Arzu ÜNAL

Akşam olur… Güneş, bütün gün aydınlattığı dünyaya sessizce veda eder. Gökyüzü kızılın, pembenin, morun tonlarına bürünür. İnsan bir an durup ufka baktığında yalnızca güneşin batışını görmez aslında.  Kendi ömründen geçen günleri de görür.

Dün dediğimiz şey artık hatıradır. Bugün avuçlarımızın arasından akıp gitmektedir.
Yarın ise henüz bize verilmemiş bir emanettir. Ve bütün bunların ortasında insanın söyleyebileceği belki de en sade cümle şudur:

Hayat geçiyor işte…

Takvimden Değil, Ömürden Yaprak Düşüyor

Her akşam takvimden yalnızca bir gün eksilmiyor.

Ömrümüzden de bir gün gidiyor.

İnsan gençken zamanı sınırsız zanneder. “Daha sonra yaparım”, “Bir gün giderim”, “Yarın ararım”, “Vakti gelince söylerim” der.

Fakat hayatın en büyük yanılgılarından biri budur:

İnsanın zamanı varmış gibi yaşaması…

Oysa hangi akşamın son akşamımız, hangi vedanın son vedamız, hangi sofranın ailemizle kurduğumuz son sofra olduğunu bilmiyoruz.

Bu yüzden hayatın kıymeti uzunluğunda değil, nasıl yaşandığında saklıdır.

Yüz yıl yaşayıp arkasında kırgınlık bırakmak da mümkündür; daha kısa bir ömre sevgi, hizmet, iyilik ve güzel bir isim sığdırmak da…

Asıl mesele kaç yıl yaşadığımız değil:

O yılların içine ne koyduğumuzdur.

Dün Değişmez Ama Bize Ders Verebilir

Hepimizin bir “dün”ü vardır.

Çocukluğumuz…

Anne-babamızın sesi…

Büyüdüğümüz ev…

Koştuğumuz sokaklar…

Kaybettiklerimiz, kazandıklarımız, yanlışlarımız, doğrularımız…

Dün bazen insanın yüzünü güldürür, bazen gözlerini nemlendirir.

Fakat geçmişin kapısını ne kadar çalarsak çalalım, kimse açıp bizi yeniden içeri alamaz.

Çünkü hayat geriye doğru yaşanmıyor.

Geçmiş bize oturup üzülmemiz için değil, ders çıkarıp daha doğru yürümemiz için verilmiştir.

Keşke dediğimiz yerlerden tecrübe, acılarımızdan merhamet, hatalarımızdan olgunluk çıkarabiliyorsak geçmiş boşa yaşanmamıştır.

İnsan geçmişini değiştiremez.

Ama geçmişinden öğrendikleriyle geleceğini değiştirebilir.

Bugün Elimizdeki En Büyük Servettir

İnsan çoğu zaman mutluluğu geleceğe erteliyor.

“Şu iş bitsin…”

“Biraz daha para kazanayım…”

“Çocuklar büyüsün…”

“Emekli olayım…”

“Şu sıkıntıyı aşayım…”

Sonra mutlu olacağım.

Fakat hayat, biz gelecekte yaşayacağımız güzel günleri planlarken geçmektedir.

Belki de sahip olduğumuz en büyük zenginlik, tam şu anda farkında olmadığımız şeylerdir.

Nefes alabiliyorsak…

Gökyüzüne bakabiliyorsak…

Bir dostumuzu arayabiliyorsak…

Bir çocuğun başını okşayabiliyorsak…

Bir büyüğümüzün duasını alabiliyorsak…

Bir insana yardım edebiliyorsak…

Hâlâ yapabileceğimiz çok şey vardır.

Bugün küçümsenecek bir gün değildir. Bugün bize verilmiş yeni bir ömür parçasıdır.

Ömür Biriktirmek Değil, İz Bırakmaktır

Bir gün hepimiz bu dünyadan ayrılacağız.

Evler kalacak.

Makamlar başkalarına geçecek.

Arabaların sahipleri değişecek.

Bankadaki rakamların anlamı kalmayacak.

İnsan yanında malını değil, yaşadığı hayatın hesabını götürecek; dünyada ise bıraktığı izlerle hatırlanacaktır.

İşte insanın kendisine zaman zaman sorması gereken soru budur:

“Ben gidersem arkamda ne kalacak?”

Bir yetimin duası mı?

Okuttuğumuz bir öğrenci mi?

Diktiğimiz bir ağaç mı?

Yaptırdığımız bir çeşme mi?

Savunduğumuz bir hak mı?

Memlekete yaptığımız bir hizmet mi?

Evlatlarımıza bıraktığımız güzel ahlak mı?

Yoksa yalnızca sahip olduğumuz malların listesi mi?

İnsanın gerçek mirası tapu kayıtlarında değil, başka insanların gönüllerinde yazılıdır.

Gönül Kırmadan Yaşayabilmek

Ömür bu kadar kısa olduğu hâlde insanın insanla kavgası ne kadar uzun…

Küslükler, kıskançlıklar, hesaplaşmalar, makam mücadeleleri…

Birbirimizi kırıyoruz.

