23 Temmuz 1939
Bir milletin gücü yalnızca ordusunun büyüklüğüyle ölçülmez.
Gerçek güç; tarihini bilmekte, haklı olduğu meselelerde kararlılıkla durmakta, millî hedeflerini sabırla takip etmekte ve gerektiğinde diplomasiyi en etkili mücadele aracına dönüştürebilmekte ortaya çıkar.
Hatay’ın 23 Temmuz 1939 tarihinde ana vatana katılması, Türk milletinin tarihindeki en önemli siyasi ve diplomatik başarılardan biridir.
Bu tarih, yalnızca bir toprağın Türkiye Cumhuriyeti sınırlarına dâhil olduğu gün değildir. Aynı zamanda millî iradenin, toplumsal dayanışmanın, devlet aklının ve sabırlı diplomasinin zafer kazandığı gündür.
Hatay meselesi, Türk milletinin haklı bir davayı savaşmadan, ancak mücadeleden de vazgeçmeden nasıl sonuca ulaştırabileceğini gösteren büyük bir tarih dersidir.
HATAY BİR TOPRAK MESELESİNDEN DAHA FAZLASIYDI
Hatay, Türk milleti için hiçbir zaman yalnızca coğrafi bir bölge olmadı.
Hatay; tarihi, kültürü, dili, gelenekleri ve insan yapısıyla Anadolu’nun doğal bir parçasıydı. Bölge halkının önemli bir bölümü kendisini Türk milletinin ayrılmaz bir unsuru olarak görüyor, geleceğini Türkiye ile birlikte kurmak istiyordu.
Birinci Dünya Savaşı’nın ardından oluşan yeni siyasi düzen, Anadolu’nun birçok bölgesinde olduğu gibi Hatay’da da milletimizin tarihî ve toplumsal gerçekleriyle örtüşmeyen bir yapı ortaya çıkarmıştı.
Ancak Türk milleti Hatay’dan vazgeçmedi.
Çünkü Hatay meselesi yalnızca sınırların belirlenmesiyle ilgili değildi. Aynı zamanda bir kimlik, aidiyet, tarih ve millî irade meselesiydi.
Bir millet, kendisini oluşturan parçaları unutursa tarihî bütünlüğünü kaybeder. Türkiye Cumhuriyeti, Hatay meselesine tam da bu anlayışla yaklaşmıştır.
ATATÜRK’ÜN SARSILMAZ KARARLILIĞI
Hatay’ın ana vatana katılmasında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kararlı tutumu belirleyici olmuştur.
Atatürk, Hatay meselesini kişisel bir arzu veya geçici bir siyasi hedef olarak değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin tamamlaması gereken millî bir dava olarak görüyordu.
Onun Hatay konusundaki kararlılığı, devlet yönetiminde iradenin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.
Atatürk, Türkiye’nin barıştan yana olduğunu her fırsatta ortaya koyarken, milletin haklarından vazgeçmeyeceğini de açık biçimde ifade etmiştir.
Bu yaklaşım, saldırganlık ile kararlılık arasındaki farkı ortaya koymaktadır.
Türkiye savaş istemiyor, fakat kendi tarihî ve millî haklarının görmezden gelinmesini de kabul etmiyordu.
Atatürk’ün devlet anlayışında barış, teslimiyet değildi.
Diplomasi, geri çekilmek değildi.
Sabır ise vazgeçmek anlamına gelmiyordu.
Tam tersine sabır, doğru zamanı beklemek; diplomasi, haklı davayı uluslararası meşruiyet zemininde savunmak; kararlılık ise millî hedefi hiçbir şart altında unutmamaktı.
“HATAY BENİM ŞAHSİ MESELEMDİR” SÖZÜNÜN ANLAMI
Atatürk’ün Hatay meselesine verdiği önem, onun bu konuyu nasıl bir millî sorumluluk olarak gördüğünü açıkça göstermektedir.
Hatay’ın geleceği, Cumhuriyet’in sınır güvenliği kadar Türk milletinin tarihî hafızası açısından da önemliydi.
Atatürk’ün bu meseleye şahsi bir dava gibi sahip çıkması, aslında devlet adamlığının en yüksek örneklerinden biridir.
Çünkü gerçek devlet adamı, milletinin meselesini kendi meselesi bilir.
Milletin acısını kendi acısı, milletin idealini kendi ideali, milletin geleceğini kendi sorumluluğu olarak görür.
