Biz Rahat Uyurken Birileri 24 Saat Nöbette

Arzu ÜNAL

Vatan sevgisi yalnızca bayramlarda bayrak asmak değildir. Vatan sevgisi yalnızca yüksek sesle slogan söylemek, meydanlarda coşkuyla yürümek veya sosyal medyada birkaç cümle paylaşmak da değildir.

Vatan sevgisinin en gerçek, en sessiz ve en ağır biçimi; insanın bulunduğu yerde görevini hakkıyla yapmasıdır.

Çünkü bir ülke sadece sınırlarıyla korunmaz.

Bir ülke;

sınırda nöbet tutan askerle,

gece yarısı ameliyata giren doktorla,

yangına koşan itfaiyeciyle,

suçlunun peşinden giden polisle,

denizde devriye gezen sahil güvenlikle,

gökyüzünü izleyen pilotla,

radar başında sabahlayan teknisyenle,

enerji hattını ayakta tutan mühendisle,

gecenin karanlığında yolu açık tutan işçiyle,

çocuğuna doğruyu öğreten öğretmenle,

adaleti gözeten hâkimle,

emanete sahip çıkan memurla,

üreten çiftçiyle,

fabrikada çalışan emekçiyle,

ailesini namusuyla geçindirmeye çalışan vatandaşla ayakta durur.

İşte bu nedenle vatan sevgisinin en sade tarifi belki de şudur:

Görevini layiki ile dostdoğru yapmak.

BİZ UYURKEN BİRİLERİ UYANIK

Gece yatağımıza girdiğimizde çoğumuz kapımızı kilitler, ışığı kapatır ve sabaha kadar huzur içinde uyumayı doğal bir hak gibi görürüz.

Oysa o huzurun arkasında görünmeyen büyük bir emek vardır.

Biz uyurken bir asker sınır hattında termal kameradan ufku izler.

Bir polis gece devriyesindedir.

Bir jandarma dağ yolunda kontrol yapar.

Bir pilot alarm durumunda dakikalar içinde havalanmaya hazır bekler.

Bir radar operatörü gökyüzündeki her hareketi takip eder.

Bir gemi personeli açık denizde vardiyadadır.

Bir ambulans ekibi telefonun çalmasını bekler.

Bir doktor acil servistedir.

Bir itfaiyeci botları yatağının yanında uyur.

Bir enerji çalışanı şehrin karanlıkta kalmaması için nöbettedir.

Bir siber güvenlik uzmanı milyonlarca insanın farkında bile olmadığı dijital saldırıları engellemeye çalışır.

Kısacası biz rahat uyurken devlet uyumaz.

Milletin huzuru için birileri 24 saat ayaktadır.

Bunu bazen ancak büyük bir felaket olduğunda fark ediyoruz.

Deprem olduğunda arama kurtarmacıyı,

yangın çıktığında itfaiyeciyi,

sınırda saldırı olduğunda askeri,

terör tehdidinde polisi,

salgında doktoru,

elektrikler kesildiğinde teknik ekibi hatırlıyoruz.

Oysa onlar sadece kriz anlarında görev yapmıyorlar.

Onlar her gün oradalar.

Sessizce.

Gösterişsizce.

Çoğu zaman isimleri bilinmeden.

VATAN SEVGİSİ GÖSTERİ DEĞİL, SORUMLULUKTUR

Bir ülkenin en büyük yanılgılarından biri, vatan sevgisini yalnızca hamasetle ölçmeye başlamasıdır.

Oysa tarih bize başka bir şey öğretiyor.

Devletleri büyük yapan, sözlerden çok görev ahlakıdır.

Bir asker görevini iyi yapıyorsa vatanını seviyordur.

Bir öğretmen öğrencisini gerçekten yetiştiriyorsa vatanını seviyordur.

Bir mühendis yaptığı binanın betonundan çalmıyorsa vatanını seviyordur.

Bir müteahhit malzemeden kısmıyorsa vatanını seviyordur.

Bir doktor hastasına insan gözüyle bakıyorsa vatanını seviyordur.

Bir gazeteci gerçeği araştırıyorsa vatanını seviyordur.

Bir esnaf teraziyi doğru tutuyorsa vatanını seviyordur.

Bir hâkim karar verirken yalnızca adaleti düşünüyorsa vatanını seviyordur.

Bir siyasetçi kamu malını kendi malından daha hassas koruyorsa vatanını seviyordur.

Bir memur vatandaşın işini savsaklamıyorsa vatanını seviyordur.

