Arzu ÜNAL

Türkiye’nin Yeni Yüzyılında Milliyetçi Siyasetin Önündeki Büyük Sınav

Siyasette bazı cümleler vardır; söylendiği gün alkış alır, ertesi gün unutulur.

Bazı cümleler ise doğru zamanda ve doğru içerikle söylendiğinde bir dönemin siyasi istikametini gösterebilir.

Kardeşlik Kalbimizde, Gelecek Aklımızda” ifadesine de bu gözle bakmak gerekir.

Bu cümleyi yalnızca bir teşkilat sloganı, kongre mesajı veya seçim hazırlığının parçası olarak okumak yeterli değildir.

Asıl mesele şudur:

Türkiye’nin önümüzdeki yirmi-otuz yılında kardeşlik nasıl bir devlet politikasına dönüşecek?

Çünkü bugün ülkenin ihtiyacı yalnızca daha yüksek sesle konuşan siyaset değil, daha fazla insanı aynı gelecek etrafında buluşturabilen siyasettir.

YENİ DÖNEMİN MESELESİ KİMİN KAZANDIĞI DEĞİL,
KİMİN DIŞARIDA KALMADIĞIDIR

Türkiye uzun yıllardır siyasi mücadeleyi ağırlıklı olarak “kim kazandı, kim kaybetti?” sorusu üzerinden okuyor.

Oysa güçlü devletlerin asıl sorusu farklıdır:

Kimseyi kaybetmeden nasıl güçlenebiliriz?”

Bir ülke seçim kazanabilir ama gençlerini kaybedebilir.

Bir parti oylarını artırabilir ama toplumun güvenini azaltabilir.

Devlet ekonomik büyüme sağlayabilir ama vatandaş adalete inanmazsa o büyüme toplumsal huzura dönüşmez.

Bu nedenle Türkiye’nin yeni dönemde en fazla ihtiyaç duyduğu şey, kazanan-kaybeden denkleminin üzerinde yeni bir ortaklık kültürüdür.

Kardeşlik tam da burada devreye girer.

Kardeşlik, herkesin aynı düşünmesi değildir.

Kardeşlik, farklı düşünen insanların aynı devletin geleceğinde buluşabilmesidir.

MİLLİYETÇİLİK ARTIK SADECE KORUMAK DEĞİL,
İNŞA ETMEKTİR

Milliyetçi siyaset geçmişte çoğu zaman devletin ve milletin varlığını koruma refleksi üzerinden şekillendi.

Bu refleks tarihsel olarak anlaşılabilir.

Türkiye darbeler yaşadı.

Terörle mücadele etti.

Bölgesel krizlerle karşı karşıya kaldı.

Devletin birlik ve bütünlüğü defalarca sınandı.

Fakat 21. yüzyılın ikinci çeyreğinde milliyetçiliğin önünde yeni bir görev bulunmaktadır.

Artık yalnızca “neyi koruyacağız?” diye sormak yetmez.

Şunu da sormalıyız:

Neyi inşa edeceğiz?”

Yeni nesil milliyetçilik;

daha iyi üniversiteler kurmalıdır.

Daha yüksek teknoloji üretmelidir.

Genç bilim insanlarını ülkeye bağlamalıdır.

Tarımı stratejik sektör olarak görmelidir.

Enerji bağımsızlığını güçlendirmelidir.

Şehirlerin kültürel dokusunu korumalıdır.

Türk dünyasıyla ekonomik bağları derinleştirmelidir.

Balkanlar’daki soydaş ve akraba toplulukları yalnızca duygusal söylemlerle değil, eğitim, ekonomi ve diplomasi üzerinden desteklemelidir.

Çünkü çağımızın milliyetçiliği, yalnızca bayrağı koruyan değil, bayrağın altında güçlü bir gelecek kuran anlayış olmak zorundadır.

KARDEŞLİĞİN EN BÜYÜK DÜŞMANI ADALETSİZLİKTİR

Bir toplumda kardeşlik çağrısı yapabilirsiniz.

Ancak insanlar kendilerini eşit hissetmiyorsa kardeşlik uzun süre yaşayamaz.

Bu nedenle kardeşliğin ilk şartı adalettir.

Bir genç, işe girebilmek için torpil aramak zorunda kalıyorsa kardeşlik duygusu zedelenir.

Bir esnaf kendisine eşit davranılmadığını düşünüyorsa devlete güveni azalır.

Bir vatandaş siyasi tercihi nedeniyle dışlandığını hissediyorsa toplumsal birlik zarar görür.

