Arzu ÜNAL
Her sabah hayat bize yeniden verilen küçük bir emanettir. Gözlerimizi açıyoruz. Pencereden ışık giriyor. Bir yerlerde çay demleniyor, kahve kokusu yükseliyor. Sokaklar hareketleniyor, insanlar işlerine yetişiyor. Telefonlar çalıyor, mesajlar geliyor ve hayat kaldığı yerden devam ediyor. Fakat çoğu zaman unuttuğumuz çok önemli bir gerçek var:
Bugün, dünün devamı gibi görünse de aslında ömrümüzden bize verilmiş yepyeni bir sayfadır.
O sayfaya ne yazacağımız ise büyük ölçüde bizim elimizdedir.
Her Sabah Bir Davettir
Sabah yalnızca güneşin doğması değildir.
İnsanın yeniden umut edebilmesidir.
Dün kırılmış olabilirsiniz. Bir dostunuzdan beklemediğiniz bir söz duymuş, verdiğiniz emeğin karşılığını alamamış, bir kapının açılmasını beklerken başka bir kapının kapandığını görmüş olabilirsiniz. Ama sabah olduğunda hayat size sessizce şunu söyler:
“Hikâyen henüz bitmedi.”
Belki de sabahın en büyük mucizesi budur. İnsana yeniden başlama hakkı vermesi… Dünün yükünü bugünün omuzlarına taşımak zorunda değiliz. Yaşananlardan dersimizi alırız ama yaralarımızı geleceğimizin kaderi hâline getirmek zorunda değiliz.
Kısmet Sadece Para Değildir
“Kısmetiniz bol olsun” deriz. Ne güzel bir duadır.
Ancak kısmeti çoğu zaman yalnızca para, makam, iş veya maddi kazanç olarak düşünüyoruz.
Oysa kısmet bazen sağlıklı uyanabilmektir.
Bazen annenizin, babanızın sesini bir kez daha duyabilmektir.
Bazen aynı sofraya oturabileceğiniz insanların hâlâ yanınızda olmasıdır.
Bazen yıllardır görmediğiniz bir dosttan gelen “Nasılsın?” mesajıdır.
Bazen bir çocuğun gülümsemesi, bir büyüğün duası, hiç beklemediğiniz bir insanın size uzattığı eldir.
Ve bazen kısmet, insanın kalbinin hâlâ iyilik yapabilecek kadar temiz kalabilmesidir.
Çünkü insanın hesabındaki para azalabilir, makamı elinden alınabilir, unvanı unutulabilir.
Ama bir insanın başka bir insanın gönlünde bıraktığı iyilik kolay kolay silinmez.
Dünyanın İyiliğe Her Zamankinden Fazla İhtiyacı Var
Bugünün dünyasında teknoloji büyüyor, şehirler büyüyor, binalar yükseliyor, iletişim hızlanıyor.
Ama garip biçimde insanın insana ayırdığı zaman azalıyor.
Aynı masada oturup birbirimizin yüzüne bakmak yerine ekranlara bakıyoruz. Binlerce kişiye ulaşabiliyoruz ama yanımızdaki insanın derdini fark etmeyebiliyoruz.
Belki de çağımızın en büyük yoksulluğu parasızlık değil, gönül yoksulluğudur.
Bu nedenle iyilik artık yalnızca ahlaki bir tercih değil, toplumsal bir ihtiyaçtır.
Bir selam…
Bir teşekkür…
Bir “Geçmiş olsun”…
Bir “Sana nasıl yardımcı olabilirim?” sorusu…
Küçük görünür.
Ama bazen insanın bütün gününü değiştirir.
Hatta bazen bir insanın hayata yeniden tutunmasına vesile olur.
İyilik Büyük Olmak Zorunda Değildir
İyilik yapmak için zengin olmayı beklemeyin.
Makam sahibi olmayı da…
Çünkü iyilik bütçeyle değil, niyetle başlar.
Bir yaşlının poşetini taşımak da iyiliktir.
Bir öğrencinin kitabını almak da…
Kırgın olduğunuz bir insana ilk selamı vermek de…
Yolda gördüğünüz bir hayvana su bırakmak da…
Bir çalışanınıza teşekkür etmek de…
Bir çocuğun başını okşamak da…
Ve bazen hiçbir şey yapamıyorsanız, kimsenin kalbini kırmamak bile büyük bir iyiliktir.
İnsanlar yaptığınız konuşmaların tamamını unutabilirler.
Verdiğiniz öğütleri de unutabilirler.
Ama kendilerini sizin yanınızda nasıl hissettiklerini uzun süre unutmazlar.
Güzel İnsanların Sayısını Artırmalıyız
Bir ülkenin kalkınması yalnızca yollarıyla, fabrikalarıyla, köprüleriyle ölçülmemelidir.
Elbette bunların hepsi gereklidir.
Ama asıl soru şudur:
Nasıl insanlar yetiştiriyoruz?
Bilgili ama vicdansız insanların çoğaldığı bir toplum güçlü olabilir mi?