Çünkü devlet dediğimiz yapı sadece Ankara’daki binalardan ibaret değildir.

Devlet, milyonlarca insanın görevini doğru yapmasından oluşan büyük bir sistemdir.

Bir yerde görev ihmal edilirse zincirin başka bir halkası zarar görür.

NÖBET SADECE SINIRDA TUTULMAZ

Nöbet deyince aklımıza önce asker gelir.

Doğrudur.

Askerin nöbeti, vatan nöbetidir.

Ama millet hayatında nöbetin birçok çeşidi vardır.

Öğretmenin sınıfta tuttuğu nöbet vardır.

Doktorun hastane nöbeti vardır.

Polisin sokak nöbeti vardır.

Çiftçinin toprak nöbeti vardır.

Mühendisin üretim nöbeti vardır.

Bilim insanının laboratuvar nöbeti vardır.

Annenin çocuğunun başında tuttuğu nöbet vardır.

Babanın ailesi için verdiği emek vardır.

Gazetecinin hakikatin peşindeki nöbeti vardır.

Diplomatın masada tuttuğu nöbet vardır.

İstihbarat görevlisinin kimsenin bilmediği nöbeti vardır.

Siber güvenlik uzmanının bilgisayar ekranı başındaki nöbeti vardır.

Savunma sanayii mühendisinin laboratuvarda tuttuğu nöbet vardır.

Bir milletin geleceği, aslında milyonlarca insanın tuttuğu bu görünmez nöbetlerin toplamıdır.

BUGÜNÜN VATAN SAVUNMASI DEĞİŞTİ

Geçmişte vatan savunması denildiğinde cephe hattı düşünülürdü.

Bugün cephe çok daha geniştir.

Sınırlarımız kadar veri merkezlerimizi korumak zorundayız.

Topraklarımız kadar enerji hatlarımızı korumak zorundayız.

Askerî üslerimiz kadar iletişim altyapımızı korumak zorundayız.

Savunma sanayiimizi,

gıda güvenliğimizi,

suyumuzu,

tarımımızı,

üniversitelerimizi,

teknolojik birikimimizi,

gençlerimizi,

kültürümüzü,

ailemizi,

dilimizi,

hafızamızı korumak zorundayız.

Çünkü modern dünyada devletler sadece tanklarla saldırıya uğramıyor.

Ekonomi üzerinden saldırılar geliyor.

Siber saldırılar geliyor.

Algı operasyonları geliyor.

Enerji krizleri geliyor.

Gıda savaşları geliyor.

Teknolojik bağımlılıklar geliyor.

Kültürel çözülmeler geliyor.

Bu nedenle günümüzün vatanseverliği de çok daha kapsamlıdır.

Bir genç iyi yazılım geliştiriyorsa ülkesine hizmet ediyor olabilir.

Bir mühendis millî teknoloji üretiyorsa ülkesine hizmet ediyor olabilir.

Bir çiftçi toprağını terk etmeyip üretmeye devam ediyorsa stratejik bir görev yapıyor olabilir.

Bir öğretmen çocuklara tarihini, ahlakı ve bilimi doğru öğretiyorsa geleceğin sınırlarını koruyor olabilir.

GÖREVİN KÜÇÜĞÜ YOKTUR

Biz bazen yalnızca büyük makamları önemli görürüz.

Oysa devlet hayatında küçük görev diye bir şey yoktur.

Bir vidanın doğru sıkılmaması uçağın güvenliğini etkileyebilir.

Bir beton kolonun yanlış yapılması onlarca insanın hayatına mal olabilir.

Bir laboratuvar sonucunun dikkatsiz okunması bir insanın kaderini değiştirebilir.

Bir memurun masasında bekleyen evrak bir ailenin aylarca mağdur olmasına sebep olabilir.

Bir öğretmenin söylediği tek cümle bir çocuğun hayatını değiştirebilir.

Bir sınır görevlisinin birkaç saniyelik dikkati büyük bir tehdidi önleyebilir.

Bu yüzden mesele makamın büyüklüğü değildir.

Mesele görev bilincidir.

İnsan hangi görevde olursa olsun şu soruyu kendisine sorabilmelidir:

Ben bugün görevimi gerçekten hakkıyla yaptım mı?”

Bir millet bu soruyu milyonlarca insanın kendisine sorduğu gün değişmeye başlar.

RAHAT UYKUNUN BEDELİ VARDIR

Bugün evimizde rahat uyuyabiliyorsak bunun bir bedeli vardır.

O bedeli kimi zaman bir asker sınırda ailesinden uzak kalarak öder.