Atatürk’ün Hatay’a yönelik hassasiyeti de bu anlayışın bir sonucuydu.
Sağlığının ağırlaştığı dönemlerde bile Hatay meselesini takip etmesi, onun millî davalara ne kadar büyük bir bağlılıkla yaklaştığını göstermektedir.
Hatay’ın ana vatana katılması, Atatürk’ün hayattayken temelini attığı ve devlet iradesine emanet ettiği büyük bir hedefin gerçekleşmesidir.
SAVAŞMADAN KAZANILAN BÜYÜK ZAFER
Hatay’ın ana vatana katılması, askerî güç kullanılmadan kazanılan önemli bir diplomatik zaferdir.
Bu başarı, yalnızca görüşme masalarında elde edilmedi.
Arkasında uzun soluklu bir hazırlık, bölgesel gelişmeleri doğru okuma, uluslararası dengeleri değerlendirme, kamuoyu oluşturma ve devlet kurumları arasında uyumlu çalışma vardı.
Türkiye, meseleyi bir anda ortaya çıkarılmış bir talep olarak değil, tarihî ve hukuki dayanakları bulunan haklı bir dava olarak ele aldı.
Uluslararası şartlar dikkatle takip edildi.
Bölge halkının iradesi dünyaya anlatıldı.
Siyasi ve diplomatik temaslar sürdürüldü.
Türkiye’nin barışçıl çözüm isteği açıkça ortaya konuldu.
Böylece Hatay meselesi, savaşın değil diplomasinin diliyle çözüldü.
Bu sonuç, bize güçlü diplomasinin yalnızca iyi konuşmak olmadığını göstermektedir.
Güçlü diplomasi; ekonomik güç, askerî caydırıcılık, siyasi istikrar, tarih bilgisi, toplumsal birlik ve uzun vadeli stratejiyle desteklenmelidir.
Türkiye’nin Hatay’daki başarısı, bütün bu unsurların ortak sonucudur.
HATAY DEVLETİ: ANA VATANA GİDEN TARİHÎ AŞAMA
Hatay’ın Türkiye’ye katılma süreci bir günde gerçekleşmedi.
Önce bölgenin siyasi statüsünün belirlenmesi, ardından halkın iradesinin ortaya çıkması ve son olarak Türkiye’ye katılma kararının alınması gibi aşamalar yaşandı.
Hatay Devleti’nin kurulması, ana vatana giden yolda önemli bir geçiş dönemi oldu.
Bu süreç, Türkiye’nin uluslararası hukuku ve bölgesel dengeleri dikkate alarak hareket ettiğini göstermektedir.
Hatay halkının kendi geleceğini belirleme yönündeki kararlılığı, sürecin en önemli dayanaklarından biriydi.
Hatay Meclisinin Türkiye’ye katılma kararı, halk iradesinin devlet iradesiyle birleşmesinin tarihî bir örneğidir.
Böylece Hatay, kendi kimliğini, kültürünü ve geleceğini Türkiye Cumhuriyeti ile birleştirmiştir.
23 Temmuz 1939’da Türk bayrağının Hatay’da dalgalanması, yıllar süren özlemin sona erdiği an olmuştur.
MİLLÎ BİRLİK OLMADAN MİLLÎ DAVALAR KAZANILAMAZ
Hatay’ın ana vatana katılmasının en önemli unsurlarından biri, Türkiye’nin bu meselede ortak bir millî irade ortaya koymasıdır.
Siyasi görüşler, toplumsal farklılıklar ve gündelik tartışmalar bir kenara bırakılmış; Hatay’ın Türkiye’ye katılması ortak bir millî hedef olarak benimsenmiştir.
Tarih bize göstermektedir ki büyük millî davalar ancak toplumun ortak hedef etrafında birleşmesiyle kazanılabilir.
Bir millet kendi içinde parçalanmışsa dışarıya karşı güçlü bir duruş sergileyemez.
Bir devletin diplomatik gücü, yalnızca yöneticilerinin masadaki başarısından değil, arkasındaki milletin birlik ve kararlılığından gelir.
Hatay meselesinde Türkiye’nin en büyük gücü, millet ile devlet arasındaki hedef birliğiydi.
Bugün de millî meselelerde aynı anlayışa ihtiyaç vardır.
