SOFYA’NIN KALBİNDE SESSİZ BİR HAFIZA:
BÜYÜK CAMİ’DEN BUGÜNE TARİH, KİMLİK VE STRATEJİ

Arzu ÜNAL’ın Sofya izlenimlerinden

Sofya’da bazı yapılar vardır; önünden geçip gidersiniz. Bazılarıysa insanı durdurur, düşündürür, geçmişle bugünü aynı anda önünüze koyar. Bugün Bulgaristan Ulusal Arkeoloji Müzesi olarak kullanılan Büyük Camii, yani Koca Mahmud Paşa Camii, benim için böyle bir yapı oldu. Önünde durduğumda yalnızca eski bir taş bina görmedim. Bir dönemin şehir anlayışını, bir medeniyetin izlerini, değişen rejimleri, değişen sınırları ve değişmeyen bir tarih gerçeğini gördüm.

Sonra yapının arka tarafına geçtim. Bir başka tabloyla karşılaştım.
Bugün orada kafe ve restoran olarak kullanılan modern bir sosyal alan var. İnsanlar oturuyor, sohbet ediyor, yemek yiyor. Hayat kendi akışı içinde devam ediyor.
Fakat tam da bu görüntü insana şu soruyu sorduruyor:
Bir şehir modernleşirken geçmişine ne kadar sadık kalmalıdır?
Asıl mesele budur.

BÜYÜK CAMİ SADECE BİR İBADETHANE DEĞİLDİ

Koca Mahmud Paşa Camii, 15. yüzyılda inşa edilmiş önemli Osmanlı eserlerinden biridir.
Ancak bu yapıyı yalnızca bir cami olarak görmek eksik olur.

Osmanlı şehir anlayışında cami, çoğu zaman tek başına bir bina değildi. Etrafında eğitim, ticaret, sosyal yardımlaşma ve kültürel hayat gelişirdi. Büyük Camii de bir külliye anlayışının parçasıydı.

Medrese, kervansaray, sebil, kütüphane gibi yapılarla birlikte düşünüldüğünde burası bir zamanlar Sofya’nın sosyal merkezlerinden biriydi. Demek ki bugün gördüğümüz yapı sadece taş duvarlardan ibaret değildir.
Bir şehir düzeninin kalıntısıdır. Bir medeniyet tasavvurunun hatırasıdır.

SOFYA’NIN TARİHİ TEK RENKLİ DEĞİLDİR

Bugün Sofya’ya baktığımızda modern bir Avrupa başkenti görüyoruz.

Ama bu şehrin tarihi tek dönemden oluşmamaktadır.
Roma dönemi vardır.
Bizans dönemi vardır.
Bulgar devletleri vardır.
Osmanlı dönemi vardır.
Modern Bulgaristan vardır.

İşte tam da bu nedenle şehirlerin geçmişi seçilerek anlatılmamalıdır.

Bir dönemi kabul edip başka bir dönemi görmezden gelmek tarihi anlamak değildir.

Tarihin tamamına bakmak gerekir. Büyük Camii bu açıdan önemli bir semboldür.

Çünkü Sofya’nın yaklaşık beş asırlık Osmanlı döneminin şehirde hâlâ görülebilen sessiz tanıklarından biridir.

DUVARLAR AYAKTA AMA HAFIZA AYAKTA MI?

Bir tarihî yapının fiziksel olarak korunması elbette değerlidir.
Yıkılmamış olması önemlidir.

Bugün müze olarak kullanılıyor olması da bu yapının ayakta kalmasını sağlamıştır.
Ama mesele sadece binayı korumak değildir.
Asıl mesele şudur: O binanın kimliği de korunuyor mu?

Bir yapıyı koruyup geçmişini görünmez hâle getirirseniz tarihî koruma eksik kalır.

Büyük Camii’ye gelen bir ziyaretçinin şu gerçeği açık biçimde görmesi gerekir:
“Bu bina 15. yüzyılda cami olarak inşa edilmiştir.”

Yüzyıllar boyunca Müslümanların ibadet mekânı olmuştur.”

Daha sonra farklı amaçlarla kullanılmıştır.”
Bu bilgi kimseyi küçültmez.
Tam tersine Bulgaristan’ın tarihî derinliğini ortaya koyar.