Bir polis çocuğunun doğum gününe yetişemeyerek öder.

Bir doktor bayram sabahını hastanede geçirerek öder.

Bir pilot gecenin yarısında göreve çağrılarak öder.

Bir denizci aylarca ailesinden ayrı kalarak öder.

Bir itfaiyeci başkasının evini kurtarmak için kendi hayatını tehlikeye atarak öder.

Bazıları ise bu bedeli canıyla öder.

Şehitlik dediğimiz kavram tam da burada başka bir anlam kazanır.

Şehit, millet uyusun diye uyanık kalanların en ağır bedeli ödeyenidir.

Bu nedenle şehitlerimizi yalnızca törenlerde hatırlamak yeterli değildir.

Onların bıraktığı emanete layık olmanın yolu da görevimizi iyi yapmaktır.

Çünkü vatan uğruna can veren insana karşı en büyük borcumuz, onun koruduğu ülkeyi daha güçlü, daha adil, daha üretken ve daha yaşanabilir hâle getirmektir.

VATANSEVERLİĞİN ÖLÇÜSÜ

Bugün kendimize yeniden sormalıyız:

Vatanını en çok kim seviyor?

En yüksek sesle bağıran mı?

En çok bayrak paylaşan mı?

En uzun konuşmayı yapan mı?

Belki de hayır.

Belki vatanını en çok seven;

sabah erkenden dükkânını açıp dürüstçe çalışan esnaftır.

Belki gece yarısı bir hastayı hayatta tutmaya çalışan doktordur.

Belki eksi derecede hudut karakolunda nöbet tutan Mehmetçiktir.

Belki sabaha kadar laboratuvarda çalışan genç mühendistir.

Belki köy okulunda çocuk yetiştiren öğretmendir.

Belki tarlasında üretmeye devam eden çiftçidir.

Belki çöpleri toplarken kimsenin adını bilmediği belediye işçisidir.

Çünkü gerçek vatanseverlik çoğu zaman sessizdir.

Gösteriş yapmaz.

Fotoğraf çektirmez.

Alkış beklemez.

Sadece görevini yapar.

BİZ DE NÖBETTEYİZ

Aslında hepimiz bir nöbetin içindeyiz.

Kimimiz sınırda.

Kimimiz fabrikada.

Kimimiz okulda.

Kimimiz hastanede.

Kimimiz belediyede.

Kimimiz tarlada.

Kimimiz üniversitede.

Kimimiz evimizde çocuk yetiştirirken.

Mesele aynı üniformayı giymek değildir.

Mesele aynı sorumluluk duygusunu taşımaktır.

Çünkü millet olmak biraz da budur.

Birbirimizi görmesek bile birbirimizin hayatını tamamlamak.

Bir asker sınırı korur.

Bir çiftçi askerimizin yiyeceğini üretir.

Bir mühendis onun kullandığı teknolojiyi geliştirir.

Bir öğretmen o mühendisi yetiştirir.

Bir doktor yaralandığında onu tedavi eder.

Bir anne o askerleri, mühendisleri, öğretmenleri, doktorları yetiştirir.

İşte devlet böyle bir bütündür.

VATAN SEVGİSİ İŞİNİ DOĞRU YAPMAKTIR

Bu ülkenin daha güçlü olması için hepimizin general olmasına gerek yok.

Hepimizin milletvekili olmasına gerek yok.

Hepimizin büyük makamlar taşımasına gerek yok.

Bize düşen çok daha temel bir görev vardır:

Bulunduğumuz yerde işimizi iyi yapmak.

Çünkü bir ülke, milyonlarca insanın küçük görünen görevleri büyük bir sorumlulukla yapması sayesinde büyür.

Unutmayalım:

Biz gece rahat uyurken sınırda bir asker uyanıktır.

Gökyüzünde bir pilot hazırdır.

Denizde bir gemi devriyededir.

Hastanede bir doktor nöbettedir.

Sokakta bir polis görev başındadır.

Enerji merkezinde bir mühendis sistemi izlemektedir.

İtfaiyede bir ekip telefonun çalmasını beklemektedir.

Devletin görünmeyen binlerce insanı milletin huzuru için görev başındadır.

O hâlde bize düşen de kendi nöbetimizi hakkıyla tutmaktır.

Çünkü:

Vatanını en çok seven, işini en iyi yapandır.

Ve güçlü devlet;

sadece sınırında iyi nöbet tutan askerlerin değil,

hayatın her alanında görevini namusuyla yapan insanların eseridir.