Arzu ÜNAL
İnsan bazen öyle yorulur ki artık bir mucize beklemez. Sadece biraz huzur ister.
Telefonun çalmadığı, kötü bir haberin gelmediği, kimsenin kalbini kırmadığı, geçmişin geceleri kapısını çalmadığı sıradan bir gün ister.
Çünkü bazı yorgunluklar bedende değildir. İnsanın ruhu yorulur.
Kimseye anlatamadıklarından… İçine attıklarından… “Ben iyiyim” deyip geçtiklerinden…
Gecenin bir vakti yalnız kaldığında düşündüklerinden…
Ve en çok da güçlü görünmek zorunda kalmaktan yorulur insan. İşte İnşirah Suresi tam böyle zamanlarda başka türlü dokunur kalbe: “Şüphesiz zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Gerçekten zorlukla beraber bir kolaylık vardır.”
Belki de burada bize söylenen en güzel şey şudur: “Dayan; yalnız değilsin. Bu karanlığın içinde de bir yol var.”
BAZI ACILARIN SESİ YOKTUR
İnsanın yüzüne bakarsınız, gülümsüyordur. Sofraya oturur. İşe gider. İnsanlarla konuşur.
Hatta başkalarının derdini dinler. Fakat kimse onun içinde kopan fırtınayı bilmez.
Çünkü insanın en ağır mücadeleleri bazen kimsenin görmediği yerlerde verilir.
Bir anne evladını düşünür. Bir baba eve ekmek götürebilmenin hesabını yapar.
Bir genç geleceğini düşünür. Bir insan kaybettiği sevdiğinin fotoğrafına bakar.
Bir başkası borcunu… Bir diğeri bozulan yuvasını… Başka biri uğradığı ihaneti düşünür.
Herkesin görünmeyen bir hikâyesi vardır. Bu yüzden birbirimize biraz daha merhametle yaklaşmalıyız.
Çünkü karşımızdaki insanın hangi savaştan çıktığını bilmiyoruz.
“GEÇECEK” DEMEK BAZEN YETMEZ
Acı çeken bir insana en kolay söylenen sözlerden biridir: “Geçecek…”
Evet, birçok şey geçer. Ama bazı şeyler geçmez.
İnsan onlarla yaşamayı öğrenir.
Bazı kayıpların yeri dolmaz.
Bazı insanların sandalyesi hep boş kalır.
Bazı telefon numaralarını silemezsiniz.
Bazı sesleri yıllar geçse de unutamazsınız.
Bazı hatıralar ansızın gelir, insanın boğazına düğümlenir.
İşte tam burada İnşirah’ın mesajını daha derinden anlamamız gerekir.
Belki kolaylık her zaman acının ortadan kalkması değildir.
Bazen kolaylık, acı hâlâ oradayken yeniden yaşayabilme gücüdür.
Hatırlayıp yine de yürüyebilmektir.
Ağlayıp yine de sabah kalkabilmektir.
Eksilmişken bile başkasına el uzatabilmektir.
İNSAN BAZEN “ARTIK TAŞIYAMIYORUM” DER
Hayatın öyle anları vardır ki insan kendi kendine: “Buraya kadarmış…” der.
Çünkü yük bir tane değildir.
Bir tarafta geçim derdi…
Bir tarafta aile…
Bir tarafta sağlık…
Bir tarafta insanların vefasızlığı…
Bir tarafta geçmiş…
Bir tarafta gelecek kaygısı…
Sonra insan gecenin sessizliğinde kendi kalbiyle baş başa kalır.
Ve belki sadece şunu söyleyebilir: “Allah’ım, ben yoruldum.”
Bazen en samimi dua budur.
Uzun cümlelere ihtiyaç yoktur.
Çünkü Allah söylenmeyeni de bilir.
Gözden düşen yaşın sebebini de bilir.
Kimsenin görmediği yarayı da bilir.
BELKİ KOLAYLIK, BİR KAPININ AÇILMASI DEĞİLDİR
Biz kolaylığı çoğu zaman dışarıda arıyoruz.
Para gelsin…
İş düzelsin…
Borç bitsin…
Bizi üzen insan değişsin…
Beklediğimiz haber gelsin…
Elbette bunların hepsi önemlidir.
Fakat bazen Allah insanın önündeki dağı hemen kaldırmaz.
O dağı aşabilecek bir insan yetiştirir.
İşte belki en büyük kolaylık budur.
Dün karşısında dağıldığın bir mesele karşısında bugün dimdik durabiliyorsan…
Dün seni günlerce ağlatan şey bugün sana hayat dersi olmuşsa…
Dün “Bunu kaldıramam” dediğin yükü bugün taşıyabiliyorsan…
Bir şey değişmiştir.
Belki dünya değişmemiştir.
Ama sen değişmişsindir.
BAZI KAPILAR KAPANDIĞI İÇİN KURTULURUZ
İnsan her istediğinin kendisi için hayırlı olduğunu zanneder.
Bir insanın hayatımızda kalmasını isteriz.
Bir işin mutlaka olmasını isteriz.
Bir kapının mutlaka açılmasını isteriz.
Olmayınca üzülürüz.
Hatta bazen:
“Allah’ım, neden?”
diye sorarız.
Aradan yıllar geçer.
Geriye bakarız.
Ve sessizce:
“İyi ki olmamış…” deriz.
Demek ki bazen reddedilmek de korunmaktır.
Bazen kaybetmek de kurtulmaktır.
