Arzu ÜNAL

“Bir milleti ayakta tutan yalnızca ordusu değildir; kalbidir. Kalbi ölen milletin toprağı da sessizleşir.”

Sabahın ilk ışıkları Tuna’nın sularına vururken, aslında sadece yeni bir gün doğmaz. O suların içinde yüzlerce yılın hatırası, milyonlarca insanın duası ve sayısız annenin gözyaşı da yeniden ışıldar. Çünkü bazı nehirler yalnızca su taşımaz; tarih taşır, hasret taşır, vatan kokusu taşır.

Bugün elimizde telefonlar, önümüzde bilgisayarlar var. Dünyaya bir tuşla ulaşabiliyoruz. Ama ne yazık ki bazen dedelerimizin bıraktığı gönül mirasına ulaşamıyoruz. Bilgimiz arttıkça hikmetimiz eksiliyor; konuşmamız çoğaldıkça birbirimizi dinlemeyi unutuyoruz.

Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey; yeni şehirler kurmak değil, yeniden insan olmayı öğrenmektir.

Toprak Önce Kalpte Kaybedilir

Bir ülke haritadan silinmeden önce insanların yüreğinden silinir.

Bir millet önce toprağını değil, dilini kaybeder.

Sonra hafızasını…

Sonra birbirine olan güvenini…

En sonunda ise geleceğe dair umudunu…

İşte gerçek kayıp budur.

Bulgaristan’dan Anadolu’ya göç eden nice aileyi düşünün.

Arkalarında bıraktıkları evlerin kapıları belki hâlâ ayaktadır.

Bahçelerindeki ceviz ağaçları hâlâ meyve veriyordur.

Köy çeşmelerinden su akıyordur.

Fakat o evlerde artık annelerinin sesi yoktur.

Babalarının akşam ezanından sonra eve dönüşü yoktur.

Çocuk kahkahaları yoktur.

Çünkü vatan yalnızca taş değildir.

Vatan, içinde yaşayan insanların hatıralarıdır.

Tuna’nın Kıyısında Ağlayan Anne

Tarih kitapları savaşları anlatır.

Ama hiçbir tarih kitabı göç yolunda çocuğunu susturmaya çalışan annenin gözyaşını tam olarak yazamaz.

Hiçbir istatistik, ardına bile bakamadan evini terk eden yaşlı dedenin yüreğini ölçemez.

Hiçbir resmî belge, mezarını geride bırakmanın acısını tarif edemez.

İşte bu yüzden millet olmak rakamlarla anlatılamaz.

Millet olmak; aynı acıyı paylaşabilmektir.

Bugün Balkanlarda yaşayan her Türk ailesinin hafızasında anlatılan bir hikâye vardır.

Kimisinin dedesi isim değiştirmeye zorlanmıştır.

Kimisinin babası ana dilini gizlice öğretmiştir.

Kimisinin annesi yıllarca memleket türkülerini sessiz söylemiştir.

Ve bütün bu hikâyelerin ortak cümlesi hep aynıdır:

“Biz unutmadık…”

Asıl Fetih İnsan Kazanmaktır

Yıllarca bize fetihlerden bahsedildi.

Oysa en büyük fetih, kalpleri kazanmaktır.

Bir insanı incitmeden yaşamak…

Bir çocuğun geleceğine dokunmak…

Bir yaşlıyı yalnız bırakmamak…

Bir gencin elinden tutmak…

Bir yetimin başını okşamak…

İşte gerçek zafer budur.

Bugün dünyanın ihtiyacı yeni savaşlar değil, yeni merhamet sahipleridir.

Çünkü kin büyüdükçe şehirler küçülüyor.

Merhamet arttıkça insanlık büyüyor.

Dil Kalbin Aynasıdır

Mevlânâ’nın şu sözü asırlardır boşuna söylenmedi:

“Dilini terbiye etmeden önce yüreğini terbiye et; çünkü söz yürekten gelir.”

Bugün insanlar birbirlerini kelimelerle yaralıyor.

Sosyal medyada…

Siyasette…

Aile içinde…

Komşulukta…

Oysa kırılan bir kalbin sesi duyulmaz.

Ama ömrü boyunca insanın içinde yankılanır.

Bir millet kaba sözlerle büyüyemez.

Bir toplum hakaret ederek güçlenemez.

Çünkü güzel söz yalnızca kulağa değil, ruha da şifa olur.

Huzur Dışarıda Aranmaz

Hepimiz huzur istiyoruz.

Bereket istiyoruz.

Mutluluk istiyoruz.

Ama bunları çoğu zaman yanlış yerde arıyoruz.

Daha büyük evlerde…

Daha çok parada…

Daha yüksek makamlarda…

Oysa huzur, akşam başını yastığa koyduğunda kimseye haksızlık etmediğini bilmektir.

Bereket, sofranda iki lokma olsa bile paylaşabilmektir.

Mutluluk, çocuğunun gözlerinin içine bakarken vicdanının rahat olmasıdır.

İnsan gönlünü kaybettiği gün, dünyanın en zengin insanı olsa bile fakirdir.

Bir Beyaz Gül Gibi Yaşayabilmek

Bir beyaz gül ne kadar sessiz…

Ne kimseye kendini anlatmaya çalışıyor…

Ne de güzelliğini ispat etmeye…

Sadece olduğu gibi açıyor.

İnsan da böyle olmalı.

Gösteriş için değil…

İyilik için yaşamalı.

Alkış için değil…

Vicdanı için çalışmalı.

Çünkü en güzel insanlar sesini yükseltenler değil, gönlünü büyütenlerdir.

Bugün Kime İyilik Yaptın?

Kendimize her sabah şu soruyu sorabilsek…

“Bugün kaç kişiyi mutlu ettim?”

Belki dünya değişirdi.

Çünkü insanın büyüklüğü, kaç kişiyi yönettiğiyle değil; kaç insanın duasını aldığıyla ölçülür.

Bir çocuğun gülümsemesi…

Bir yaşlının “Allah razı olsun.” demesi…

Bir yetimin duası…

İşte insanın gerçek serveti budur.

Tuna Bizim İçimizde Akıyor

Bugün Tuna’ya gidemeyebiliriz.

Rodop dağlarını göremeyebiliriz.

Doğduğumuz köyde yaşayamayabiliriz.

Ama eğer dilimizi, kültürümüzü, vicdanımızı ve birbirimize olan sevgimizi koruyabiliyorsak…

Tuna hâlâ içimizde akıyor demektir.

Çünkü vatan sadece gidilen yer değildir.

Vatan, unutulmayan sevgidir.

Bugün çocuklarımız bizden büyük miraslar istemiyor.

Onlar dürüst bir isim…

Temiz bir vicdan…

Birlik içinde yaşayan bir aile…

Ve gurur duyacakları bir geçmiş istiyor.

Gelin bugün birbirimize biraz daha yumuşak konuşalım.

Biraz daha çok affedelim.

Biraz daha çok sevelim.

Çünkü yarın geriye ne makamlarımız kalacak…

Ne servetimiz…

Ne de alkışlarımız…

Geriye yalnızca insanların kalbinde bıraktığımız iz kalacak.

Ve unutmayalım:

Bir millet, ne kadar toprağa sahip olduğu kadar değil;
ne kadar gönle dokunabildiği kadar büyüktür.

Bugünün adı huzur olsun…
Yarının adı umut olsun…
Kalplerimiz kinle değil sevgiyle dolsun…
Dilimiz kırmasın, gönlümüz birleştirsin…
Çünkü gerçek vatan, önce insanın yüreğinde kurulur.