MİNARE YOK AMA TARİH YERİNDE

Bugün Büyük Camii’nin minaresi yok.
Cemaat yok. Ezan yok. İbadet yok.
Fakat yapının gövdesi hâlâ orada.
İşte bu görüntü bana çok şey anlattı.

Mimari bazen insanlardan daha uzun yaşar.
İmparatorluklar yıkılır.
Rejimler değişir.
Sınırlar değişir.
Ama taş hafızasını taşımaya devam eder.

Bu nedenle tarihî yapıları anlamak, geçmişle kavga etmek değil, geçmişi doğru okumaktır.

ARKA TARAFINDAKİ KAFE BİR SEMBOL HALİNE GELİYOR

Yapının arka tarafında bugün modern bir kafe-restoran alanı bulunuyor.

Burada problem insanların kahve içmesi değildir. Problem, tarih ile bugünün nasıl yan yana getirildiğidir.

Bir zamanlar ibadet, eğitim ve sosyal hayatın merkezi olan bir alanın bugün başka bir işlev kazanması şehirlerin doğal dönüşümünün parçasıdır. Ancak tarihî mekânların çevresinde kullanılan dil, mimari ve ticari yaklaşım büyük önem taşır.

Böyle yerlerde modern kullanım ile tarihî hassasiyet arasında denge kurulmalıdır.
Çünkü bazı alanlar sıradan ticari mekân değildir.
Onlar toplumsal hafıza alanlarıdır.

DEVLETİN ELİNDE” MESELESİ DUYGUDAN ÇIKIP BELGEYE DÖNÜŞMELİ

Bugün Büyük Camii’nin devlet kurumunun kullanımında olması, özellikle Bulgaristan Türkleri ve Müslümanlar açısından üzüntü verici bulunabilir.

Bu anlaşılır bir duygudur.
Ancak burada stratejik düşünmek gerekir.
Mesele sloganla değil, belgeyle konuşulmalıdır.
Yapının vakfiyesi araştırılmalıdır.
Osmanlı dönemindeki statüsü incelenmelidir.

1878 sonrasında hangi hukuki süreçlerden geçtiği ortaya çıkarılmalıdır.

Tapu kayıtları, arşiv belgeleri, devlet kayıtları ve vakıf belgeleri bilimsel bir dosyada toplanmalıdır.

Çünkü kültürel miras meselesi ancak böyle uluslararası düzeyde ciddiyet kazanır.
Duygu önemlidir.
Ama belge daha önemlidir.

ÖNCE HAFIZAYI GERİ KAZANMALIYIZ

Bence yapılması gereken ilk iş, yapının tarihî kimliğinin çok daha görünür hâle getirilmesidir.
Bugün hemen yapılabilecek adımlar vardır.

Girişte büyük bir tarih panosu bulunabilir.
Bulgarca, Türkçe ve İngilizce olarak yapının geçmişi anlatılabilir.

Eski fotoğraflar sergilenebilir.
Minaresinin ve özgün mimarisinin dijital rekonstrüksiyonu hazırlanabilir.
Külliyenin geçmişteki sınırları gösterilebilir.

Böylece oraya gelen herkes bu yapının yalnızca bir müze binası olmadığını anlar.
Bu, bir iade tartışmasından önce yapılabilecek en temel tarihî adalet adımıdır.

BULGARİSTAN İÇİN DE BİR FIRSAT

Bu meseleyi yalnızca Türk tarafından görmek yanlış olur.
Bulgaristan açısından da burada önemli bir fırsat vardır.

Bir devlet, kendi sınırları içindeki farklı medeniyetlere ait mirası ne kadar özgüvenle koruyabiliyorsa o kadar güçlü görünür.

Osmanlı mirasını inkâr etmek Bulgaristan’ı güçlendirmez.
Tam tersine tarihini daraltır.

Osmanlı dönemini kendi topraklarının tarihî katmanlarından biri olarak kabul etmek ise Bulgaristan’ın kültürel zenginliğini büyütür.
Bu yaklaşım Avrupa’nın çok kültürlü miras anlayışıyla da uyumludur.

TÜRKİYE VE BULGARİSTAN ORTAK KÜLTÜR DOSYASI HAZIRLAMALI

Büyük Camii yalnızca tek başına ele alınmamalıdır.
Sofya’daki Osmanlı eserlerinin tamamı ortak bir envanter çalışmasına alınmalıdır.

