Karaya, Yollara, Denizlere, Havaya ve Gökyüzüne Sahip Çıkmak
Arzu ÜNAL
Bir zamanlar vatanı savunmak denildiğinde akla siper gelirdi.
Çanakkale’de siper vardı.
Sakarya’da siper vardı.
Dumlupınar’da siper vardı.
O siperlerin içinde bazen bir çift çarığı bile olmayan Mehmetçik vardı.
Arkasında ise duasıyla oğlunu cepheye gönderen analar, kağnısıyla cephane taşıyan kadınlar, son ekmeğini ordusuyla paylaşan Anadolu vardı.
Onlar bize bir vatan bıraktılar.
Şimdi soru şudur:
Biz çocuklarımıza nasıl bir Türkiye bırakacağız?
Çünkü dünya değişti.
Bugünün vatan mücadelesi yalnızca sınır taşlarının bulunduğu yerde verilmiyor. Yeni dünyanın görünmeyen sınırları; ticaret yollarından limanlara, denizlerden hava sahasına, uydulardan veri ağlarına, enerjiden uzaya kadar uzanıyor.
Dün Anadolu’ya sahip çıkmak gerekiyordu.
Bugün Anadolu’ya sahip çıkmanın yolu, Anadolu’ya ulaşan bütün stratejik yolları da görebilmekten geçiyor.
30 AĞUSTOS BİZE SADECE ZAFERİ DEĞİL,
VATANA SAHİP ÇIKMAYI ÖĞRETTİ
30 Ağustos’un bize bıraktığı en büyük miras yalnızca kazanılmış bir meydan savaşı değildir.
Bir iradedir:
“Bu vatanın kaderine başkaları karar veremez.”
1922’de bunun anlamı işgal ordularını Anadolu’dan çıkarmaktı.
Bugün ise aynı iradenin yeni karşılıkları vardır.
Türkiye kendi güvenliğini düşünmek zorundadır.
Enerji yollarını düşünmek zorundadır.
Limanlarını, boğazlarını, demiryollarını, hava sahasını, deniz yetki alanlarını, haberleşme altyapısını, uydularını ve teknolojik bağımsızlığını düşünmek zorundadır.
Çünkü artık devletlerin sınırı haritada çizilen çizgiden ibaret değildir.
Bir devletin stratejik sınırı, milli menfaatlerinin başladığı yere kadar uzanır.
KARA:
VATANIN ÜZERİNDE DURDUĞUMUZ EMANET
Toprak bizim için yalnızca coğrafya değildir.
Üzerinde mezarlarımız vardır.
Şehitliklerimiz vardır.
Camilerimiz, köprülerimiz, şehirlerimiz, hatıralarımız vardır.
Anadolu’nun her karışında yüzlerce yıllık bir millet hafızası yaşamaktadır.
Fakat 21. yüzyılda toprağa sahip çıkmak yalnızca sınırı korumak değildir.
Üretime sahip çıkmaktır.
Tarım arazilerine sahip çıkmaktır.
Su kaynaklarına sahip çıkmaktır.
Madenlere, enerji altyapısına, sanayiye ve şehirlerimizin geleceğine sahip çıkmaktır.
Çünkü üzerinde üretmediğiniz toprağı zamanla başkalarının üretimine muhtaç hale getirirsiniz.
Vatanı korumak, vatanı üretken tutmaktır.
YOLLAR:
DÜNYANIN DAMARLARI YENİDEN ÇİZİLİYOR
Yeni dünya düzeninin en büyük mücadelesi yollarda yaşanacaktır.
Çin’den Avrupa’ya…
Orta Asya’dan Anadolu’ya…
Kafkasya’dan Akdeniz’e…
Karadeniz’den sıcak denizlere…
Körfez’den Avrupa pazarlarına…
Ticaret koridorları yeniden şekilleniyor.
Çünkü yollar yalnızca kamyonların ve trenlerin geçtiği güzergâhlar değildir.
Yol, güçtür.
Yol ekonomidir.
Yol diplomasidir.
Yol jeopolitiktir.
Bir ülke dünya ticaretinin geçtiği güzergâhların merkezindeyse, yalnızca transit ülke değildir; doğru politikayla küresel sistemin vazgeçilmez aktörlerinden biri haline gelebilir.
Türkiye’nin önündeki büyük stratejik hedeflerden biri bu olmalıdır:
Doğu ile Batı’nın arasındaki köprü olmakla yetinmemek; köprünün kurallarını belirleyen ülkelerden biri olmak.
DENİZ:
MAVİ VATAN SADECE SU DEĞİLDİR
Bir millet karaya bakarak büyüyebilir.
Fakat dünyaya açılmak istiyorsa denize bakmak zorundadır.
Türkiye üç tarafı denizlerle çevrili büyük bir deniz ülkesidir.
Karadeniz…
Ege…
Akdeniz…
Ve Türk Boğazları…
Bunların her biri Türkiye’nin geleceğinin parçasıdır.
Denizlerde enerji vardır.
Ticaret vardır.
Limanlar vardır.
Deniz altındaki haberleşme hatları vardır.