Kardeşlik duygusunu korumanın yolu herkesi aynılaştırmak değildir.

Herkese aynı hukuk düzenini uygulamaktır.

Devletin vatandaşına verebileceği en büyük güvence budur:

Kim olursan ol, hukuk karşısında eşitsin.”

İşte milliyetçi devlet aklı da burada başlar.

TÜRKİYE’NİN ASIL SAVAŞI BEYİNLER İÇİN OLACAK

Önümüzdeki yıllarda devletlerin mücadelesi yalnızca toprak, enerji veya askeri kapasite üzerinden yürümeyecek.

En büyük mücadele insan kaynağı için yaşanacak.

Hangi ülke daha iyi mühendis yetiştiriyor?

Hangi ülke bilim insanlarını çekiyor?

Hangi ülke gençlerine gelecek umudu verebiliyor?

Hangi ülke teknoloji geliştirebiliyor?

Bunlar yeni dönemin asıl güç göstergeleri olacak.

Türkiye çok önemli bir genç nüfus avantajına sahip.

Ama genç nüfus ancak doğru eğitim, fırsat eşitliği ve gelecek umudu varsa stratejik avantaja dönüşür.

Aksi hâlde başka ülkeler için yetişmiş insan kaynağı üretmiş oluruz.

Bu nedenle “gelecek aklımızda” deniliyorsa ilk mesele gençlik olmalıdır.

Çünkü geleceğin Türkiyesi bugünün gençlerinin zihninde kuruluyor.

İSTANBUL YALNIZCA BİR ŞEHİR DEĞİL,
TÜRKİYE’NİN GELECEK LABORATUVARIDIR

İstanbul’un siyasi önemini yalnızca seçmen sayısı üzerinden okumak doğru değildir.

İstanbul Türkiye’nin küçük bir modelidir.

Türkiye’nin her bölgesinden insan İstanbul’da yaşamaktadır.

Balkan göçmenleri… Karadenizliler…

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan gelenler… Kafkas kökenliler…

Orta Asya ve Türk dünyasından gelen topluluklar…

İstanbul’da yan yana yaşamaktadır. Bu nedenle İstanbul’da kurulacak toplumsal model aslında Türkiye’nin geleceği açısından bir laboratuvar görevi görmektedir.

Eğer İstanbul’da farklı kesimler ortak şehir bilinci oluşturabiliyorsa Türkiye bunu başarabilir.

Eğer İstanbul’da insanlar birbirlerinin yaşamına saygı gösterebiliyorsa Türkiye bunu başarabilir.

Eğer İstanbul’da gençler kendilerini bu şehrin geleceğinin parçası olarak görebiliyorsa Türkiye bunu başarabilir.

Bu açıdan İstanbul’un asıl meselesi seçim değildir.

Birlikte yaşama kültürünün geleceğidir.

KUTUPLAŞMA SİYASETİN KISA YOLUDUR,
KARDEŞLİK DEVLET ADAMLIĞININ UZUN YOLUDUR

Siyasi kutuplaşma zaman zaman oy kazandırabilir. İnsanları korkular üzerinden mobilize etmek kolaydır.

Bir düşman göstermek kolaydır. Toplumu “biz ve onlar” diye ayırmak da kolaydır.

Fakat bu yöntemin bedelini devlet uzun vadede öder. Çünkü kutuplaşan toplumlarda güven azalır. Ekonomik işbirliği zayıflar. Toplumsal dayanışma düşer. Gençler siyasetten uzaklaşır.

Devlet kurumlarına duyulan güven zarar görür. Kardeşlik siyaseti ise daha zordur. Çünkü kardeşlik sabır ister.

Dinlemek ister. Farklı fikirlere tahammül ister. Adalet ister. Ama uzun vadede güçlü devletleri oluşturan da budur.

TÜRK DÜNYASI İÇİN DE AYNI FORMÜL GEÇERLİDİR

Türkiye’nin kardeşlik kavramını yalnızca kendi sınırları içerisinde düşünmesi de yeterli değildir.

Türk dünyasında yeni bir dönem başlamaktadır.

Azerbaycan’dan Kazakistan’a, Özbekistan’dan Kırgızistan’a, Türkmenistan’dan Balkanlardaki Türk topluluklarına kadar geniş bir coğrafyada yeni işbirliği imkanları doğmaktadır.

Ancak bu birlik sadece kültürel etkinliklerle sınırlı kalmamalıdır.

Ortak üniversiteler kurulmalıdır. Öğrenci değişimleri artırılmalıdır.

