEDEN OLMASIN?
Bulgaristan Türklerinin kültür kuruluşlarına da buradan bir teklif yapalım:
Her yıl Kadriye Latifova’nın doğum günü çevresinde bir Kadriye Latifova Kültür ve Türkü Haftası düzenlenebilir.
Bulgaristan’da ve Türkiye’de eş zamanlı programlar gerçekleştirilebilir.
Gençler arasında onun repertuvarından türkü yarışmaları yapılabilir.
Belgeseller gösterilebilir.
Akademisyenler onun müzik mirasını konuşabilir.
Genç sanatçılar türkülerini yeniden seslendirebilir.
Arşiv kayıtları üzerine çalışmalar yapılabilir.
Ve belki bir gün yüzlerce genç aynı salonda onun türkülerini hep birlikte söyleyebilir.
İşte gerçek anma budur.
Çünkü büyük sanatçıları yaşatmanın yolu mezarlarına çiçek bırakmaktan önce eserlerini yaşatmaktır.
BİZ DİNLEMEZSEK ÇOCUKLARIMIZ NEREDEN DUYACAK?
Asıl meselemiz budur.
Bir kültür bir gecede kaybolmaz.
Önce evlerden çekilir.
Sonra düğünlerden…
Sonra radyolardan…
Sonra günlük hayattan…
En sonunda yalnızca arşivlerde kalır.
Biz buna izin vermemeliyiz.
Kadriye Latifova’nın sesi arşiv raflarında bekleyen eski bir hatıra değildir.
O ses bizimdir. Rodopların sesidir. Bulgaristan Türklerinin sesidir.
Balkanların ortak kültür hazinesinin bir parçasıdır.
Çocuklarımızın ve torunlarımızın da duymaya hakkı vardır.
Ama bunun için önce bizim sorumluluk almamız gerekiyor.
Başkasını suçlamadan önce telefonumuzu açalım.
Bugün bir Kadriye Latifova türküsü dinleyelim.
Sonra bir gence gönderelim.
Yarın gittiğimiz kafede isteyelim.
Bir sonraki toplantımızda çaldıralım.
Çünkü biz dinlersek gençler duyar.
Biz anlatırsak gençler öğrenir.
Biz sahip çıkarsak gelecek kuşak sahiplenir.
Ve Rodopların Bülbülü yeniden susmaz.
Dağlardan yükselen o ses, dijital çağda yeniden kanatlanır.
MİRAS SAHİP ÇIKILDIĞI KADAR YAŞAR
Kadriye Latifova 34 yaşında aramızdan ayrıldı.
Fakat bir sanatçının gerçek ömrü doğumuyla ölümü arasındaki yıllarla ölçülmez.
Eseri kaç kuşağa ulaşabiliyorsa o kadar yaşar.
Şimdi görev bize düşüyor.
Kadriye Latifova’yı gençlerimize anlatalım.
Türkülerini dinleyelim, dinletelim.
Kafelerde isteyelim.
Evlerimizde çalalım.
Sosyal medyada paylaşalım.
Arşivlerini koruyalım.
Ve her şeyden önemlisi, sürekli başkalarını suçlamaktan vazgeçip kendi kültürümüz için kendimiz harekete geçelim.
Çünkü kültür mirası sadece “bizimdir” demekle bizim kalmaz.
Yaşatırsak bizimdir. Bugün bir türküyle başlayalım:
“Kadriye Latifova’dan bir türkü çalar mısınız?”
Belki de büyük bir kültürel uyanışın ilk cümlesi bu kadar basittir.