Donanma vardır.
Balıkçılık vardır.
Jeopolitik vardır.
Bu nedenle denizlere sahip çıkmak yalnızca askerî bir mesele değildir.
Ekonomik bağımsızlık meselesidir.
Çocuklarımızın geleceği meselesidir.
Mavi Vatan kavramını da yalnızca savaş gemileri üzerinden okumamak gerekir.
Mavi Vatan aynı zamanda bilim gemisidir.
Araştırma gemisidir.
Tersanedir.
Liman işletmesidir.
Deniz ticaret filosudur.
Deniz hukukudur.
Enerji araştırmasıdır.
Ve en önemlisi denizci bir millet bilincidir.
HAVA:
GÖKYÜZÜNÜ KORUYAMAYAN TOPRAĞINI TAM KORUYAMAZ
Bir zamanlar kaleler şehirleri korurdu.
Sonra toplar geldi.
Ardından uçaklar…
Şimdi ise insansız hava araçları, uzun menzilli sistemler, elektronik harp ve yapay zekâ destekli savunma teknolojileri var.
Bu yüzden Türkiye’nin hava sahası yalnızca başımızın üzerindeki boşluk değildir.
Vatanın görünmeyen kubbesidir.
Gökyüzünde güçlü değilseniz, yerdeki stratejik tesislerinizi de korumakta zorlanırsınız.
Bu nedenle milli hava savunması, savaş uçakları, insansız sistemler, radar teknolojileri ve elektronik harp kabiliyeti bir lüks değildir.
Bağımsızlığın yeni çağdaki şartlarından biridir.
Dumlupınar’daki Mehmetçiğin süngüsü ne anlam taşıyorsa, bugünün milli savunma teknolojisi de aynı bağımsızlık iradesinin çağdaş karşılığıdır.
Araç değişmiştir.
Ruh değişmemiştir.
GÖKYÜZÜNDEN UZAYA:
YENİ VATAN SINIRI
Ve artık gökyüzünün de ötesine bakmalıyız.
Çünkü büyük güçlerin yeni rekabet alanlarından biri uzaydır.
Uydular olmadan modern haberleşmeyi düşünemezsiniz.
Navigasyonu düşünemezsiniz.
Meteorolojiyi, afet yönetimini, hassas tarımı, istihbaratı ve modern savunmayı tam anlamıyla düşünemezsiniz.
Bu nedenle uzay programı yalnızca prestij projesi değildir.
Milli egemenliğin gelecekteki katmanlarından biridir.
Bir zamanlar “vatan toprağı” dediğimizde ayağımızın altına bakıyorduk.
Yeni çağ bize yukarı bakmayı da öğretiyor.
Türkiye çocuklarına artık yalnızca:
“Bu topraklara sahip çıkın.”
dememelidir.
Şunu da söylemelidir:
“Bu gökyüzüne de sahip çıkın.”
GÖRÜNMEYEN VATAN:
VERİ VE SİBER DÜNYA
Bir başka cephe daha var.
Elle tutulmuyor.
Haritada görülmüyor.
Fakat belki geleceğin en önemli egemenlik alanlarından biri olacak:
Veri.
Milyonlarca vatandaşın bilgisi…
Bankacılık sistemleri…
Enerji şebekeleri…
Savunma altyapıları…
Kamu sistemleri…
Haberleşme ağları…
Yapay zekâyı besleyen büyük veri…
Bunların güvenliği de milli güvenliğin parçasıdır.
Eskiden kalenin kapısını korurduk.
Bugün dijital kapılarımızı da korumak zorundayız.
Çünkü bazen bir ülkeye tank göndermeden de hayatını felç edebilirsiniz.
Yeni çağın Mehmetçiğinin yanında bu nedenle mühendis de vardır.
Yazılımcı vardır.
Matematikçi vardır.
Siber güvenlik uzmanı vardır.
TÜRKİYE ARTIK HARİTANIN ORTASINDA DEĞİL, KORİDORLARIN KAVŞAĞINDADIR
Türkiye’nin önemini yalnızca yüzölçümüyle açıklamak büyük hata olur.
Türkiye’nin asıl gücü bulunduğu yerdir.
Balkanlar arkamızda değildir; stratejik çevremizin parçasıdır.
Kafkasya uzakta değildir.
Karadeniz bir kenar deniz değildir.
Doğu Akdeniz sadece turizm alanı değildir.
Orta Asya yalnızca tarih kitaplarımızdaki ata yurdu değildir.
Ortadoğu yalnızca krizlerin yaşandığı komşu coğrafya değildir.
Bütün bu alanlar birbirine bağlandığında Türkiye’nin önünde muazzam bir jeopolitik resim ortaya çıkmaktadır.
Balkanlar – Anadolu – Kafkasya – Türkistan hattı.
Buna Karadeniz’i, Akdeniz’i ve Orta Doğu bağlantılarını eklediğinizde Türkiye’nin neden küresel güç rekabetinin merkezlerinden birinde bulunduğunu daha iyi anlarsınız.