Sonra yıllar geçiyor.

Bir gün telefon çalıyor ve birinin artık olmadığını öğreniyoruz.

İşte o zaman söylenemeyen sözler insanın içine oturuyor.

“Keşke arasaydım.”

“Keşke sarılsaydım.”

“Keşke helalleşseydim.”

Bazı keşkelerin telafisi yoktur.

Bu nedenle insan mümkün olduğunca gönül kırmadan yaşamalıdır. Çünkü kırılan eşya yenisiyle değiştirilebilir; fakat kırılan bazı gönüllerin tamiri yıllar alabilir.

Haklı olmak her zaman gönül kazanmaktan daha değerli değildir.

Anne-Baba Varken Zengin Olduğumuzu Bilelim

Hayatın en büyük yanılgılarından biri de sahip olduklarımızın kıymetini onları kaybettikten sonra anlamaktır.

Anne hayattayken telefonunu bazen erteleriz.

Baba konuşurken işimiz vardır.

Büyüklerimiz aynı hikâyeyi tekrar anlattığında sıkılırız.

Sonra bir gün o telefon artık çalmaz.

O ses duyulmaz.

O sandalye boş kalır.

Ve insan dünyadaki bazı zenginliklerin para ile ölçülemediğini işte o zaman daha iyi anlar.

Anne-babanız hayattaysa seslerini dinleyin.

Büyükleriniz varsa yanlarına oturun.

Çocuklarınız küçükse onlarla vakit geçirin.

Çünkü çocukluk beklemez, gençlik beklemez, anne-baba beklemez.

Zaman kimseyi beklemez.

Gençlere Bir Sözüm Var: Hayatı Ertelemeyin

Genç kardeşim…

Önünde uzun yıllar bulunduğunu düşünebilirsin.

Çalış.

Oku.

Bilim öğren.

Dünyayı tanı.

Meslek sahibi ol.

Üret.

Ülkene ve milletine faydalı ol.

Ama bütün bunları yaparken insanlığını kaybetme.

Başarı seni kibirli yapmasın.

Para seni esir almasın.

Makam seni halkından uzaklaştırmasın.

Bilgi seni insanlara tepeden bakan biri hâline getirmesin.

Çünkü hayatın sonunda insanlar diplomanın kaç tane olduğunu değil, nasıl bir insan olduğunu hatırlayacaktır.

Büyük hedeflerin olsun ama büyük bir kalbin de olsun.

Bir Gün Bizden Sonra Güneş Yine Doğacak

Belki hayatın insana öğrettiği en büyük tevazu budur.

Biz olmasak da sabah olacak.

Güneş doğacak.

Kuşlar ötecek.

Çocuklar okula gidecek.

Şehirler uyanacak.

Hayat devam edecek.

Demek ki dünya bizim etrafımızda dönmüyor.

Biz bu büyük yolculuğun yalnızca kısa süreli yolcularıyız.

Öyleyse mesele dünyaya sahip olmak değil; dünyadan geçerken insan kalabilmektir.

Birinin elinden tutabilmek…

Haksızlığın karşısında durabilmek…

Hak ve adaletten ayrılmamak…

Devletine, milletine ve insanlığa hizmet edebilmek…

Düşenin kaldırılmasına yardım etmek…

Ve vakit geldiğinde ardımızdan:

“İyi insandı. Geldi, yaşadı ve bu dünyaya bir güzellik kattı.”

dedirtmek…

Bundan daha büyük servet kaç insana nasip olur?

Gecenin Ardından Mutlaka Sabah Vardır

Şimdi güneş batıyor olabilir.

Gökyüzü birazdan karanlığa teslim olacak.

Fakat biliyoruz ki bu karanlık sonsuza kadar sürmeyecek.

Sabah yeniden güneş doğacak.

İşte hayat da böyledir.

Üzüntüler gelir, geçer.

Zorluklar gelir, geçer.

Başarılar gelir, onlar da geçer.

Makamlar, servetler, alkışlar…

Hepsi geçer.

Kalıcı olan, insanın dünyaya bıraktığı iyiliktir.

Bu gece başımızı yastığa koyarken kendimize küçük ama ağır bir soru soralım:

“Bugün dünyayı, sabah bulduğumdan biraz daha güzel bırakabildim mi?”

Cevabımız evetse, gün boşa geçmemiştir.

Çünkü hayat biraz dünden, biraz bugünden, biraz ömürden, biraz gönülden ibarettir.

Ve gerçekten…

Hayat geçiyor işte. Öyleyse geçip giden günlerin ardından yalnızca yaşımız büyümesin; vicdanımız, merhametimiz, bilgimiz ve insanlığımız da büyüsün. Günün sonunda servetimiz ne kadar yaşadığımız değil, ne kadar gönülde yaşadığımız olacaktır.

Gönlünüz huzurlu, vicdanınız rahat olsun. Ve unutmayalım: Bu akşam bir gün bitti; ama Allah nasip ederse yarın, iyilik yapmak ve güzel bir iz bırakmak için önümüze yepyeni bir sayfa açılacak.