Bazen gecikmek de korunmaktır.
Bazen kapanan kapı, insanı yanlış bir odadan çıkarmaktadır.
İnsan o anda anlayamaz. Zaman bazı cevapları daha sonra verir.
İNŞİRAH: DARALAN GÖĞSÜN YENİDEN GENİŞLEMESİ
“İnşirah” kelimesinin kendisi bile insana bir şey anlatır:
Açılmak, genişlemek, ferahlamak…
İnsan bazen öylesine daralır ki dünyayı küçücük bir odadan ibaret zanneder.
Üzüntüsü bütün hayatını kaplar.
Bir problemi bütün geleceği sanır.
Bir insanın gitmesini hayatının bitişi zanneder.
Bir başarısızlığı kendisinin değersizliği olarak görür.
İşte tam burada insanın göğsünün genişlemeye ihtiyacı vardır.
Belki dua bu yüzden yalnızca olayları değiştirmez.
İnsanın olaylara baktığı pencereyi de büyütür.
ALLAH’IM, YÜKÜMÜ ALAMIYORSAN DEMİYORUZ; ONU TAŞIYACAK GÜCÜ DE SENDEN İSTİYORUZ
Hayat ilerledikçe insanın duası da değişiyor.
Gençken: “Allah’ım, bana hiç sıkıntı verme.” demek istiyoruz.
Sonra hayatı tanıyoruz.
Anlıyoruz ki sıkıntısız bir hayat yok.
O zaman duamız olgunlaşıyor:
“Allah’ım, karşıma çıkan imtihanlarda beni kendime bırakma.”
Yolumu şaşırtma.
Öfkeme teslim etme.
Ümitsizliğe düşürme.
Yanlış kapılara götürme.
Kalbimi karartma.
Merhametimi kaybettirme.
Ve yük ağırlaştığında omuzlarımı güçlendir.
EN BÜYÜK MUCİZE BAZEN DEVAM EDEBİLMEKTİR
Mucize deyince hep olağanüstü şeyler bekliyoruz.
Oysa bazen mucize çok sessiz gelir.
Sabah yataktan kalkabilmektir.
Yeniden çalışabilmektir.
Birine yeniden güvenebilmektir.
Bir kayıptan sonra yeniden gülebilmektir.
Kırıldığın halde kötüleşmemektir.
Haksızlığa uğradığın halde zalimleşmemektir.
Terk edildiğin halde sevgiden vazgeçmemektir.
Düştüğün halde yeniden doğrulabilmektir.
Ve belki hepsinden önemlisi:
Başına gelenler yüzünden kalbinin güzelliğini kaybetmemektir.
BİR GÜN GERİYE BAKACAKSIN
Bugün çok ağır gelen bazı günlere yıllar sonra dönüp bakacaksın.
“Ben bunları nasıl yaşamışım?” diyeceksin.
Sonra anlayacaksın: Sen o günlerde yalnızca acı çekmiyordun.
Büyüyordun.
Sabretmeyi öğreniyordun.
İnsanları tanıyordun.
Kendini tanıyordun.
Neye dayanabileceğini öğreniyordun.
Kimin gerçekten yanında olduğunu görüyordun.
Ve belki en önemlisi, herkes gittikten sonra kime sığınacağını öğreniyordun.
SEN YİNE DE YÜRÜ
Bugün içinden çıkamadığın bir sıkıntının içerisindeysen kendine büyük sözler verme.
Sadece bugünü taşı.
Bugün yapabileceğini yap.
Bugün dua et.
Bugün bir adım at.
Bugün birinin elini tut.
Bugün gerekiyorsa ağla.
Ama yarın için içinde küçücük de olsa bir pencere bırak.
Çünkü hayat bazen insanı hiç beklemediği yerden yeniden çağırır.
Ve unutma:
Her zorluk hemen bitmeyebilir.
Ama zorluğun içinde insanın tutunabileceği bir dal, görebileceği bir ışık, atabileceği bir adım bulunabilir.
Belki bugün aradığın kolaylık, problemin tamamen ortadan kalkması değildir.
Belki kolaylık;
hâlâ nefes alıyor olmandır.
Hâlâ dua edebiliyor olmandır.
Hâlâ sevebiliyor olmandır.
Hâlâ yeniden başlayabilecek olmandır.
Ve belki de en büyük kolaylık şudur:
Bunca şeye rağmen kalbinin hâlâ taşlaşmamış olmasıdır.
Allah’ım…
Kimseye anlatamadığımız dertlerimizi Sen biliyorsun.
Geceleri içimize attığımız sözleri, gizlice döktüğümüz gözyaşlarını, sırtımızda taşıdığımız yükleri Sen biliyorsun.
Bizden aldıklarının ardından sabır, bıraktıklarının kıymetini bilecek şükür, önümüze koyduğun imtihanları aşacak güç nasip et.
Göğsümüzü genişlet.
Kalbimizi ferahlat.
Belimizi büken yükleri hafiflet.
Göremediğimiz hayırlı kapıları bize göster.
Ve bize yalnızca sıkıntının bitmesini değil, sıkıntının içinden imanımızı, merhametimizi ve insanlığımızı kaybetmeden çıkabilmeyi nasip et.
Çünkü şimdi daha iyi anlıyoruz:
Kolaylık bazen fırtınanın dinmesi değildir.
Kolaylık, fırtınanın ortasında Allah’ın elini bırakmadan yürüyebilmektir.