Ortak teknoloji projeleri geliştirilmelidir. Ticaret koridorları güçlendirilmelidir.

Ortak medya ve kültür platformları kurulmalıdır. Savunma ve enerji işbirliği derinleştirilmelidir.

Kısacası kardeşlik ekonomik ve stratejik kurumsallaşmaya dönüşmelidir.

Çünkü duygusal bağlar önemlidir. Ama kalıcı güç kurumlarla kurulur.

TÜRKİYE’NİN YENİ YÜZYILI
BİR “ORTAK HEDEF” YÜZYILI OLMALIDIR

Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri toplumun ortak hedefler etrafında yeterince buluşamamasıdır.

Bir ülke yalnızca ortak geçmişle millet olmaz. Ortak gelecek tasavvuru da gerekir.

Biz nasıl bir Türkiye istiyoruz? Dünyanın ilk on ekonomisinden biri mi?

Savunma teknolojilerinde öncü bir ülke mi? Bilim üreten bir ülke mi?

Tarımda kendi kendine yeten bir ülke mi? Türk dünyasının ekonomik merkezlerinden biri mi?

Balkanlarda barış ve istikrarın ana aktörü mü? Gençlerin başka ülkelere gitmek yerine kendi ülkelerinde gelecek kurmak istediği bir Türkiye mi? İşte siyasetin asıl görevi bu hedefleri ortaklaştırmaktır.

DEVLETİN BÜYÜKLÜĞÜ SERTLİĞİYLE DEĞİL,
KAPSAYICILIĞIYLA ÖLÇÜLÜR

Devlet güçlü olmalıdır.

Fakat güçlü devlet yalnızca güvenlik kapasitesi yüksek devlet değildir.

Güçlü devlet vatandaşının kendisini güvende hissettiği devlettir.

Mahkemeye gittiğinde adalet bulacağına inanan vatandaş güçlü devlette yaşar.

Çocuğunun eğitiminde fırsat bulacağına inanan aile güçlü devlette yaşar.

Üreticinin yarınını görebildiği ekonomi güçlü devlettir.

Farklı düşüncelerin vatan sevgisi etrafında bir arada yaşayabildiği toplum güçlü toplumdur.

Dolayısıyla kardeşlik aslında bir yumuşaklık göstergesi değildir.

Tam tersine devletin en büyük stratejik kapasitesidir.

GELECEK NESİLLERE BIRAKACAĞIMIZ EN BÜYÜK MİRAS

Bugün siyasetin en büyük sorumluluğu yalnızca bugünkü seçmene karşı değildir.

Henüz oy kullanmayan çocuklara karşı da sorumluluğumuz vardır.

Biz onlara nasıl bir ülke bırakacağız?

Borçlu mu?

Kutuplaşmış mı?

Umutsuz mu?

Yoksa üreten, özgüvenli, güçlü ve birlikte yaşama kültürünü geliştirmiş bir Türkiye mi?

İşte “gelecek aklımızda” sözünün gerçek anlamı burada ortaya çıkar.

Gelecek aklımızdaysa kararlarımızı yalnızca önümüzdeki seçim için almamalıyız.

Önümüzdeki nesiller için almalıyız.

KARDEŞLİKTEN STRATEJİYE

Kardeşlik Kalbimizde, Gelecek Aklımızda” sözü güzel bir başlangıçtır.

Ama asıl mesele bu cümlenin bir devlet vizyonuna dönüşmesidir.

Kardeşlik;

adaletle güçlenmelidir.

Liyakatle güven kazanmalıdır.

Üretimle refaha dönüşmelidir.

Eğitimle geleceğe taşınmalıdır.

Türk dünyasıyla stratejik ortaklığa dönüşmelidir.

Gençlerin umuduyla büyümelidir.

Ve en önemlisi siyasi rekabetin üzerinde bir Türkiye ortaklığına dönüşmelidir.

Çünkü önümüzdeki dönem bize şunu gösterecek:

Türkiye’nin büyüklüğü yalnızca ekonomisinin veya ordusunun büyüklüğüyle ölçülmeyecek.

Birbirinden farklı milyonlarca insanı aynı gelecek ülküsünde buluşturabilme kabiliyetiyle ölçülecek.

Gerçek kardeşlik budur. Gerçek milliyetçilik budur. Gerçek devlet aklı da budur.

Geçmişi unutmadan, bugünün kavgasına takılmadan, geleceği birlikte kurabilmek.

İşte Türkiye’nin önündeki asıl büyük hedef budur.