Farklılıklarımız zenginliğimiz olabilir. Ancak vatan, bayrak, bağımsızlık ve devletin geleceği söz konusu olduğunda ortak bir iradede buluşmak zorundayız.
HATAY’IN STRATEJİK ÖNEMİ
Hatay’ın ana vatana katılması yalnızca tarihî ve duygusal bir kazanım değildir.
Hatay, Türkiye’nin güney sınırları, Doğu Akdeniz’e açılımı, İskenderun Körfezi ve bölgesel güvenlik açısından son derece stratejik bir konuma sahiptir.
Anadolu’yu Orta Doğu’ya bağlayan yolların kesiştiği bu bölge, tarih boyunca devletlerin ve medeniyetlerin dikkatini çekmiştir.
İskenderun Limanı, ticaret ve güvenlik bakımından Türkiye’nin önemli merkezlerinden biridir.
Hatay’ın Türkiye sınırları içinde bulunması, ülkemizin güneydeki stratejik derinliğini artırmış, sınır güvenliğine önemli katkı sağlamıştır.
Bugün Doğu Akdeniz’de enerji kaynaklarının, deniz yetki alanlarının, limanların ve ticaret yollarının yeniden önem kazandığı bir dönemde Hatay’ın stratejik değeri daha da belirgin hâle gelmektedir.
Bu nedenle Hatay, geçmişte kazanılmış bir toprak olmanın ötesinde, Türkiye’nin gelecekteki bölgesel vizyonunun da önemli merkezlerinden biridir.
BARIŞÇIL DİPLOMASİ GÜÇLÜ DEVLETLERİN YOLUDUR
Hatay meselesi, barışçıl diplomasinin ancak güçlü bir devlet iradesiyle başarılı olabileceğini göstermektedir.
Diplomasi, zayıflığın örtüsü değil; gücün akıl yoluyla kullanılmasıdır.
Devletler her meselede askerî güç kullanmazlar. Ancak diplomatik masada etkili olabilmek için gerektiğinde kullanabilecekleri bir güce, sağlam bir ekonomiye, güvenilir kurumlara ve kararlı bir siyasi yönetime sahip olmalıdırlar.
Atatürk döneminde Türkiye, genç bir Cumhuriyet olmasına rağmen açık ve tutarlı bir dış politika takip etmiştir.
Türkiye ne maceracı davranmış ne de millî haklarından vazgeçmiştir.
Bu denge, devlet aklının en önemli özelliklerinden biridir.
Hatay’ın ana vatana katılması, yüksek sesle konuşmanın değil; doğru zamanda, doğru adımlarla ve güçlü bir iradeyle hareket etmenin zaferidir.
HATAY BİZE NE ÖĞRETİYOR?
Hatay’ın ana vatana katılma süreci günümüz için de önemli dersler içermektedir.
Birinci ders, hiçbir millî hedefin sabırsızlıkla yönetilemeyeceğidir.
Büyük hedefler zaman, hazırlık, kararlılık ve doğru strateji ister.
İkinci ders, diplomasinin devletlerin en güçlü mücadele araçlarından biri olduğudur.
Ancak diplomasi, arkasında ekonomik, askerî ve toplumsal güç bulunduğu zaman sonuç verir.
Üçüncü ders, halkın iradesinin göz ardı edilemeyeceğidir.
Hatay halkının Türkiye’ye katılma arzusu, sürecin temel meşruiyet kaynaklarından biri olmuştur.
Dördüncü ders ise millî davaların günlük siyasetin üzerine çıkarılması gerektiğidir.
Devletin uzun vadeli meseleleri, kısa vadeli siyasi çıkarların konusu hâline getirilmemelidir.
Hatay zaferi, ortak akıl ve ortak iradenin neler başarabileceğinin tarihî kanıtıdır.
HATAY ÇOK KÜLTÜRLÜ YAŞAMIN DA SEMBOLÜDÜR
Hatay, farklı inançların, kültürlerin ve toplulukların yüzyıllardır yan yana yaşadığı kadim bir şehirdir.
Camilerin, kiliselerin ve havraların aynı şehirde yer alması; Hatay’ın medeniyetler arası birlik ve hoşgörü açısından taşıdığı değeri göstermektedir.
Bu tarihî zenginlik, Hatay’ı yalnızca Türkiye için değil, insanlık kültürü açısından da özel bir yere taşımaktadır.