Ayakta kalan eserler.
Yıkılan eserler.
İşlevi değiştirilen yapılar.
Eski camiler.
Hamamlar.
Çeşmeler.
Hanlar.
Mezar taşları.
Hepsi tek bir bilimsel proje altında toplanabilir.
Türk ve Bulgar akademisyenler birlikte çalışabilir.

Üniversiteler, belediyeler, müzeler ve sivil toplum kuruluşları ortak projeler geliştirebilir.
Bu yaklaşım geçmişi bir çatışma konusu olmaktan çıkarır.
Ortak kültür diplomasisine dönüştürür.

STRATEJİK BAKIŞ: KÜLTÜREL MİRAS YUMUŞAK GÜÇTÜR

Bugün devletler yalnızca ekonomi ve askerî güçle etkili olmuyor.

Kültür de büyük bir güçtür.
Tarih de büyük bir güçtür.
Mimari de büyük bir güçtür.

Türkiye ile Bulgaristan arasında Osmanlı mirası doğru şekilde ele alınırsa bu konu gerilim üretmek yerine ortaklık üretebilir.

Turizm gelişebilir.
Akademik iş birlikleri kurulabilir.
Ortak sergiler hazırlanabilir.
Dijital arşivler oluşturulabilir.
Gençler tarih projelerine dahil edilebilir.

Sofya’daki Büyük Camii bu sürecin sembolik başlangıç noktalarından biri olabilir.

ASIL MESELE İADE DEĞİL, SAYGI

Elbette bir gün yapının yeniden ibadete açılması veya farklı bir statü kazanması da tartışılabilir.

Ancak bugün en temel mesele şudur:
Bu yapının tarihî kimliğine açıkça saygı gösteriliyor mu?

İlk talep bu olmalıdır.
Adı görünür olsun.
Geçmişi anlatılsın.
Kim tarafından yaptırıldığı yazılsın.
Cami olduğu saklanmasın.
Osmanlı dönemi yok sayılmasın.
İşte tarihî adalet buradan başlar.

TARİHİ GERİ GETİREMEYİZ AMA HAFIZAYI ONARABİLİRİZ

Sofya’dan ayrılırken Büyük Camii’nin duvarlarına bir kez daha baktım.

Beş asır geçmiş.
Devletler değişmiş.
İnsanlar değişmiş.
Şehir değişmiş.
Ama yapı hâlâ ayakta.
Bu bana şunu düşündürdü:
Tarih her zaman geri getirilemez.
Ama tarihî hafıza onarılabilir.
Bir minare yeniden yapılmayabilir.
Bir külliye yeniden kurulmayabilir.
Ama adı yeniden söylenebilir.
Hikâyesi yeniden anlatılabilir.
Yeni nesillere aktarılabilir.
İşte asıl mücadele budur.

TAŞ SUSMAZ

Büyük Camii bugün bir müze olabilir.
Arkasında insanlar kahve içebilir.

Sokaklardan tramvay geçebilir.
Sofya modern bir Avrupa başkenti olarak yaşamaya devam edebilir.

Ama bütün bunlar o yapının geçmişini değiştirmez.
Orası bir zamanlar Koca Mahmud Paşa Camii idi.

Yüzyıllarca Müslümanların ibadet ettiği bir mekândı.
Bir külliyenin merkezindeydi.

Bir medeniyetin Sofya’ya bıraktığı izlerden biriydi.
Bence bugün söylememiz gereken söz şudur:

Biz geçmişi geri istemekten önce, geçmişin doğru anlatılmasını istiyoruz.
Biz kavga değil, tarihî dürüstlük istiyoruz.

Biz ayrıştırmak değil, ortak hafızayı korumak istiyoruz.
Çünkü geçmişini saklayan toplum geleceğine güvenle bakamaz.

Ama bütün tarihini kabul eden toplum, daha güçlü bir gelecek kurabilir.
Minare yıkılabilir, işlev değişebilir, tabelalar değişebilir.
Fakat taşın hafızası değişmez.
Sofya’nın kalbindeki Büyük Camii bugün bize tam da bunu anlatıyor.

Arzu ÜNAL
BGSAM Başkan Yardımcısı