TÜRK DÜNYASIYLA YOLLARI BİRLEŞTİRMEK
Türkiye’nin önündeki büyük stratejik meselelerden biri Türk dünyasıyla bağlantılarını kalıcı altyapılara dönüştürmektir.
Kardeşlik değerlidir.
Ortak tarih değerlidir.
Ortak dil ve kültür paha biçilemezdir.
Fakat 21. yüzyılda kardeşliğin yanına demiryolu, enerji hattı, liman, üniversite, teknoloji, ticaret ve savunma işbirliği koymak gerekir.
İstanbul’dan çıkan bir trenin Türkistan coğrafyasına uzanabilmesi…
Hazar’ın iki yakasının birbirine daha güçlü bağlanması…
Türk dünyasının limanlarının, demiryollarının ve üretim merkezlerinin birbirini tamamlaması…
İşte stratejik kardeşlik budur.
Gönül coğrafyasını ekonomik ve stratejik coğrafyaya dönüştürmek.
30 AĞUSTOS’UN YENİ NESLE VASİYETİ
Bugün bir Türk gencinin önüne 1922’nin fotoğraflarını koyduğumuzda ona yalnızca:
“Bak, dedelerin nasıl savaştı.”
dememeliyiz.
Bir cümle daha söylemeliyiz:
“Şimdi sıra sende.”
Ama onun savaşı farklı olacaktır.
Kalemiyle…
Bilgisayarıyla…
Laboratuvarıyla…
Fabrikasıyla…
Ürettiği motorla…
Yazdığı yazılımla…
Tasarladığı uçakla…
Gönderdiği uyduyla…
Kurduğu şirketle…
Yaptığı bilimsel keşifle…
Gençlerimize kavgalarımızı değil, ufkumuzu bırakmalıyız.
Çünkü Türkiye’nin gelecek yüzyılını bugünün gençleri kuracaktır.
VATANA SAHİP ÇIKMAK ARTIK
360 DERECELİK BİR MÜCADELEDİR
Yeni dönemin milli stratejisi tek cümlede özetlenebilir:
Karaya sahip çık.
Yollara sahip çık.
Denizlere sahip çık.
Hava sahana sahip çık.
Gökyüzüne ve uzaya sahip çık.
Verine sahip çık.
Enerjine sahip çık.
Üretimine sahip çık.
Gençlerine sahip çık.
Ve bunların hepsini yaparken milletinin birliğine sahip çık.
Çünkü teknoloji kaybedildiğinde yeniden üretilebilir.
Para kaybedildiğinde yeniden kazanılabilir.
Binalar yıkıldığında yeniden yapılabilir.
Ama milletin ortak aidiyet duygusu parçalanırsa onu yeniden kurmak çok daha ağır bedeller ister.
ŞEHİDİN EMANETİ BİZE SADECE TOPRAK DEĞİLDİR
İşte 30 Ağustos’a bugün biraz da böyle bakmalıyız.
Dumlupınar’da toprağa düşen Mehmetçik geleceğin Türkiye’sini göremedi.
Bugünkü yollarımızı görmedi.
Köprülerimizi görmedi.
Uçaklarımızı görmedi.
Savunma teknolojilerimizi görmedi.
Uydularımızı görmedi.
Ama bir şeyi biliyordu:
Arkasında hür yaşayacak bir millet bırakmak istiyordu.
Biz onun emanetçisiyiz.
Şimdi bizim sorumluluğumuz, aldığımız emaneti çocuklarımıza daha güçlü teslim etmektir.
Onların kanıyla korunan toprağın üzerinde üretmek…
Onların göremediği denizlerde güçlü olmak…
Onların hayal bile edemediği gökyüzünde Türk mühendisliğinin izini bırakmak…
Onların uğruna öldüğü bağımsızlığı teknolojiyle, ekonomiyle, bilimle ve devlet aklıyla geleceğe taşımaktır.
Çünkü şehide verilebilecek en büyük söz:
“Emanetin yerde kalmadı.”
demektir.
30 Ağustos bize dünün zaferini anlatıyor.
Fakat yarının görevini de gösteriyor.
Dün vatanın toprağını kurtardık.
Bugün vatanın geleceğini korumak zorundayız.
Karada güçlü Türkiye…
Denizlerinde güçlü Türkiye…
Havasında güçlü Türkiye…
Uzayda söz sahibi Türkiye…
Ticaret yollarının kavşağında güçlü Türkiye…
Türk dünyasıyla omuz omuza yürüyen Türkiye…
Ve bütün bunların merkezinde birbirine güvenen büyük Türk milleti.
İşte Büyük Zafer’e yakışacak gelecek budur.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere vatan uğruna can veren bütün şehitlerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyorum.
Bayrağımız göklerden inmesin.
Ezanımız susmasın.
Denizlerimiz sahipsiz kalmasın.
Yollarımız başkalarının iradesine bırakılmasın.
Gökyüzümüz güvensiz kalmasın.
Devletimiz güçlü, milletimiz bir olsun.
Çünkü bu vatanın bedeli ödendi.
Şimdi bize düşen, emanete sahip çıkmaktır.
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.