Hatay’ın Türkiye Cumhuriyeti’ne katılması, bu çok kültürlü yapının ortadan kaldırılması değil; ortak vatandaşlık, birlik ve devlet güvencesi altında yaşatılması anlamına gelmiştir.
Türkiye’nin gücü, bütün vatandaşlarını ortak bir vatan anlayışı etrafında birleştirebilmesinden gelir.
Hatay, bu birlik anlayışının en güzel örneklerinden biridir.
Farklılıklar bir çatışma nedeni değil, ortak medeniyetimizin zenginliği olarak görülmelidir.
HATAY’IN ACISI DA SEVİNCİ DE ORTAKTIR
Hatay yalnızca tarihî bir zaferin adı değildir.
Hatay’ın yaşadığı her sevinç ve her acı, Türkiye’nin ortak meselesidir.
Şehirler yalnızca binalardan ve yollardan oluşmaz. Şehirler, orada yaşayan insanların hatıraları, kültürü, emeği ve geleceğe dair umutlarıyla anlam kazanır.
Bu nedenle Hatay’ın yeniden ayağa kalkması, güçlenmesi, kalkınması ve tarihî dokusunun korunması millî bir sorumluluktur.
Hatay’a sahip çıkmak, yalnızca sınırlarımız içindeki bir şehre sahip çıkmak değildir.
Hatay’a sahip çıkmak; tarihimize, devlet aklımıza, millî birliğimize ve ortak geleceğimize sahip çıkmaktır.
23 Temmuz’un gerçek anlamı da burada yatmaktadır.
Hatay’ı ana vatana katan iradeye layık olmak, bu şehri her alanda güçlü, huzurlu ve müreffeh bir geleceğe taşımayı gerektirir.
BUGÜN BİZLERE DÜŞEN GÖREV
Bugün Hatay’ın ana vatana katılmasının yıl dönümünü kutlarken yalnızca geçmişteki başarıyla övünmek yeterli değildir.
Tarihten aldığımız dersleri geleceğin inşasında kullanmalıyız.
Devletimizin diplomatik kapasitesini güçlendirmeliyiz.
Gençlerimize tarih bilinci kazandırmalıyız.
Millî meselelerde birlik içinde hareket etmeliyiz.
Türkiye’nin ekonomik, teknolojik ve askerî bağımsızlığını daha ileri taşımalıyız.
Çünkü bağımsızlık yalnızca sınırların korunması değildir.
Bağımsızlık; kendi kararlarını verebilmek, millî hedeflerini belirleyebilmek ve bu hedeflere ulaşabilecek güce sahip olmaktır.
Hatay zaferini mümkün kılan anlayış da tam olarak budur.
HATAY TÜRKİYE’NİN AYRILMAZ BİR PARÇASIDIR
Hatay’ın ana vatana katılması, Türk milletinin birlik ve beraberlik ruhunun, devletimizin kararlı iradesinin ve barışçıl diplomasisinin tarihî zaferidir.
Bu zafer, bizlere haklı bir davaya inanıldığında, millet ve devlet aynı hedefte birleştiğinde ve süreç akılcı bir stratejiyle yönetildiğinde başarıya ulaşılabileceğini göstermektedir.
Hatay dün olduğu gibi bugün de Türkiye Cumhuriyeti’nin ayrılmaz bir parçasıdır.
Onun toprağı vatanımızın toprağı, insanı milletimizin insanı, tarihi ortak tarihimiz ve geleceği ortak geleceğimizdir.
Bu anlamlı yıl dönümünde başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Hatay’ın ana vatana katılması için mücadele eden devlet adamlarımızı, diplomatlarımızı, Hatay Meclisinin değerli üyelerini ve bu millî davaya gönül veren bütün kahramanlarımızı rahmet, minnet ve saygıyla yâd ediyoruz.
81 İl Gönül Elçileri Platformu olarak; millî birlik ve beraberliğimizi güçlendiren bu tarihî günü gururla anıyor, Hatay’ın Türkiye Cumhuriyeti’nin ayrılmaz bir değeri olduğunu bir kez daha vurguluyoruz.
23 Temmuz Hatay’ın ana vatana katılış yıl dönümü kutlu olsun.
Ne mutlu vatanına, bayrağına, devletine ve tarihine sahip çıkan milletlere.
Arzu ÜNAL
81 İl Gönül Elçileri Platformu
Genel Başkanı