Zengin ama merhametsiz insanların hâkim olduğu bir şehir huzurlu olabilir mi?
Diploması yüksek fakat komşusunun derdine kayıtsız insanların oluşturduğu bir toplum gerçekten gelişmiş sayılabilir mi?
Çocuklarımıza matematiği öğretelim.
Bilimi öğretelim.
Teknolojiyi öğretelim.
Yabancı dil öğretelim.
Dünyayla rekabet etmelerini sağlayalım.
Ama bunların yanına mutlaka bir şey daha koymalıyız:
İnsan olmayı.
Paylaşmayı, teşekkür etmeyi, büyüğe hürmeti, küçüğe sevgiyi, emanete sahip çıkmayı, mazlumun yanında durmayı öğretmeliyiz.
Çünkü geleceğin dünyasında yalnızca akıllı nesillere değil, aklıyla vicdanını birlikte kullanabilen nesillere ihtiyacımız olacak.
Mutluluğu Hep Yarına Ertelemeyin
İnsanın en büyük yanılgılarından biri mutluluğu sürekli geleceğe bırakmasıdır.
“Şu işi bitireyim…”
“Biraz daha para kazanayım…”
“Şu borç bitsin…”
“Çocuklar büyüsün…”
“Emekli olayım…”
Sonra mutlu olacağız.
Fakat hayat beklemiyor.
Takvim yaprakları sessizce düşüyor.
Saçlarımıza aklar geliyor.
Çocuklar büyüyor.
Anne babalar yaşlanıyor.
Bir zamanlar kalabalık olan sofralarda sandalyeler eksilmeye başlıyor.
Ve insan bir gün fark ediyor:
Hayat, büyük mutluluğu beklerken kaçırdığımız küçük mutlulukların toplamıymış.
Bu yüzden çayınızı içerken tadını hissedin.
Sevdiğiniz insan yanınızdaysa sohbet edin.
Anneniz hayattaysa arayın.
Babanız yanınızdaysa elini tutun.
Çocuğunuz sizinle konuşmak istiyorsa telefonu bir kenara bırakın.
Dostunuz kapınızı çalmışsa acele etmeyin.
Çünkü bazı fırsatlar tekrar gelir.
Bazı insanlar gelmez.
Sabahları Kalbinizi de Uyandırın
Her sabah yalnızca bedenimizi uyandırmayalım.
Vicdanımızı da uyandıralım.
Kendimize birkaç soru soralım:
Bugün kimin yüzünü güldürebilirim?
Kimin yükünü biraz hafifletebilirim?
Kimin gönlünü alabilirim?
Kime teşekkür etmeyi unuttum?
Kimi aramayı sürekli erteliyorum?
Ve belki en önemlisi:
Bugün dünyayı, küçücük de olsa, nasıl daha güzel bırakabilirim?
İnanıyorum ki toplumların büyük dönüşümü de burada başlıyor.
İnsandan insana…
Evden sokağa…
Sokaktan mahalleye…
Mahalleden şehre…
Şehirden ülkeye…
İyilik de kötülük gibi yayılır.
Öyleyse biz iyiliği yayalım.
Gününüz Aydın Olsun Ama Gönlünüz Daha Aydın Olsun
Güneş her sabah doğuyor.
Fakat insanın içindeki güneş kendiliğinden doğmuyor.
Onu sevgiyle, merhametle, şükürle ve umutla biz doğuruyoruz.
Bugün büyük işler yapamayabilirsiniz.
Dünyayı değiştiremeyebilirsiniz.
Ama bir insanın dünyasını değiştirebilirsiniz.
Bir gönül kazanabilirsiniz.
Bir kırgınlığı bitirebilirsiniz.
Bir yetimin başını okşayabilirsiniz.
Bir büyüğün duasını alabilirsiniz.
Bir dosta “Yanındayım” diyebilirsiniz.
Belki de gerçek zenginlik tam olarak budur.
Çünkü bu dünyadan giderken yanımıza ne makamlarımızı götürebileceğiz ne servetimizi ne de unvanlarımızı.
Geride kalacak olan, insanların hafızasında bıraktığımız birkaç cümle ve gönüllerinde bıraktığımız iz olacaktır.
Öyleyse bugün;
iyilikten yana olun, güzellikten yana olun,
merhametten yana olun, umuttan yana olun.
Kısmetiniz yalnızca sofranızda değil, dostlarınızda bol olsun.
Bereketiniz yalnızca kazancınızda değil, gönlünüzde çoğalsın.
Eviniz huzurla, sofranız bereketle, yolunuz güzel insanlarla dolsun.
Ve her sabah aynaya baktığınızda kendinize söyleyebileceğiniz en güzel cümle şu olsun:
“Bugün birinin hayatına küçük de olsa bir güzellik bırakacağım.”
Çünkü güzel bir dünya, büyük sözlerle değil; küçük ama samimi iyiliklerin birbirine eklenmesiyle kurulur.
Günümüz aydın, gönlümüz huzurlu, niyetimiz hayırlı, kısmetimiz bol olsun.
